UZUNÇALAR

Galler'in Gururu: Manic Street Preachers ve Futurology

Orçun Onat Demiröz - 10 Temmuz 2014

 

Kütüphanelerin güç verdiği, çalışmanın özgür kıldığı ve ilk kurulduğu günden bugüne kadar defalarca kez metamorfoz yaşamış bir grup Manics. 90'ların başında müzik piyasasına punk etkileşimli, süslü glam tarzlarıyla son derece vamp bir şekilde sızan, yapıtlarında yeraltı edebiyatının tanrısı William S. Burroughs'dan kendisini anlamadan hiçbir şey sıçamayacağınız Karl Marx'a kadar çok geniş bir aralıkta göndermelerde bulunan kitap kurdu bir topluluk. Rock 'n' Roll'un haybecilik olmadığını haykıran ve sosyo-politik açıdan son derece ciddiye alınması gerektiğini söyleyen protest bir oluşum.

Galler'in Gururu: Manic Street Preachers ve Futurology

Daha debut albümleri Generation Terrorists yayınlanır yayınlanmaz grubu kült statüsüne taşıyan ve medyayı peşlerinden sürükleyen karakter şu anda yeri yurdu bilinmeyen, sırra kadem basmış, manik depresif, intihara meyilli, anoreksiya nervozalı, falçatayla kendini oymayı seven, öyle yalandan değil harbiden kaçık Richey James Edwards olmuştu. Onun yazdığı ultra arıza, acının damla damla aktığı liriklerle, dönemin ne Amerikalı "grunge'ına" ne de İngiliz "indie'sine" benzeyen alternatif müzikal kurgu birleşince ortaya eşsiz bir kombinasyon çıkmıştı ve ortalığı kasıp kavurmuştu. Özellikle karizmatik Nicky Wire'ın modern ve kösnül David Bowie görünümüyle, gizemli androjen Richey James'in herkesin gözü önünde kendini kesip biçme ritüelleri fırfır akıllı genç kızların gönüllerini titretmiş, grup bir anda "popüler kültürün" tahtına oturuvermişti. Çığ gibi büyüyorlardı ki kendisini kış uykusuna yatan bir hayvana benzeten, kronik mutsuz, yaralanmasının mümkün olmadığını zaten ölü olduğunu her fırsatta dile getiren Richey ansızın ortadan kayboldu. Tabi bu kayboluş ve yitiriliş yapılan her oylamada tüm zamanların en efsanevi albümlerinden birisi seçilen, 90'ların başyapıtlarından olan The Holy Bible'dan sonra gerçekleşince grup elemanları da şoka girmiş ve dumur olmuşlardı. Nasıl bir yol izleyeceklerini kestiremiyorlardı ama Richey'nin mirasına sonuna kadar sahip çıkıyorlardı. Onun gidişinin ardından gruba kimse dahil olamadı ki bıraktığı izden ötürü de olması mümkün değil.

Galler'in Gururu: Manic Street Preachers ve Futurology

Anti kahraman Richey'nin buruk vedasından sonra grup temelsiz kalmış, ciddi bir duruş sıkıntısı yaşamış ve çeşitli arayışlara yönelmişti. Ve işte tüm bu süreç içerisinde kimi zaman çok doğru manevralarla çok doğru işlere imza atmışlardı, kimi zaman da vasatın oldukça altında seyreden eften püften albümler yayınlamışlardı. Örneğin; Everything Must Go gibi son derece retro bir gitar sound'una sahip, 70'ler kokan, temiz ve içerisinde birçok hit barındıran şahane bir albüm de yapmışlardı ama buna karşılık sırf müzikal anlamda revaçta olduğu için Lifeblood gibi elektronik altyapılı, zorlama, doğrultusuz, köklerine yabancılaştıkları bir albüm de kaydetmişlerdi. Bu sürekli dönüşümün en önemli sebebi satış rakamlarının ve prestijin Manics için önemli bir husus olmasıydı. Belki bunu direkt olarak kabaca dile getirmemişlerdi ama çaktırmadan yanlamayı da iyi becermişlerdi. Sırf yeni genç kuşak dinleyicilerin ilgisini çekmek için Your Love Alone Is Not Enough gibi tribünlere oynayan bir power-pop ballad'ına da imza atmışlardı, Rihanna gibi "trendsetter" bir pop ikonunun liste başı parçalarından birisi olan Umbrella'yı da cover'lamışlardı. Ama hap müptelası ya da Bonzai kafasına sahip lümpen bir çevreden değil, politik işçi sınıfından geldiklerinden ötürü gidip Küba'daki Karl Marx salonunda konser vermeyi görev edinmiş ve de sonrasında Oasis grubu için " Onlar gidip George Bush'un finosu Tony Blair'la takılsınlar, biz gerçek halk kahramanı Fidel'le takılırız. " demeyi de bilmişlerdi. Sınıf mücadelesi, ırkçılık, seksizm ve homofobia gibi meselelerde hiçbir zaman taviz vermemiş, bu noktaları kırmızı çizgiler olarak betimlemişlerdi.Galler'in Gururu: Manic Street Preachers ve Futurology

Açıkçası geçen yıl yayınlanan melankolik ve son derece durağan Rewind The Film albümünden hemen sonra Futurology gibi parlak ve dinamik bir albüm beklemiyordum. Bu denli kısa bir süre içerisinde düzenlemelerin ve prodüksiyonun bu kadar muhteşem olduğu, haşmetli bir albüm şaşırttı. Son yıllardaki Manics daha çok formül esasına göre müzik üretiyordu. Sanatsal kaygıları geri planda tutup daha akılda kalıcı ve kolay kavranabilen kayıtlar gerçekleştiriyorlardı. Rewind The Film albümü öncesindeki Postcards From A Young Man albümü bunun en net göstergesiydi. Abartılı orkestral düzenlemelerin olduğu, gitar sound'unun fazlasıyla yumuşatıldığı ve basitleştirildiği bir albümdü. Zaten Manics'in Richey'le doğan o eski vahşiliği yok olalı çok oldu. Manics'in dönemdaşı olan gruplar arasından sıyrılarak özel olmasını sağlayan o şahane ilk albümlerdeki saldırganlık, sivrilik ve ayrıksılık artık yok. Ama bu albümde uzun bir aradan sonra dikkatleri çeken bir deneysellik mevcut. Albüme bulaşan fütüristik ve plastik bilim kurgu sosu ve endüstriyel sekanslar oldukça tatmin edici. Dreaming A City(Hugheskova) ve Mayakovsky gibi distopik, space rock esintili, içerisinde harika bass guruldamalarının olduğu enstürümantal parçalar bu deneyselliğin en güzel örnekleri. Albümün isminden anlaşılacağı üzere ortada bir "gelecek bilimi" mevcut ve bu mesele oldukça derinlikli işlenmiş. Avrupa simgesi ve Avrupalılık ironik bir şekilde ele alınmış. Liriklerdeki karanlık ve dijital "Blade Runner" atmosferi müzikal bir keskinlik ve enerjiyle bütünleştirilmiş. Bilim kurgu dokusu Futurology, Walk Me To The Bridge, Let's Go To War ve Europa Geht Durch Mich(Alman açılımı) parçalarında doruğa çıkıyor. Yeni albüm ayrıyeten bir Manics albümünde olmazsa olmaz ballad'lara da sahip. Divine Youth ve The View From Stow Hill çok iyi yoğurulmuşlar. Sonuç olarak; Futurology genel yapısı itibariyle Manics'in 2000'li yıllardaki en sıkı albümü olan Journal For Plague Lovers kadar sağlam, klas ve doyurucu bir albüm olmuş. Oldukça yukarda seyrediyor ve fazlasıyla keyif veriyor. 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: