UZUNÇALAR

Queensryche - Operation Mındcrime Ii

Sayat Ayık - 30 Nisan 2006

Seattle'ın yeryüzüne sunduğu en önemli topluluklardan biridir Queensrÿche. Heavy Metal'in samimi ve sözünü sakınmayan yüzünü temsil eden Amerikalı grup; 1988 tarihli konsept albümleri "Operation Mindcrime" ile unutulmaz bir başarıya imza atmıştır. Kariyerleri boyunca orta dereceli albümleri olmuş fakat kötü albüm yapmayı, kötü şarkı sözü yazmayı layıkıyla becerememişlerdir.

"Empire" (1990) ve "Promised Land" (1994) albümleriyle "her defasında yeni bir şey" felsefelerini oldukça yüksek satış rakamlarına oranlamışlar ve kıskananları çatlatmayı da başarmışlardır. Kalıcılığın, tutarlılığın ve gerçek müziğe nasıl sadık kalınacağının örneklerini veren Queensrÿche: toplumsal, politik mesajlar vermeyi de kaygı edinmiş entelektüel seviyesi yüksek bir gruptur. Amaçları hiçbir zaman sadece köşeyi dönmek veya uçkur eğlendirmek olmamıştır. Öyle olsa, bu kadar emek harcamaları gerekmezdi değil mi? Her ne ise biz asıl mevzuya gelelim. Operation Mindcrime II"ye
Albüm ilk dinleyişte âşık eden bir yapıya sahip değil. Ayrıca albümün "Operation Mindcrime"ın bir devamı olduğuna kendinizi fazla kaptırıp, grubun yeni denemelere girme hevesini ve başarısını görmezden gelirseniz; sonuç hüsran olur. Sound olarak albümün ilk "Operation Mindcrime" ile hiçbir ilgisi yok. Elemanlar, müziğin nereye gittiğini bilen yenilikçi müzisyenlerin ve müzik dinlerken tarz ayrımı yapmaksızın kendini geliştirmiş olanların büyük keyif alacağı bir albüm hazırlamış. Hikâye ise kaldığı yerden devam etmekte. Progressive Metal/Rock âleminin sistem eleştirisi konusunda ortaya çıkardığı en önemli yapıtlardan biri ve en iyi konsept albümü kabul edilir ilk "Operation Mindcrime". Hatırlanacağı üzere Amerikan Başkanı "Baba" Bush dönemi yayınlanmıştır. Beyin yıkama politikaları konusunda uzman ABD'nin geçmişte yediği tokatlara (bkz. "Mançuryalı Aday" filmi. 2004'de yeni versiyonu çekilen aslı 1962 yapımı film. Filmdeki karakterlerin kurgu ürünü olmadığı ortaya çıkmıştır) benzer bir tokat da Queensrÿche atmıştır. Felsefesini Orwell'in ölümsüz yapıtı "1984"den alan "O:M", asla sadece bir "albüm" olmamıştır. Çok kaliteli bir müzik eşliğinde çok yerinde bir "tepki"dir aynı zamanda. Bu derece ses getirmesinde bunun da payı çok büyüktür. İkinci bölüm de tesadüfe bakın ki oğul Bush'un başkanlık dönemine denk geldi. Zamanlama yine anlamlı. Yine ortalık karışık. Fakat bu albümün yaratacağı etki daha hafif olacak, o kesin. "Operation Mindcrime II"yi dinleyecek "çoğunluk" dünyada olan bitenin zaten farkında, bu birinci sebep. İkinci neden ise hikâyenin devamının ilk bölüm kadar vurucu olamayacağı gerçeği. Çünkü: devam niteliğindeki yapıtlarda ilk bölümün başarısı çok yüksekse ikinci bölüme fazla bir şans kalmaz, bir çok sanat dalında çok az devam bölümü bir öncekini aşabilmiştir. Ayrıca ilk bölümün hikâyelenmesindeki güncelliği ikinci bölümde grup ne derece yakalayabilmiş tartışılır. Son olarak ilk "O:M"ın en önemli şarkılarında Chris DeGarmo'nun yaratıcılığını zorladığı düşünülürse, ikinci albümde bu eksiklik de hissediliyor tabii. Heavy Metal'in 80'lerde yaşadığı altın çağın da geride kaldığını buraya eklesek mi acaba? Bu bağlamlarda irdeleyince albümün benzer yoğunlukta bir etki bırakmasını beklemek de yanlış ve anlamsız olur sonucuna varıyoruz. Albüme şarkı bazlı bakıldığında "One Foot In Hell", "The Hands", "Signs Say Go", "The Chase", "A Murderer?", "An Intentional Confrontation" derin etki bırakırken. "I'm American" ve "Hostage" az farkla geriden takip ediyor bu şarkıları. Geriye kalan şarkılar vuruculuklarıyla değil de tarzlarıyla dikkat çekiyorlar: "Speed Of Light", "Circles" ve özellikle "If I Could Change It All" melankolik haliyle sizi içine çekiyor. "A Junkie's Blues" ve "Fear City Slide"da grubun Stone Rock halleri de pek hoş, bu genele de yansıyor zaten. Vokallerin şarkının konumuna göre değişen havası size bir çok vokalin tadını aynı albümde verebiliyor. Dr. X'i seslendiren Ronnie James Dio ve bayan geri vokal Pamela Moore de gerekeni fazlasıyla yapmış. Albümün sounduna geri dönelim. Oldukça çağdaş bir sound. Kolay dinlenebilir melodik yapı, günümüzdeki yeni progressive müzik eğilimleri göz önünde bulundurularak geri plana çekilmiş. Bu da albüme zaman tanımayı gerektiriyor. Peki bu soundda eksik, yanlış hiçbir şey yok mu? Orta Avrupalı müzikseverlerin bu yeni soundu fazla Amerikan bulma ihtimalleri var. Fakat bu bizi etkilememeli. Politik bazda fazlasıyla sıkıntısını yaşadığımız Orta Avrupa - ABD çekişmesini gelin müzikal beğenimize bulaştırmayalım ve bu güzel albümün tadını çıkaralım.




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: