UZUNÇALAR

Mastodon - Blood Mountain

Sadi Tirak - 31 Ekim 2006

Progresif ve fusion öğelerin metal müzikle son derece modern bir tınıyla size ulaşmasını istiyorsanız, Amerika'nın yeni kaçıkları Mastodon, 2006 çıkışlı "Blood Mountain" adlı albümleri ise size bir selam çakıyor. Bu denli zor hazmedilir bir müzikal yapı, ne denli benimsenecek peki?

Şimdilik iyi gidiyorlar. Bunu en azından; kuruluşlarından 6 yıl sonra dünyanın en büyük müzik firmalarından biri olan Warner Music Entertainment'e geçmelerinden, tanıtımını okuduğunuz bu albümün Amerika'da 2 yüzbin barajını birkaç haftada geçmesinden veya gruba Grammy Müzik Ödülleri adaylığı kazandırmasından anlayabiliriz.
Kendi web sitelerinde "Progressive Sludge Metal" olarak adlandırdıkları tarzlarına dahil bir şekilde piyasaya sürdükleri üçüncü albümleri olan "Blood Mountain" şimdiye dek gruptan dinlediğimiz en iyi ürün.
Birçoğumuz grubu 2004 yılında çıkardıkları "Leviathan" adlı albümleri ve o albümden çıkan meşhur hitleri "Blood & Thunder" sayesinde ilk kez duymuştu. Şimdi ise sırada bu garip topluluğu daha yakından tanımamızı sağlayacak olan "Blood Mountain" var.
Evet, onlar garip bir grup. Bunu ilk olarak şarkı sözlerindeki mizah, yer yer absürtlük, yer yer ciddiyet veya ironi unsurlarından, sonra da müziklerinde sıklıkla yer verdikleri karmaşık beste yapısı ve konserlerindeki performanslarından anlayabilirsiniz. Verdikleri röportaj demeçleri de cabası (Grubu yakından takip edenler Dream Theater hakkında ne düşündüklerini çok iyi anımsayacaklardır bu hususta.)
Mastodon, 3'üncü albümü "Blood Mountain"da da bu karmaşık yapılı beste oluşumunu ve aşırı ustalık gerektiren enstruman kullanım özelliklerini muhafaza etmiş ve bu iki değer üzerine daha fusion, daha teknik ve daha kaliteli şarkılar ortaya çıkarmış durumda.
Grup bu albümü tek bir hikaye olarak konsept şarkılarla hazırlamış ve aslında ilk olarak tüm albümde, bütün bir albüm uzunluğunda olacak tek bir şarkıya yer vermek istemiş. Fakat ardından bu fikirden vazgeçmişler ve böylelikle albüm de 12 şarkılık bir formatta bizlere ulaşmış durumda.
Grubun bassçısı Troy Sanders albümün konseptini şu sözlerle açıklıyor: "Bir dağ var, kan dağı Kaçışın ve kurtuluşun olmadığı... Konsept bu dağa tırmanmakla ilgili. Dağda kaybolmuşken, ağaçların ve korulukların arasında başınıza birçok şey gelebilir. Açlıktan ölüyorsunuzdur, hallüsinasyonlar görüyorsunuzdur, değişik yaratıklardan kaçıyorsunuzdur. Avlanacaksınızdır. Bu albüm de tüm bu mücadele ile ilgili işte."
Albüme müzikal açıdan yaklaşacak olursak ortaya çıkan sonuç iç karartıcı (fakat dinledikçe ve alıştıkça tam tersi bir niteliğe de bürünebilmekten geri kalmayan), komplike, teknik ve bol atraksiyonlu bir sound İç karatıcı çünkü grup kolay tekrarlanabilir ya da diğer bir ifadeyle "eşlik edilesi" melodiler üzerinde oynamıyor; tam tersine zor takip edilir, notaları duydukça kafa karıştıran melodilerle uğraşıyor. Dinledikçe tam tersi etki yapması da o başta zor gelen partisyonlara kulağın alışması ve ezberlemesi ile ilgili zaten Komplike çünkü aynı anda tüm enstrümanların çalınması zor partisyonların altından rahatlıkla çıktığı ya da bir diğer ifadeyle karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç bölümlerde enstrüman kullanımın hakkının fazlasıyla verildiği ve de bu sayede müziğin karambol bir yapıya bürünmesinden kurtarıldığı birçok bölüm mevcut bu albümde.
Grup bu özelliklerin arkasına aslında kısa kısa bölümler halinde dinleyici anında yakalayabilecek riffler veya melodiler de yerleştirmiş durumda. Albümün hazmını kolaylaştıracak birkaç faydalı hareket yani
Grup konuk müzisyenlere de yer vermiş durumda. Albümün en kolay yakalanabilir parçalarının başında gelen ve kısa zaman içinde bir Mastodon klasiği olacak olan "Crystall Skull"da California Oakland'lı Progresif Sludge grubu Neurosis'in gitaristi/vokalisti ve söz yazarı Scott Kelly konuk vokalist olarak yer almakta. (Kendisi Mastodon'un 2004 çıkışlı albümü "Leviathan"da da "Aqua Dementia" adlı şarkıda vokallerde gruba eşlik etmişti).
Albümden yayınlanan ikinci video klibe (ilk klip "The Wolf Is Loose"a çekilmişti) sahip olan şarkı "Colony Of Birchmen"de Queens Of The Stone Age grubunun beyni Joshua Homme Mastodon'a eşlik ediyor. Bu şarkı ile grup aynı zamanda 49. Grammy Müzik Ödüllerinde "En İyi Metal Performansı" dalında adaylık kazandı.
Albümdeki 11'inci şarkı olan "Siberian Divide"da ise son dönemlerin gözde rock gruplarından The Mars Volta vokalisti Cedric Bixler-Zavala var. Aynı grubun piyanisti Isaiah "Ikey" Owens ise Mastodon'a bu albümdeki son şarkısı olan "Pendulous Skin"de gruba eşlik ediyor.
Favorim olan şarkılar ise albümün açılış parçası "The Wolf Is Loose", kan dağının tepesindeki kristal kafatasına ulaşmaya çalışan adamın öyküsünü anlatan "Crystall Skull", bütün albüm içerisinde farklılık arz eden müzikal yapılarıyla "Hunters Of The Sky", albümdeki en sürükleyici parça olduğuna inandığım "This Mortal Soil",  adeta takılmış CD hissi yaşatan bölümleriyle "Carpillarian Crest" ve sonlarındaki blues/cazz karışımı gitar kullanımıyla "Pandelous Skin". Albümde öne çıkan bir diğer dikkat çekici parça "Siberian Divide"daki ana tema ise şöyle: Albümde anlatılan karakter; öldürücü soğuğun tüm vücudunu dondurduğu tipinin ortasında kalakalmış bir şekilde açlıktan halisünasyonlar görmeye başlar. O sırada İru kar kraliçesi karşısında peydah olur ve ona kendi ruhunu yemeye başlayabileceğini söyler, o da kar kraliçesinin dediğini yapmaya başlar. Ve bir seher poyrazı belirir, bunun tanrı olduğunu düşünür. Poyraz, dağa beraberinde getirdiği kristal kafatasını etkilemeye ve vücudunu ısıtmaya başlar. Seher poyrazının tanrı olduğu bilgisiyle birleşen bu sıcaklık, ona tekrardan devam etme gücü verir.
Bu dağdan kurtuluş yok!






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: