UZUNÇALAR

Lamb Of God - Sacrament

Tunca Arıcan - 31 Ekim 2006

"Yahya ertesi gün İsa'nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: «İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu (Agnus Dei) (the Lamb of God)! (Yuhanna, 1: 29) "Eksiklik, Müzik ve Fidye"den : İsa Mesih niçin çarmıhta öldü? Diye sorar Zizek ve Yeni Ahit'ten, İncil yorumcularından bir ayetle girizgah yapar sorunun yanıt arayışına: "Canını birçokları için fidye vermek için" (Markos 10: 45).

Peki fidye kime ödenmiştir ? ikinci sorudur: "Mesih'in ölümü Tanrı'nın Şeytan'a ödediği bir bedeldi, günahkarken sahibimiz Şeytan'dı, gereken bedel ödenince Şeytan bizi serbest bıraktı"
İsa a.k.a Tanrı Kuzusu, etini fidye olarak verdi şeytana ve artık günahları temizlendi insanlığın. Günahlarından arınan insanoğlu, İsa'nın etiyle "kutsandı" (Sacrement).
Yıl 2006, Lamb of God  (Tanrı Kuzusu) aramızda yine ama bu sefer "The" yok başında ve tokat yediğinde diğer yanağını da çevirmekten yana değil. Konumuz Lamb Of God'ın son albümü "Sacrement". Bu albüm hakkında naçizane düşüncelerimi paylaşmaya sekizinci parçası "Forgotten (Lost Angels)" dan çok kısa bir alıntı yaparak başlayacağım:
I can't write you a happy song (Sana mutlu bir şarkı yazamam,)
I can't write you a sing-a-long (Sana içi gülen şarkılar yazamam.)


Mutluluk üzerine konuşmayan bir albüm bu diğerleri gibi ve sanırım çoğumuzu bu nedenle kendine çekiyor bu tarz müzikler. Lamb Of God, ilk dinlediğimden bu yana aslında sevdiğim bir grup. Sitenin birinde bu grubun tarzı için şöyle bir yorum yapılmış: "Gerçek metalciler yaptıkları müziğe metalcore diyor". Uzun zamandır metalcore hakkında yapılan yorumları çoğumuz biliyoruz. Ne denli sıradanlaştığını, aynılaştığını, feyz aldığı At the Gates ekolünü hüsrana uğrattığını ve bence, ki en önemli eleştiri unsuru, ticarileştiğini yakından takip ediyoruz. Bu nedenle içinde metalcore geçen bir yazı yazmak dahi iki kere düşünme nedeni oldu sanırım. Lamb Of God benim anlayışımda saf bir metalcore grubu değil açıkçası. Bir önceki yoruma göre demek ki ben "gerçek" metalci değilim. Varsın olsun. Çünkü baştan belirtmem gerekiyor ki ben bu grubu seviyorum ve bu son albümü de dinlemekten zevk aldım. Hele bir söz var ki albümde "Descending" parçasında aslında bence çok şeyi özetliyor:
"This god that I worship (a faded reflection).
This demon I blame (a flickering flame).
Conspire as one, exactly the same.
It's exactly the same."

Bu taptığım tanrı (Solan bir yansıma)
Bu suçladığım şeytan (parıldayan bir kıvılcım)
Tek olarak saldırırlar, kesinlikle aynılar.
Kesinlikle aynı

Bu albüm, 1998 tarihli "Burn The Priest"den bu yana grubun gelişim ve olgunlaşma sürecini çok iyi yansıtmakta. "Burn The Prist" hızlı, daha ziyade old school death ile thrash karışımı bir albümken aslında grup, 2003'ten itibaren "As The Palaces Burn" ile farklı bir yöne doğru kaymaya başladığını göstermektedir. Daha temiz bir sound ve orta-tempo şarkılarla, death metal yoğunluğunda azalma, daha post-thrash  bir sound ve yeni müzikal eğilimlere de ışık yaktığını gösterir ki bu albümden bir yıl sonraki "Ashes Of The Wake" aslında oldukça olgun sound ve melodik yoğunluğu ile müzikseverlerle buluşur. Bu albümde aslında "gerçek" metalcilerin metalcore dediği türe ait bazı işaretler görülmekteydi. Fakat grup hala, post-thrash ve death metali dengeli bir şekilde kullandığını teknik şarkı düzenlemeleri, vokal tekniği ve enstrümana hakimiyetleri ile de ispatlamaktaydı ki özellikle davullar oldukça dikkat çekiciydi. 
Son albüm "Sacrement" bu konuda çok daha ileri bir seviyede. Öncelikle her parçadaki melodik ve teknik gitar soloları şarkılara ayrı bir hava katmakta. İlk parça "Walk With Me In Hell", girişten itibaren albümün ne denli melodik olacağını gösteriyor aslında. Parçayı baştan sonra gitarlardan çıkan kulakta kalan bir melodi destekliyor. Hırçın vokaller ile parçada öfke ve duygu hakim. Gitar soloları eski Arch Enemy albümlerindeki teknik ve melodik soloları bir parça andırmakta ki daha sonra bu solo tarzını bir röportajda okuduğuma göre çok teknik oluyor düşüncesiyle azaltma eğilimine gittiler.
İkinci parça da aynı şekilde gitarın girişi ve  Randy Blythe'in "Riseeee" diye bağırmasıyla başlıyor. Burada bence dikkat çekici olan davullar ve vokalin arada "Riseeee" diye haykırarak parçaya güç ve öfke katması. Nakaratlar bir parça cliché kaçsa da bütününde iyi bir parça. Üçüncü parça "Redneck", albümdeki en thrash etkilenimli parça bana göre. Bundan sonraki parça "Pathetic" ise bir öncekine göre post-thrash bir sound ile karşımıza çıkıyor. Bazı yerleri Machine Head'i andırıyor sanki. Parçadaki vokal ile gitar rifflerin bir kısmı bu havayı veriyor bana göre.  Aynı tarz, bir sonraki parçada da devam ediyor. Altıncı parça, "Descending" benim albümdeki favorim. Derinden gelen gitarlar ile açılan parçadaki davulları dinlemek gerçek bir zevk. Geriye düşen gitar ve üzerine oldukça hırçın okunmuş vokalin ardından giren melodi gerçekten tüylerimi diken diken ediyor ki susmayan vokal, koşan davullar ve gitarın geride hepsine destek verişi bence parçayı çok başarılı kılmış. Sözleriyle de çok klas bence. Sonlara doğru koşan parça, bass gitarın kısa vuruşları ile başa dönüp sonlanıyor. Diğer üç parça "Blacken The Cursed Sun", "Forgotten (Lost Angels)", "More Time To Kill" albümün genelinden bağımsız parçalar değil. O nedenle tek tek anlatmayacağım. Son parça "Beating On Death's Door" albümün post-thrash'e selam gönderdiği bir parça ve riffler bu parçada da bunu iyi hissettirmekte.
Genel olarak bu albüm için bunları diyebilirim. "Gerçek" bir metalci olmadığımdan olsa gerek bu albümü sevdim açıkçası. Grup, adı gibi kuzu kuzu gelip de dizlere kapanıp da gururunu ateşe vermiyor tersine öfke ve hiddeti harmanlayarak günahlarından arındığını sanan insanlığa sesleniyor:
"This god that I worship (a faded reflection).
This demon I blame (a flickering flame).
Conspire as one, exactly the same.
It's exactly the same."


 


 


 

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: