UZUNÇALAR

Melechesh - Emissaries

Tunca Arıcan - 31 Ekim 2006

1997 yılında The Pentagram "Anatolia" albümünü çıkarttığında gruba olan saygım kat be kat artmış, "Unspoken" ile ise çok önemli bir yere yerleşmişlerdi benim için. Neden mi? Grubun ikinci albümü "Trail Blazer" her ne kadar Nuclear Blast tarafından Avrupa'da dağıtılmış ve Pentagram'ın adı duyulmaya başlanmışsa da asla bu çalışmayı sevememiştim.

Çünkü grubun özgün bir tarz arayışında olduğu çok bariz hissedilen, vokallerin çok zayıf olduğu ve bir o kadar da başka bazı gruplardan bazı belirgin "esinlenmeler"! içeren bir albümdü. Fakat "Anatolia"  bir önceki albümünün aksine tüm yaratıcılık ve ustalığıyla Türkiye metaline ciddi bir katkıydı bence. Bu çalışma da Türkiye dışında Century Media tarafından dağıtılmıştı hatta. Bu albümden sonra gelen "Unspoken" ise artık Pentagram'ın (Mezarkabul oldu Türkiye dışında) bence artık devleştiği bir çalışmaydı.
Çünkü, bu iki albümle grup, özgün tarzını oluşturmuş, Türkiye'ye ait melodik yapısını parçalarına çok iyi bir şekilde yedirmiş ve yerelleşme ne demek bize göstermişlerdi. Çok açık ki, enstrüman kullanmaya hakim müzisyenler ve icra edeceğiniz türe ait şarkıları söyleyebilecek iyi bir vokal bulursanız her türlü müziği çalabilir ve de bunun yanında ticari başarılar kazanabilirsiniz ama icra ettiğiniz türe bir şey katmış olmazsınız. Artık metal müziğinde, bence ihtiyaç duyulan farklı rifflerin ve yerelliklerin yaratılmasıdır.
Beslendiğiniz coğrafya ve tarihle yoğrulmuş ezgileri değerlendirerek bir şeyler yaratmaya çalışırsanız aslında bu modern müziğe çok şey katmış olursunuz. Çünkü Black Sabbath'dan bu yana sanırım hemen hemen çalınmamış riff kalmamıştır. Artık yeni bir şey üretmek oldukça zor bir iş haline gelmiş, ticari başarılar elde etmek ise bir o kadar kolaylaşmıştır. Bu yerelleşme kavramı üzerinden en nihayetinde gelmek istediğim konu aslında Melechesh'in son albümü "Emissaries" olacak. 
Aslında Black metalden pek hoşlanan bir metal kafa değilim. Darkthrone dinlediğim zamanlar oldu ama o zaman dahi aslında black/death tarzındaydı bu adamlar [Soulside Journey (1991)]. Moonspell "Wolfheart" albümü black diye anılırken ya da Rotting Christ black metal olarak çağrılırken ortada farklı bir durum olduğu çok aşikardı. Sevdiğim sound daha eklektrik, melodik ve gotikti. Tabi ara ara bir çok black metal grubuna şans verdim. Özellikle Norveç Black metali ve pure black ile paslaştım ama ısınamadım gitti. Birkaç sene önce Melechesh'in "Djinn" (2001) albümünü dinleme şansı yakaladım. Aşikar ki black metaldi bu da ama içinde bana yakın olan bir melodi geçiti vardı. Bibliyografisine baktığımızda görüyoruz ki elemanların her biri oldukça farklı etnik gruplara mensup fakat grubun kurulduğu ülke İsrail. Nette araştırma yaptığımızda ortaya çıkan tablo daha ilginç. Asurlusundan, Ermeni kökenlisine ya da Ukrayna'dan dahi eleman var bu grupta. Hatta, Russ Givens (Proscriptor)'ın yerine geçen bir Avrupalı da var artık (Hollanda). Kısaca bu grup bir nevi, o meşhur kavramla oldukça "çokkültürlü" (multikültürel).
Özellikle "Sphynx" (2003) albümünde Orta Doğu ezgilerini yoğun bir biçimde kullanan, Sümer mitolojisinden sıkça bahseden grup aslında bu aralar daha çok gündemimizle ilgili. Hatırlarsanız, geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin ilk Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ son çalışmasında Sümerliler'de türbanı fahişelerin taktığından bahsettiği için suç duyurusunda bulunulmuş, mahkemeye çıkartılmış ve beraat etmişti. Sümerliler, yazıyı ilk kullananlar olarak hep önemli olmuş ve Prof. Çığ tek tanrılı dinlerin kaynağını burada aramamız gerektiğinden birçok çalışmasında bahsetmişti (Muazzez İlmiye Çığ'ı Sümerliler üzerine çalışmaya yönlendiren kişi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çok tanrılı dini olan Türklerin "tekleşmesinin" nelere mal olduğunu sorgulamanın gerekliliğini sorguya açan kişidir aslında Mustafa Kemal).  Bu kısa nottan sonra Melechesh'e dönelim tekrar.
Grubun son albümü "Emissarries" Ekim sonunda piyasaya çıktı. Son iki albümünde olduğu gibi yoğun Orta Doğu ezgi ve ritimleri ile harmanlanmış albüm, her ne kadar müthiş davulcu Proscriptor'dan mahrum olsa da ezgilerdeki çekiciği nedeniyle etkileyici bence. Zaten bu ezgi yoğunluğu nedeniyle kendilerine Mezopotamya Metal'i demeyi tercih ediyorlar. Zengin bir coğrafya olarak Mezopotamya zaten kendisini hissettiriyor albümde. Davul kısmında bazı sıkıntıların olmadığını söyleyemeyeceğim.  Proscriptor'un Doğu ezgileriyle koşturan vuruşları yok bu albümde. Biraz da güçlü sound yakalamak için sanırım stüdyoda da üzerinde fazlaca oynanan davullar, diğer iki albümdeki o etkileyici ritim hissiyatını pek vermiyor ama yine de çok da kötü olduğunu söyleyemeyeceğim. Aslında son albümün kayıtlarında daha temiz ve güçlü bir hava yakalamak için sanırım ek bir çaba sarf edilmiş. Fakat ben son iki albümdeki daha kirli olanın daha içten olduğunu düşünüyorum. Vurmalılar Doğu ezgileri için çok önemli olduğundan da kaynaklanıyor olacak ustaca çalınmış ritimler bambaşka oluyor tabi ki. Fakat, bu albümde kullanılan saz ve ney'in çok şık olduğunu söylemem gerek. Özellikle enstrümantal  yedinci parça "The Scribes Of Kur" ve sondaki gizli parçadaki Doğu mistisizmi derinden hissedilmekte.
Bir önceki albümde de yedinci parça yine enstrümantal bir çalışmaydı ("The Arrival Ritual") ve saz da kullanılmıştı. Grubun kurucusu ve vokal/gitardaki Ashmedi'nin Asur/Ermeni kökenli olduğu düşünüldüğünde ve bu etnik grupların coğrafyamıza yakın oldukları da akla geldiğinde aslında ezgilerin ve enstrümanların neden bize tanıdık geldiğine şaşmamak gerek diye düşünüyorum. Özellikle albümün en kısa parçası "Gyroscope"a dikkat edilmeli bence bu ezgi konusunda. Oldukça tanıdık ve oryantal bir havası olan parçadaki ezgiye benzer bir motifin farklı sound'u ile Avusturya'dan Hollenthon'un "Domus Mundi" (1999) albümünde, ezanla başlayan "Homage-Magni Nominis Umbra" da olduğu görülebilir ki bence her ikisi de çok hoş ezgiler. Bu albüm ve bundan önceki iki çalışma bence Norveç Black Metali'ne seçenek oluşturmaktadır. Hatta bu konuda yazılmış makaleler olduğunu belirtmemde fayda var sanırım. İngiltere'den Keith Kahn Harris, Melechesh ile Norveç Black metal grupları arasındaki gerilim hakkında çok çarpıcı yazılar yazmıştır. Özellikle Neo-Nazist eğilimleri olan Norveç gruplarının İsrail kökenli olduğu için saldırdığı Melechesh hakkındaki makalesi sanırım okumaya değer.
Burada ilgi çekici husus, bu tarz folklorik ezgiler kullanan extreme metal grupların İsrail'den çıkıp başarı kazanmaları sanırım. Örneğin Salem ya da Orphaned Land gibi gruplarda da etnik öğelere sıkça rastlanılmakta. Ama tabi folklorik etkiler sadece İsrail gruplarında yok. Örneğin İspanya'dan pagan/black metal grubu User Ne çalışmalarında İspanyol ezgilerini çok iyi kullanmakta ya da Finntroll, Finlilerin o hareketli polkalarının enerjisini şarkılarına çok iyi yansıtmakta bence.  Bu örneklerle coğrafyanın önemi sanırım daha iyi anlaşılabilir (Darkseed'ten Stefan Hertrich'in proje grubu 'Betray My Secrets'ın farklı etnik ezgilerle dolu aynı adlı müthiş albümünü de burada anmak istiyorum. Albümde Doğu ezgilerinden yerli Amerikalılara, Uzak Doğu ezgilerine kadar bir çok motif bulunmakta). 
Melechesh bir black metal grubu. Black metal aşikar ki öncelikle şarkı sözleriyle ayrılır bir çok türden. Demonolojiden mitolojiye uzanan çizgide aslında en fazla yerelleşmesi gereken türdür. Çünkü her coğrafya kendi "şeytanını" yaratır. Şeytan aslında yerel bir kavramdır. "Şeytanın Genel Tarihi" adlı kitabında Gerald Messadié bu yerelleşmeyi çok iyi aktarır bizlere. Şeytan basitçe dinsel bir kişilik değil fakat kötülüğün toplumlar tarafından algılanış biçimidir. Melechesh, tarihi başlatan Sümerliler'den beslenerek aslında ilk algılayışın ne olduğuna dair bize işaret vermekte. Bunu hem müzikal hem de şarkı sözleriyle yapmakta. Dinler ve tanrılar eklektiktir. Bu müzik de böyle. Tek renkten sıkılanlara başka bir alternatif oluşturabilir.  



 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: