UZUNÇALAR

Communic - Waves Of Visual Decay

Sayat Ayık - 31 Ağustos 2006

Günlük yaşamda karşılaştığımız olaylara neyin etkisinde kalarak tepkiler veriyoruz sizce? Çoğunlukla "Medya"nın öyle değil mi? Şunları bir göz önüne getirelim mesela: televizyonlardaki bazı dizilerin, bazı haber programlarının insanlar üzerindeki yönlendirici etkisini çok net gördüğümüz Türkiye'de; her yerde şiddet artmıyor mu?

Mussolini'nin faşist İtalyası savaştayken; İtalyan radyolarının, İtalya toprak kaybederken dahi sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi aşk ve kahramanlık şarkılarını çalması, gazetelerin her şeyi olumlu göstermesi ve büyük yenilgileri değil küçük zaferleri pompalaması, "Mussolini İtalyası"na olan inancın yükselmesini ve Mussolini'nin tahtını daha geç kaybetmesini sağlamamış mıydı? Sağlamıştı.
Medyanın insanlar üzerindeki etkisini ve "bazılarının" neyi, nasıl isterlerse insanlara öyle sunabildiklerini, anlatmaya çalışıyor grup elemanları. "Waves Of Visual Decay" işte bu konsept ile karşımıza çıkıyor ilk albümdekine benzer şekilde.
Norveçli Communic, ilk albümü "Conspiracy in Mind"(2005) ile müzik dünyasına oldukça sıkı bir giriş yapmıştı. Daha bu albüm yeterince insana ulaşmamışken, bir yılı biraz geçkin bir arayla ikinci albümlerini de yayınladılar. Megadeth, Fates Warning, Nevermore gruplarının bileşkesi olarak özetlenebilecek –fakat sınırlanamayacak- yapısıyla dikkat çekici Communic'in müziği. 80'lerin thrash ve speed, 90'ların death ve progressive öğelerini bir yerde topluyorlar. Elemanları önemli kılan etken de burada gizli. 80'lerin özlenen müziğiyle, günümüzün çıkış noktası olmaya aday müziğini harmanlıyorlar. Bu sayede nostalji olduğunu düşündüğümüz değerleri çağa ayak uydurarak diriltiyorlar. Nevermore grubuna çok fazla benzetilen grup, özellikle vokalleriyle ve yaratıcılığıyla dikkate değer farklılıklar yaratıyor aslında 
"Under A Luminous Sky" ile başlıyoruz. Klasik bir açılış parçası. Nevermore etkisini hayli hissediyoruz bu şarkıda. Fakat yer yer grubun ritim üretmekteki farkını ve progressive tarzındaki özgünlüğü de görüyoruz. Albüm boyunca da göreceğimiz gibi. "Frozen Asleep In The Park": bol ritimli "thrash" atakların arasına ustaca yerleştirilmiş melodik geçişlerle biraz daha heves veriyor albümün kalanı için bize. Derken "Watching It All Disappear" ile grubun anlattığı hikâyeye iyice konsantre oluyoruz. Bir fon müziği oluyor bu şarkı böylece. Gözleri kapatıp dalıp gitmemek elde değil. Arkadan "Fooled By The Serpent" geliyor; grubun bu şarkıda düştüğü yanılgıya bir daha düşmemesini ümit edelim. Aksi halde; karmaşık bir yapı ortaya koyalım, insanları şaşırtıp etkileyelim derken sıkıcı bir hal alabilirler.
"Waves Of Visual Decay" ile  "Watching It All Disappear"da bırkatığımız yerden devam ediyoruz. Albümün bizi etkisi altına almasına tekrar izin vermek anlamına geliyor bu. Yavaş başlayıp hızlanan bu şarkı, nakarat kısmındaki gitar melodileriyle ve  duygu yüklü vokalleriyle bizi kendi âlemine götürmeyi başarıyor. "My Bleeding Victim", ile temposundan ve yakaladığı kaliteden bir şey eksiltmeden yoluna devam ediyor albüm. "At Dewy Prime" ile hayli melodik bir yapıda çıkıyor grup karşımıza. Uzun süreli şarkılar, karmaşık yapı ve çokca melodiyle ilk albümün devamı niteliğinde "Waves Of Visual Decay" aynı zamanda. Eski günleri hatırlatan nostaljik yapısının yanında kurgusuyla çağdaş bir yapıt. "Conspiracy in Mind"ın dumanı da hala tütmekte. Dolayısıyla tarzı seviyorsanız her iki albümü birden edinmenizde ve Communic grubunu, işin başından takip etmenizde büyük fayda var.




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: