UZUNÇALAR

My Dying Bride - A Line Of Deathless Kings

Mert Yıldız - 31 Ekim 2006

Bana göre iki grup My Dying Bride fanı var. İlki grubu '90'larda, her albümlerinde hem hüznün doruklarına ulaştıkları hem de sürekli yeni bir şeyler ortaya koyup insanları şaşırtabildikleri zamanlarda tanıyanlar. Yani sadece hüznün ve melankolinin değil, aynı zamanda avant-garde metalin de kralı oldukları zamanlar.

İkinci grup ise mütemadiyen grubu 2000'li yıllarda tanıyan ve fanı olan, grubun her yeni albümünde ortaya manyakça yenilikler koymasına alışkın olmayan fanlar.

Ben ilk gruba aidim. Grubu 1994 sonlarında "Turn Loose The Swans" ile tanıdım. "The Cry Of Mankind"ı dinlediğinde "oha bu nasıl bir parça yapısı", "For My Fallen Angel"ı dinlerken "bu nasıl bir müziktir", Black Voyage'ı dinlerken "yuh, şerefsizler nasıl bir drony bölüm kullanmışlar ulan" diyen kitledenim.

Ve bu grup 1999 senesinden beri bana böyle laflar dedirtemiyor.

Gruplara ayırma olayını My Dying Bride'ın albümleri için de düşünebiliriz. Bana göre iki grup ve bu iki grubu keskin bir biçimde ayıran tek bir albüm var:

 Grup 1: (Avant-garde Doom Metal'in kustal eserleri, grubun her birinde bir öncekinde yaptığını ileri taşıdığı, müziğine tamamen yeni etkiler kattığı, kendilerini ileri taşıdığı albümler)

- As The Flower Withers

- Turn Loose The Swans

- The Angel And The Dark River

- Like Gods Of The Sun

 

Kırılma noktası: (Grubun önceden yaptığı her şeyi ters yüz eden "ya sev ya nefret et" başyapıtı)

- 34.788% Complete

 

Grup 2: (Grubun cepten yediği, önceden yaptıkları şeylerden seçkiler yapıp bunları sentezledikleri albümler)

- The Light At The End Of The World

- The Dreadful Hours

- Songs Of Darkness, Words Of Light

- A Line Of Deathless Kings

 

Evet. Son albümü de bu gruba dahil ettim. Bu iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi o biraz size kalmış. Ama maalesef bu benim için pek hoş bir durum değil. Çünkü iki albümdür grubun çıkış noktasına, yani avant-garde'lığa dönmesini ve farklı bir şeyler denemesini bekliyorum. Grup da bu albümde son 2 albümdür takılıp kaldıkları sentezden farklı bir şeyler denemek istediğini albümü "34.788%" Complete albümünde olduğu gibi Academy'de kaydedip Chapel stüdyosunda miksleyerek ortaya koyuyor ama albümdeki yeni etkiler çok nadir ve grup kendine farklı bir doğrultu vermek isterken yine geçmişine dönüyor, bu kez daha kısa ve sade parçalar ile daha vokal tabanlı bir yöne gittikleri "Like Gods Of The Sun" albümüne.
"A Line Of Deathless Kings" 1998'de çıksaydı çok daha anlamlı bir albüm olurdu çünkü o zaman grup bunu "Like Gods Of The Sun"ın arifesinde, sonraki "Turn Loose The Swans" – "The Angel And The Dark River" sentezi albümleri yapmadan yapmış olurdu. Albümdeki fikirler daha taze hatta orijinal olurdu. Ancak 2006 senesinde yaşıyoruz. Ve bu albümdeki rifflerden tutun vokal melodilerine kadar neredeyse her şey grubun önceden test ettiği ve kullandığı şeyler. Albümde çoğu kısımda benim gibi grubun avant garde yönünü seven birisi için rahatsız edici bir deja vu hissi hakim. Aaron'ın vokallerdeki ufak tefek yenilikçi denemeleri, grubun tekrar gitar solosu kullanmaya dönmesi, "34.788%" albümünü hatırlatan daha rocky davul partisyonları maalesef Andy ve Hamish'in defalarca kullanıp eskittikleri klişe melodiler ve birbirine çok benzeyen parça yapıları içinde silinip gidiyor.
Albümde kulağa "taze" gelen 3 parça var. Açılış parçası "To Remain Tombless" ve "Love's Intolerable Pain", "Like Gods Of The Sun" albümünün genel karanlık havasını yansıtan güçlü 2 MDB usulü heavy doom parçası ve en azından grubun uzun zamandır denemedikleri sound'lara sahipler. Kapanıştaki komik isimli "The Blood The Wine And The Roses" ise hem albümdeki en heavy parça, hem de daha geleneksel motifler üzerine giden gitarları ile yenilikçi bir yapıda.

Yine "Like Gods Of The Sun" albümünün havasını yansıtan diğer 3 parça, "And I Walk With Them", "Deeper Down" ve "One Of Beauty's Daughters" tahminimce tam Aaron'un istediği yapıda MDB parçaları. 3 parçada da vokaller olayı götüren unsur olarak görülüyor, grup introlara gerek duymuyor ve bol bol Candlemass-vari riffler dikkat çekiyor. Ancak 3 parça da benzer gidişatlara sahip ve bu da bir süre sonra insanın ilgisinin dağılmasına sebep oluyor.
Geride kalan 3 parça ise gavurların deyimiyle "My Dying Bride by numbers" tadında parçalar. "L'amour Detruit" albümün en uzun parçası ve bütün riffleri "The Light At The End Of The World" albümünden arak. "I Cannot Be Loved" baştan sona tanıdık, sağlam melodiler içeren gotik tatta ama dinledikçe bayan bir parça. "Thy Raven Wings" ise grubun dinleyiciyi istismar ettiği, "Sear Me III" tadında bir parça. Güzel ama gereksiz. Tabi ki grup fanların ne isteyeceğini biliyor ve böyle parçalar ile kendini riskten uzak tutuyor.
Albümde maalesef klasikleşebilecek bir parça göze çarpmıyor. Müzikal seviye genel olarak ortalamanın üzerinde. Gitaristler Andy ve Hamish işlerini memur gibi yapıyorlar, ne eksik ne fazla. En fazla öne çıkan eleman yeni davulcu. Bana Bill Law'u anımsattı. Aaron da önceki albümlere göre daha içten bir performans gösterse de aynı kelimeleri ve aynı melodileri sarf etmekten çekinmiyor. İlginç ve aslında beklenen bir değişim de çok ufak bir iki bölüm dışında brutal vokallerin tamamen saf dışı edilmiş olması.
Klavyeler ise varla yok arası. Sarah kendine söyleneni yapıyor ve öyle görünüyor ki bu albümde kendine fazla bir şey çalmaması söylenmiş, zira oluşturulmak istenen sound daha geleneksel, daha heavy ve daha kuru.

İşte bu noktada gruptaki büyük bir eksiklik iyiden iyiye açığa çıkıyor: Keman.

Pekala, grup keman olmadan da çok iyi, keman olmasa da bir şekilde başarılı olurlardı. Amma ve lakin keman partisyonlarının vakti zamanında bu grubun bu denli özel olmasında en fazla etkiye sahip unsurlardan biri olduğunu reddetmek için salak olmak gerekir. Benzer partisyonları klavye ile de çalabilirler ancak asla kemanın tınısını vermeyeceği bir gerçek.

Grup "Like Gods Of The Sun" gibi bu daha kuru ve sade sound üzerine gittiği zaman da artık bu eksiklik iyice belirgin bir hale geliyor ve zaten orijinallik yoksunu olan bu müzik etkisini iyiden iyiye kaybediyor ve grup daha çok bir MDB tribute grubu halini alıyor.
Grup neden kemancı bulamıyor peki? Bilinmez. Ya çok tembeller, nasıl olsa kemansız da dinleyicimiz var, uğraşmaya gerek yok diyorlar, ya da kemandan sıkıldılar, bu şekilde daha iyi olduklarını düşünüyorlar. Sonuçta karar da onların. Andy abimiz Calvin'in de olmadığı bu kadroda grubu artık neredeyse tek başına yönetiyor çünkü, ne istersek onu yaparız, başkasının düşündüğü umurumuzda değil diyor. Aynı yenilikçi Adrian Smith ayrıldıktan sonra gruba Janick Gers gibi Steve Harris'in sözünden çıkmayan bir gitaristin gelip de Maiden'ın kısır döngü içine girmesi gibi, Calvin'in ardından gelen Hamish de gruba farklı bir yön getiremiyor ve grup bence gittikçe batıyor. Acı ama gerçek.
Sonuç olarak bu albüm "The Dreadful Hours" ile birlikte grubun en kötü albümü, belki de en kötüsü. Her ne kadar bu albüm bugün değil de 1998'de çıkmış olsaydı daha etkili olabilecek idiyse de büyük bir kısmında ciddi bir ilham eksikliği, sağlam riff yazamama belirtisi kendini gösteriyor. "A Line Of Deathless Kings" grubun 2000'lerde fanı olup kendilerini "melankolinin kralları" olarak tanıyanları memnun edecektir, ama benim gibi grubu Aaron-Calvin-Andy-Ade-Martin-Rick kadrosuyla metal müzikte hiç seçilmemiş bir yönde önderlik ettikleri zamanlarda tanıyanlara bayat geleceği kesin. İşin komiği grubu en fazla etkileyen 2 isimden biri olan (ve gruptaki avant garde etkilerin çıkış noktası diyebileceğimiz) Celtic Frost 16 sene sonra yeni bir albüm yapmış ve hala tabuları yıkarcasına orijinal şeyler üretebilirken bu bayatlık acı bir şekilde hepten göze batar hale geliyor.






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: