UZUNÇALAR

Hiç yaşlanma Udo!

Berk Çavdar - 11 Nisan 2015

Sevgili arkadaşlar; izniniz olursa sizleri cehennemin en dibine davet ediyor, orada zebanilerin en tontonu ile safkan bir heavy metal ziyafetine eşlik etmenizi öneriyorum. Huzurlarınızda Udo Dirkschneider ve Decadent (2015).
Maksimum iki senede bir albüm yapan zat-ı muhteremin akranları bizim buralarda Ziraat kuyruğunda mayış yolu gözlüyor. Her şeyden önce yaşa hürmet diyorum. Be mübarek; biz daha 30'lara göz kırpan yaşlarda geberik hale gelmişiz, sende tık yok maşallah!

Hiç yaşlanma Udo!

Çok gerilere gitmeden dar kapsamlı bir değerlendirme yapacak olursak; iki senelik periyotlara bağlanmış haliyle 2007 Mastercutor, 2009 Dominator ve 2011 Rev Raptor albümleri arasında elle tutulur bir değişiklik bulmak isteyenin hevesi kursağında kalır. Vakti zamanında Stefan Kaufmann bir ton bulmuş, aman yarabbi daha da kimseyi amfiye yaklaştırmamışlar kurcalanmasın diye!

Haydi sound olarak istikrardan yanasın paşa anladık da, şarkıların trafiği de mi hiç değişmez yahu? Neredeyse süreleri bile aynı olacakmış şarkıların. Neyse efendim, zira böyle önceki albümlere yönelik "bir ince sitem" temalı lafları Decadent(2015)'in farkını daha açık ortaya koysun diye söylemekteyim.

Steelhammer(2013)'e kavuştuğumuzda ise değişimin ılık meltemi yüzümüzü okşamaya başlamıştı. Nitekim Decadent(2015) hem alıştığımız U.D.O vur-kaç formunu en üst düzeyde yakalamış Speeder gibi klasikleri hem de klavye heavy metale ahanda böyle yedirilir dedirten 7:36'lık Words On Fire gibi dur-kalklı denemeleri barındıran nefis bir albüm olmuş.

Değişmeyen şeylere gelecek olursak; en başta diyeceğim şey elbette vokallerin mikrofonlara hücum ettiği marşvari nakaratları, bir konser olsa da yumruklarımızı sıka sıka kaşlarımızı çata çata söylesek hissi. Bu durum benim için hiçbir U.D.O albümünde değişmeyen nokta.

Bir başka değişmeyen ve benim çok hoşuma giden nokta da bu nevi şahsına münhasır sese sahip metalci büyüğümüzün meramını anlatırken kullandığı beginner düzeydeki İngilizce. Herhangi bir U.D.O şarkısını mırıldanırken yeni bir lisan keşfetmenize imkan yok. Her şey açık ve net: We Are So Decadent, This Is A Decadent World, So Decadent!

Değişenlere gelirsek; herhalde en muazzamı, memleketine kurban olduğum Andrey Smirnov. Almanya'dan devrim bekleyen Lenin'i biraz(!) geç duyup soluğu kamuflaj pantolonlu Almanların arasında almış gibi. Neyse; abartmayalım, herifçioğlunda melodi bitmiyor, soloları jilet gibi. Parmaklarının değmediği nota kalmamış albümde.

Efendim en güzel, en afili lakırdıları sona sakladım. Bu albüm, sounduna denk bir şekilde lirikleriyle de tam bir haykırış. Başta albüme ismini vermiş ve klibi çekilmiş parça Decadent olmak üzere Untouchable ve Pain gibi şarkılar isyankar yönümüzü gıdıklıyor. Klip de zaten yeterince anlatıyor bu yozlaşmış, kokuşmuş düzeni. Lakin inanın kuru bir feryat figan yok ortada. House Of Fake'de geçen sözlerde de belirtildiği üzere "You are nothing without us" diyerek gözlerimize inen perdeyi kaldırmanın, "fake" hayatı tarihin çöplüğüne atma derdi hissediliyor.

Uzundur müzikçalarıma böyle basları gürül gürül akan, soloları beni benden alan, melodileri ıslığıma yapışan, nakaratları dilime pelesenk olan bir heavy metal albümü koymamıştım. Ne diyeyim; sen çok yaşa, hiç yaşlanma Udo!

Hiç yaşlanma Udo!
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: