UZUNÇALAR

Red Hot Chili Peppers - Stadıum Arcadıum

Sadi Tirak - 31 Ağustos 2006

Kariyerlerinin zirvesinde olan gruplar için öngörülmüş en büyük tehlike kendilerini tekrarlamaları ya da hissettikleri baskılar sonucunda yaratıcılıklarını tam olarak ortaya koyamamalarıdır. "Californication" şaheseri ile yeniden doğan ve zamanımızın en büyük Rock gruplarından biri olan R.H.C.P. ise şu sıralar kendi kalıpları içinde sınırları zorlamaya devam ediyor.

1984 yılında kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini yayınladıklarında eğlenceli bir Pop-Funk-Rock oluşumundan ibaret olan Red Hot Chili Peppers aradan geçen 22 yılın sonunda dünyanın en büyük Rock gruplarından biri olmayı başardı.
İlk 15 yıla bakacak olursak, sabit kadro ile ilerleyememe sorununa rağmen müzikal gelişimini ve yaratıcılığını her daim arttıran bir grubun varlığından bahsedebiliriz. 1991'deki "Blood Sugar Sex Magik" ile kült mertebesine ulaşan grup, Hillel Slovak adlı gitaristlerinin ölümünün ardından gruba dahil edilen ve iki albüm sonra kendilerini terk eden genç yetenecek John Frusciante'i -Dave Navarallo'lu "One Hot Minute" albümünün ardından- uyuşturucu alemlerinden çekip yeniden gruba dahil etmemiş ve 99'daki efsanevi albüm "Californication"ı kaydetmemiş olsaydı bugün belki de ismini bile zor hatırlayacağımız gruplardan biri olabilirdi.
1999'da "Californication" ve ardından 3 yıl sonrasında da "By The Way" ile öyle hitlere, öyle melankolik melodilere ve öyle eşlik edilesi şarkılara imza attılar ki; Birleşik Devletler sınırları içerisindeki bar konserlerinden, dünyanın her tarafındaki kapalı gişe stadyum konserlerine terfi ettiler.
Son olarak 2002'de "By The Way" albümünü yayınlayan ve zirvedeki yerini sağlamlaştıran gruptan uzun bir dönemden beri yeni bir albüm bekleyen milyonlarca kişi arasındaydık bizler de. Grup da beklentilerimizi boşa çıkarmayan bir albüm ile geri döndü. Üstelik 2.5 yıla yakın süren dünya turnesi ardından girdikleri sessiz sedasız kayıt döneminde kendilerini o kadar kaptırmışlar ki 40'a yakın yeni şarkı hazırlamışlar. Krtiğini yaptığımız bu albüm ise işte bu şarkıların içinden seçilmiş ve iki CD olarak piyasaya sürülmesi kararlaştırılmış 28 şarkıyı içeriyor.
Grubun kurucularından biri olan ve Rock dünyasının en nev-i şahsına münhasır karakterlerinden ve müzisyenlerinden biri olan Flea "Stadium Aracdium" için kendilerini ilk albümlerinden beri en çok heyecanlandıran albüm olarak bahsediyor. Bunun "her yeni albüm öncesi ortaya konan pazarlama stratejileri"nden biri olduğunu düşünebiliriz gayet tabii. Fakat albümü bir iki defa baştan sona dinlediğimizde Flea'ya hak vermek durumunda kalıyoruz. Grup heyecan verici yanını hala taviz vermeden koruyor.
"Californication"dan itibaren Funk/Punk/Rock'tan melankolik Alternatif Rock'a çevirdikleri yörüngelerinde, grup elemanları artık kendileriyle özdeşleşen soundları içinde bu albümde de enstrumanistlik derecelerini tüm hünerleriyle ortaya koyuyorlar adeta.
"Jupiter" ve "Mars" başlıklı 2 CD'den olşan "Stadium Arcadium" için yapılabilecek en kestirme yorum "eğer R.H.C.P. müziğini seviyorsanız, bu albümü de seveceksiniz" şeklinde olacaktır.
Zira kulağımıza çalınan bilgiler; bir önceki albüm "By The Way"in kayıt döneminde grup içinde yaşanan iletişim ve fikir problemlerinin bu albümde yerini saygı, sevgi ve hoşgörüden ibaret bir atmosfere bıraktığı yönünde.
Grup içinde yaşanan kötü bir dönemin ardından ortaya "By The Way" gibi kaliteli bir Rock eseri çıkıyorsa, elemanların birbirleri ile gayet iyi geçindikleri bir kayıt döneminin ardından kötü bir albüm beklemek abesle iştigal olurdu zaten.
Zaman zaman dünyanın en eğlenceli Rock grubu olarak nitelendirilen R.H.C.P.; grup elemanlarının artık orta yaş dönemini de terk edecek duruma yaklaşması ile bu albümde daha sakin bir eğlence anlayışı ortaya koymuş. Gruptan dinlemeye alışık olduğumuz ve yerimizde durmamızı zorlaştıracak eğlenceli melodiler ile Anthony'nin kışkırtıcı sesi, grubun asla kaybetmediği melankolik ve hüzünbaz tavrın içinde bu sefer daha fazla yoğrulmuş durumda. Ve burda bir iddiayı ortaya koyarak, bu albümün grubun en melodik albümü olduğunu belirtmek istiyorum. Doğal olarak şarkı sayısı ile de ilintili bir durum olan bu meselede grup dinleyicinin önüne adeta bitmek bilmeyen bir melodi yığını koyuyor ve sizden onu yedikten sonra sindirmenizi bekliyor. Haliyle hazmedilmesi kolay olmayacak bu albümün, içinde bu kadar şarkı ve bu kadar tek tek güzelleşen beste varken.
Fakat 90'lı yılların en önemli Rock hareketlerinden biri olan Red Hot Chili Peppers için bir albümü defalarca dinleme şansı yaratamayacaksak, kimin için yaratacağız diye düşünmeden de edemiyorum.
Bu kadar fazla şarkıyı barındıran bir albüm için şarkıların teker teker analizini yapacak değilim. Zaten bu durumda grup da bir güzellik yapmış ve Rock dünyasının en önemli şahsiyetlerinin kılıklarına büründükleri klibi ile ilk single olarak yayınladıkları "Dani California" ile albümü bir güzel özetlemişler. Grup elemanlarının ilk defa hepsinin birden aşık olduğu bir dönemde yazılan şarkıların genel olarak neden bahsettiğini sanırım anlatmaya gerek yok. Fakat grubun maskotu olan bir köpeğin ölümü üzerine yazdıkları "Death Of A Martian" gibi veya "Turn It Again" gibi dansederek tanrıyla iletişim kurma hakkında yazdıkları şarkılar da var bu 28 şarkının içerisinde.
Daha ticari olacak bir hamle ile iki CD'yi de ayrı ayrı piyasaya sürme fikrine kapılmayan ve zaten böyle bir numaraya da yaratıcılıkları bakımından pek ihtiyaçları olmadığını düşündüğümüz grup elemanlarının "Jupiter" ve "Mars"ında gezinirken bakalım hangi aşk hülyaları düşleriniz ya da düşüncelerinizden geçecek ve bakalım hangi şarkılarda müzik eşliğinde eğlenmenin o tarifsiz hazzına varacaksınız.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: