UZUNÇALAR

Dar-ül Efkar & Sur

Özgür Palaz - 20 Ekim 2012

Dar-ül Efkar & Sur

Birkaç hafta oldu sanırsam, Dar-ül Efkar grubunun üyelerinden Mert Kamiller ile Bohem Bar'da Atlantisten Gelen Adam nezdinde görüştük. Rock müzik 'piyasası', albüm çıkartmanın zorlukları, emlakçılar gibi her köşeyi kapatan müzik yapımcıları ve 'halkla ilişkilerciler' (bunlara artık PR deniliyormuş, "pi-yar" diye okunuyor), kodaman müzik eleştirmenleri üzerine uzun bir konuşma oldu bu. Tabii ki sadece ciddi şeyler üzerine konuşmadık, iş-güç, İzmir, İstanbul, muhafazakarlık, sıradan geyikler de bu görüşmemizde vardı. Sevgili Mert bize yeni çıkarttıkları "Sur" isimli 5 şarkılık kısa albümü verdiğinde, Delikasap'ta albümün bir kritiğini yapmanın iyi olacağını düşündük ve harcanan onca emeğe bizim de bir katkımız olsun istedik (Biraz da Atlantisli'nin bana bu işi kitlemesi de var elbet). Şaka bir yana, daha önceden ismini duymadığım İzmir menşeli Dar-ül Efkar grubunu bu albüm ile tanıyacak olmak ve bu konuda bir yazı yazmak, naçizane, beni onore etti.

Albüm kritiğine başlamadan önce Mert ile de bir miktar konuştuğumuz bir konudan sayın okuyuculara da bahsetmek isterim; mevzu, rock müziğin Türkiye'deki içerisinde bulunduğu kısır durum idi. Uzun zamandır çevreme söylediğim bir şey var, o da Türkiye'deki rock müzik gruplarının birçoğunun uzun zamandır sadece cover icracısı olarak iş yapmaları ve bunun getirdiği kısırlık. Daha önceki yazılarımdan birisinde bahsetmiştim, Sidney Finkelstein isimli sanat eleştirmeni bu duruma şu şekilde yaklaşıyor:

Çağdaş konser müziği kompozisyonlarının çoğunlukla kötü oluşu, konser müziğinin çoğunlukla "ölmüş insanların" müziği olduğunu bilen birçok bestecinin ölmüş insanlar gibi beste yapmaya karar vermelerinden dolayıdır. Bunun yaygın terimi "akademizm"dir. Bu gibi üstü örtülü taklit yapıtlar sıradan icra yöntemlerine kolayca uygun düştükleri, akıl ya da dar görüşlü düşünce tarzını zorlamadıkları için bunların reklamını yapıp sunan kişiler tarafından kabul edilebilir şeylerdir. Bu yapıtlar çabucak silinip giderler, çünkü daha başından cansızdırlar; ama aynı modele uygun olarak kesilip biçilip kotarılmış yeni yapıtlar onların yerini alır.

Rock müzik devrimcidir, isyan eder, sorgular, sosyolojik baskı unsurlarını - toplumsal şablonları reddeder. Ya da bir dönem ederdi. Artık rock müzik deyince gördüğümüz şeyler, birbirinin aynısı yüzlerce içi bomboş müzik çöplüğü, isyankarlık adı altında yaratılan bayağı bir altkültür ve sıradanlık. Biraz fazla iddialı veya didaktik bir sav olsa da ne yazık ki durum bence budur. Bunun en güzel örneğini, canlı performansların icra edildiği yerlerde çok meşhur olan metal-rock cover gruplarının kendi bestelerini ve albümlerini yaptıklarında çoğu zaman ortaya çıkan sıradanlık ve başarısızlıkta görebilirsiniz. Bu tip durumlarda genelde iki tip durum ile karşılaşılıyor: birincisi 20 yıl önce yapılmış olan bir şeyin biraz farklı türevinin yaratılması ve başarısızlık, ikincisi ise gitgide aptallaşan topluma uygun dandik müzik yaparak popülerliği yakalamak ve gene başarısızlık. Rock müzik, 1900'lerde caz ile başlayan ve 60'lardan 90'lara kadar dünyanın içerisinde bulunduğu devrimsel hareketlerden beslenerek büyümüştü ve milyonları etkilemişti. Ancak şu andaki konjonktür, sosyolojik koşulların değil, rock müzisyeninin devrimci, kitleleri harekete geçirebilen bir yapıda olmasını gerektiriyor. Bu nedenle sadece tüketime hitap eden rock müzik, artık kısırlığa girmiş durumda.

Bu kadar kafa ütülemeden sonra albüm kritiğine gelebiliriz. Öncelikle Mert Kamiller ve diğer ekip arkadaşlarına Türkçe bir albüm yapma kararlılıklarından dolayı teşekkür edelim. Sözümüz meclisten dışarı, Türkiye'de 300 kişiye zor hitap eden grupların "yurtdışına açılma" kisvesi altında yaptıkları yabancı dillerdeki albümleri de bir anmış oluruz böylece. Beş şarkıdan oluşan "Sur", şarkı isimleri ve sözleri incelendiğinde ilk olarak insana içsel isyanlarını anlatan bir albüm hissiyatı veriyor.

"Günlerin geçtiği bir düş (Sur - Bölüm 1)" ile iyi bir yabancılaşan bireyin yaşamı sorgulayışları ile albüme giriş yapıyoruz. İkinci şarkı "Dişe diş, kana kan" ile, intikam anlatılarak Çav Bella ile bitiriliyor. 'İntikam'ı ise, farklı müzikal episodlardan oluşan bence albümün en iyi şarkılarından olan "Bunu duy" izliyor. Bana ilginç bir biçimde Ogün Sanlısoy'u hatırlatan "Denizlerden bi' damla su" ve albümün en iddialı şarkısı olmaya aday olan "Geri dönüşü olmayan yollar (Sur - Bölüm 2)" ile albümü bitiriyoruz.

Tüm şarkı sözlerinin ve bestelerin Mert Kamiller'e ait olduğu albümde, müzikleri de büyük oranda gitarların götürdüğünü söyleyebiliriz. Açıkçası bass partisyonları ve davullar olması gereken en minimal düzeyde icra edilmişler gibi duruyor. Sert doğu ezgilerinin hakim olduğu albümde kendini hatırlatıcı melodiler var, bol bol armonik minör, kışkırtıcı söz var. Türkiye'de piyasa değeri yaratmayan bir şey yaratmak artık cidden çok zor. Bu nedenle binbir emekle müzik icra eden Dar-ül Efkar grubuna da tekrardan teşekkür ediyoruz ve parası olan herkese albümü almalarını tavsiye ediyoruz. Albümü D&R'lardan temin edebilirsiniz.

Dar-ül Efkar

Mert Kamiller : Gitar - Vokal

Evren Duruk : Bas gitar

Ersin Çakmur : Davul



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: