UZUNÇALAR

Soul Sacrifice - Stranded Hate

Mehmet Ekici - 29 Ekim 2005

Yıllardır herkesin diline dolaşmış olan "neden Pentagram dışında bu ülkeden başka grup çıkıp patlayamıyor?" türküsünün sonu bu kez Soul Sacrifice ile gelecek sanırım. Grup; adını sıkça çıktığı konserlerindeki başarısıyla duyurmuştu ülkemizde zaten. Albüm için acele etmediler ama turnayı da gözünden vurdular. Her şeyden önce albüm kapağı kendi başına bir sanat eseri.

CD'yi elinize aldığınızda size bu albümün ne kadar ciddi, özenilerek hazırlanmış bir çalışma olduğunu anlatmaya yetiyor. Şimdiye dek gördüğüm yerli albümler içinde en kaliteli görsel tasarıma sahip olanın bu olduğunu düşünüyorum. Albümü dinlemeye başladığınızda kısa bir elektronik intro ile karşılanıyorsunuz ama bu "Hollow Cold"u daha da vurucu hale getiren 'fırtınadan önceki sesszilik' sadece. Bu parça kesinlikle Soul Sacrifice'ın dillere marş olacak parçalarından biri. Aslında bunu daha fazla anlatmak istemiyorum, Soul Sacrfice'ın ilk yumruğu herkes için bir sürpriz olsun. İkinci sıradaki "Blind" ise zaten albüm çıkmadan öncede bilinen, konserlerde çalsalarda tepinsek diye beklenen bir parçaydı. Böylesine güzel bir soundla birleştiğinde parçanın kalitesini daha iyi hissediyorsunuz. Parçanın taşıdığı Türk tınılarının ayrı bir tat veridiği tartışılamayacak bir nokta. Studio 74'te yapılan kayıtta öyle bir sonuca ulaşılmış ki parçayı dinlerken grup karışınızda çalıyormuş gibi hissediyorsunuz, yerinizde dumak imkansız hale geliyor. Özgür Özkan'ın özellikle bu parçadaki performansı takdire şayan, "brutal vokal yapayım böğüreyim gitsin" ya da "clean vokal yaparım ben, brutal sanat mı ki?" gibi düşünenlere sunduğu clean-brutal karışımının dar görüşlü insanlara ilaç gibi geleceği kesin.
Dar görüş demişken üçüncü sıradaki "Çocuk Bahçesi" de ayrı bir noktaya parmak basıyor. Soul Scarifice'ın burda yaptığı şey yani; Türkçe bir parçayı grubun çizgisinin dışına çıkmadan icra etmek ve kullanılan vokal teknikleriyle Türkçe'yi geriye itmemek hiç de kolay olmasa gerek. Aslında her parça için söylenecek çok çok uzun şeyler var ama bu da bir kritik ve tadında bırakmak lazım :) Ama yine de "Vision Of Misery"e değinmeden geçemeyeceğim. Ağlayan gitar tınılarıyla dinlediğim en hisli parçalardan biri ve benim için albümde ayrı bir yer edindi kendine.
Albümde dikkati çeken farklı bir nokta grubun deneyselliği. Yer yer kullanılan bağlama, ney, darbuka gibi enstrümanlar, elektronik samplelar öylesine yerinde ve dozu ayarlanarak kullanılmış ki ağzınız açık kalıyor. Perdesiz bass bölümleri, "August"un başındaki piyano partisyonu da albümü mükemmele götüren diğer ayrıntılar. Sound'un kalitesini, orijinal fikirleri, parçaların güzelliğini geçsek bile sayın okur; albümün her saniyesinde gitarlardan çıkan her seste, davulun her vuruşunda, kulağınıza ulaşan her kelimede Soul Sacrifice elemanlarının bu iş için gerçekten ruhlarını feda ettiklerini ve albümün içlerine gizlediklerini anlıyorsunuz ya, bu bile yeter bu albümü almaya.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: