UZUNÇALAR

Paradise Lost - Paradise Lost

Sayat Ayık - 28 Mayıs 2005
Dinsel, tinsel, toplumsal konularda ender rastlanan bir çok yönlülüğe sahip bu İngiliz filozofun yazın dünyasında önemli bir yeri vardır: "Sansürcüler- ki, kendilerinin yanılmazlık ve dürüstlük timsali oldukları söylenemez- nasıl yaşayacağımız konusunda bizim adımıza karar veremezler. Tanrı insanlara akıl ödünç vermiştir. Yani, okuma ve iyi ile kötü arasında vicdanın emirlerine göre seçim yapma yeteneğini vermiştir. Tanrı, bize olan güvenini, istediğimiz kitapları okuyup, kendi adımıza değerlendirmeye yönelterek gösterir. Matbaanın anahtarı cennetten inmedir Ruhlar hapsedilmemelidir. Kamuyu ilgilendiren konular üzerinde, serbestçe konuşmanın ve yazmanın zamanı gelmiştir artık. Kazanan, hiç kuşkusuz, yalnızca gerçek olacaktır." John Milton. (Bu sözlerin 300 yıldan fazla zaman önce söylenmiş olduğunu da belirtelim, yani o zamanlar için asılma nedeni olabilir bu sözler.)
Milton, "Devil's Advocate" ve "Seven" filmlerinin de baş esin kaynaklarındandır.
Gelelim asıl konumuz müziğe. Müziğe felsefesini veren etkenlerden birinin edebiyat olduğu düşünülürse, İngiliz gotik grubu Paradise Lost'un da (adı üstünde) baş esin kaynağının Milton'un felsefe yapısı olduğu ortaya çıkar. "Lost Paradise" (1990) , "Gothic" (1991),  "Shadows Of God" (1991) adlı albümleriyle gotik metal tarzın ilk sinyallerini veren grup "Icon" (1992) ve "Draconian Times" (1995) adlı başyapıtlarıyla bu tarzı oturttmuştur. Şarkı sözlerinde hayata dair kafa karıştıran sorulara yanıt arayan grup, kendi keşfettiği tarzı (Sister Of Merci'nini etkisini de unutmadan) devrimle alaşağı eden birçok grup gibi "One Second"da (1997) gotik rock/metal-elektronik-drum'n bass tarzları alaşımıyla bu devrimi yaşamış ve artık Paradise Lost müziğini yapmaya başlamıştı. Grup daha sonra "Host" (1999) albümüyle tamamen kendilerine has gotik tarzıyla elektronik müziğe yönelmişti.
Nedendir bilinmez Emi'den çıkan kalitesi, prodüksiyonu üst seviyede ve besteleri güçlü bu albüm elektronik müzik dinleyicisi tarafından pek sevilmedi, belki de daha bu tarz bir albüme kimse hazır değildi. "Beleive In Nothing" (2001) ile bocalayan ve alternetif bir tarza yönelen grup "Symbol Of Life" (2002) ile "One Second"-"Host" arası elektronik altyapılı gotik rock/metale yöneldi. Grup 18 Mayıs 2003'de İstanbul, Orta Kemancı'da unutulması güç bir sahne performansı gösterdi. 2005'e geldiğimizde ise İngiliz beşli kendi adını taşıyan albümleriyle gotik rock/metale kesin dönüş yapmış. Ama geçmiş geçmişte kaldı Paradise Lost için.
Şu an geldikleri olgunluğu bir geri dönüş albümü olarak nitelememek gerek. Brütal vokallere geri dönüş yok, elektronik altyapı da tamamen silinip atılmış değil sadece çok bastırılmış. Bestelerin hiç biri geçmişteki Paradise Lost ile tam anlamıyla örtüşmüyor kendine has havalarının varlığını hissedebiliyorsunuz. Kısaca tarz olarak her ne kadar bir köklere dönüş var ise de besteler olabildiğince özgün. Açılış için ideal "Don't Belong" ile ağır aksak başlayan albüm, "Close Your Eyes" ile hızlanıp, parçadaki davullara özellikle dikkat. "Grey"den sonra albümün eskiye nazaran daha heavy olduğuna kesin gözle bakıyorsunuz. Tempo düşmek bilmiyor. "Redshift"de isyan eden Holmes "see my dreams, they're not like anyone's" nakaratıyla içinize işliyor. Arkadan gelen "Forever After" ki ilk single olarak listelerde üst sıralardaki yerini şimdiden aldı. Tek hit bu parça değil benden size tiyo... "Sun Fading" çektiği acıyı isyana dökmeyi de bilenler için yazılmış sanki, "Laws Of Cause" da nihayet vasata yakın bir şarkı buldum diye sevinirken "All You Leave Behind" hevesimi kursağımda bırakıyor. "Accept The Pain" de acılardan kaçmak mümkün mü diye soruyor, "Shine" da konuşmak, dinlemek, karşımdakini gerçekten anlamak istermiyim acaba diye düşünüyorum biraz. "Spirit" gitarlardaki esnek melodiler ile albümde farklı bi konumda duruyor. Eh tempo biraz düştü gibi... Ve harika bir kapanış şarkısı "Over The Madness" özellikle Mackintosh'un yaratıcılığını zorladığı bir şarkı olarak dikkat çekiyor.
Evanesence ile tavan yapan gotik rock/metal tarzın ilk ve hala en özgün temsilcisi Paradise Lost gerek tutunduğu felsefedeki istikrarı ile gerekse de müzikalitesiyle adını sağlamlaştırmış durumda. Albüm sarsıcı, kendine getiren, düşündüren bir yapıya sahip, müzikalite olarak son zamanlarda ilk dinleyişte vurulduğum albümlerden biri bu oldu diyebilirim. Grek Makintosh bestesi müzikler, vokal rengi artık kültleşen Nick Holmes eseri derin ama basit şarkı sözleri, alın size "Kayıp Cennet"in müziği

İngiliz gotik edebiyatının William Sheakspeare'den sonra en önemli şairi ve filosofu kabul edilen John Milton, Dante'nin "İlâhi Komedya"sı benzeri 12 ciltlik "Paradise Lost" adlı eserinde Âdem ile Havva'nın kaybettiği cenneti anlatır. Daha sonra bu esere 'şeytanı yücelttiğine dair' aldığı eleştiriler üzerine yazdığı "Paradise Regained"da ise cennetin İsa tarafından yeniden bulunduğunu, yaratıldığını savunur.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: