UZUNÇALAR

Black Label Society - Shot To Hell

Sadi Tirak - 31 Ekim 2006

Her ne kadar kafasına taktığı "U.S. Army" bandanası ile ve Amerikan ordusu yanlısı tavırları ile asıl işi olan müzisyenliğine konsantre olmamızı zorluyor olsa da Zakk Wylde şaşırtıcı bir yaratıcılıkla her sene yeni bir albüm çıkarmaya devam ediyor. "Shot To Hell" bu albümlerin 2006 yılına denk geleni

Black Label Society adıyla 1999 yılından bu yana her sene yeni bir albüm yayınlayarak bu konuda rekora gidip gidemeyeceğini düşünmemizi sağlayan Zakk Wylde'ın diskografisine dışarıdan bakanlar bu tempo içerisindeki üretkenliğin ne denli yaratıcı olduğunu sorgulayabilir ki bu normal. Anormal olan ise Zakk Wylde'ın "kendi tarzı içerisinde" hala keyifle dinlenebilecek Rock'N'Roll dolu, olabildiğince viski kokulu ve eğlendirici riffler yazmaya devam ediyor olması. Burada "kendi tarzı içerisinde" kalıbını özellikle vurgulamaktan yanayım zira ilk dinleyişte birçok Zakk Wylde parçasını birbirine benzetebilirsiniz. Buna kimsenin itiraz edebileceğini zannetmiyorum. Fakat ortaya çıkarılan ürünlerde şimdiye dek ben herhangi bir kopyalama durumu ile karşılaşmadım diyebilirim.
Söz konusu olan son BLS albümü, aynı zamanda Roadrunner Records etiketi ile çıkan ilk BLS albümü olan "Shot To Hell". Kapağındaki bilardo oynayan yaşlı rahibeler görseli ile oldukça dikkat çekici bir unsura sahip henüz şarkılar dinlenmeden.
Ve play'e bastığımızda karşımıza çıkan ilk şarkı "Concrete Jungle" oluyor. Zakk Wylde klasiklerinden biri olan "gitarı uzun uzun, ağır ağır ve olabildiğince ince bir tonla bağırtma" ekolüne sadık bir şekilde başlıyor albümün açılış şarkısı. Albümdeki karakteristik BLS parçalarından biri bu şarkı aynı zamanda. Yani pek farklı bir müzikal öğe sunmuyor dinleyicilere. Ağır fakat eğlenceli Zakk Wylde riffleri ve melodik bir beste yapısı
Bu tehlikeli ormanın haşmetinden uzaklaşıp ikinci şarkı olan "Black Mass Reverends"e geçtiğimizde ise mid-tempo ilerleyen klasik BLS riffleri tarzında rifflere sahip olan fakat yine de sizi headbang yapmaya zorlayacak ritimler barındıran bir şarkı ile baş başa buluyoruz kendimizi. Zakk Wylde da bu şarkıyla dinleyicilerin farklı bir şey yakalayamayacağını anlamış olacak ki süreyi 2.36'da tutmuş, şarkıyı fazla uzatmamış. Fakat yine de grubu ilk defa dinleyenler şarkıdaki hakim riff yapısına kulak kabartıp işin "hem olabildiğince Rock'N'Roll hem de oldukça heavy" kısmına şaşkınlıkla tepki verebilirler.
Sıradaki parça "Black Out World" ise önceki albümlerde de sık sık karşılaştığımız hatta daha bu albümün bile açılış şarkısında duyduğumuz şu ağır ağır inleyen gitar sesleri ile başlıyor ve ardından yükselen Zakk Wylde çığlıkları Şarkıda sezdiğim şöyle bir kaygı mevcut: "Ağır ağır ilerlerken dinleyici sıkmayacak melodik riffleri de unutmayalım."
Şarkının sert şarkı sözleri ve tüm şarkı boyunca devam eden bass yürüyüşleri de oldukça dikkat çekici açıkçası. Solo kısmı ise gitara ilgi duyan tüm müzisyenleri Zakk Wylde'a hayran bırakabilecek öğeler taşıyor. Zaten Zakk Wylde bunu her albümde birkaç defa yapmasa rahat duramaz.
Ve sırada albümün ilk ballad'ı "The Last Goodbye" var. Aynı zamanda albümdeki piyano sesini duyduğumuz ilk şarkı Şarkının ismine bakarak bile kime yazıldığını anlamak pek güç olmuyor. Dimebag Darrell'ın hayattaki en yakın dostlarından biri olan ve o öldürüldükten sonra "bundan sonra yapacağım her şey Dime'a ithafen, ona saygı ve sevgim adına olacaktır" şeklinde bir açıklama yapan Zakk Wydle'ın bu albümde Dime'a adadığı ilk şarkı. Göstere göstere gelen ve bir anda kilitlenmenizi sağlayan solo bölümünden ve şarkının sözlerinden bunu anlamak çok kolay.
Biraz hüznün ardından tempoyu tekrar orta seviyeye yükseltiyoruz, sıradaki şarkı "Give Yourself To Me" ile birlikte. Ardından gelen "Nothing's The Same"de ise bir şarkılığına terk ettiğimiz melankoli, Zakk Wylde'ın o cüssesinden nasıl çıktığına anlam veremediğimiz narin ve yumuşak sesi ve piyano vuruşları ile yeniden selamlıyor bizi. Bu şarkı da direk olarak Dimebag'e yazılmış ve Zakk bu çok sevdiği arkadaşı olmadan geçen günlerinin aynı olmadığından dem vuruyor.
Ve sırada coşma zamanı. Biliyorum bambaşka ve farklı duyguları yaşayabileceğiniz şarkıların peş peşe dizilmesi albümü dinlerken sizde bir duygusal abondane yaratacak olabilir. Belki de Zakk Wylde'ın tam da yapmak istediği budur, ne dersiniz?

"Hell Is High" özellikle nakarat bölümündeki melodik yapı ve enerjik BLS riffleri ile albümdeki favori şarkım konumuna yükselmiş durumda. Ayrıca bu albüme dair, tekrar tekrar bıkmadan dinlenebilecek şarkı kontenjanını da tek başına dolduruyor diyebilirim. "Hayat güzel dostum, hayat iyi... Çek tetiği o zaman haydi!"
Ve muhteşem bir piyano serenadı ile başlayan "New Religion" geliyor ardından.  Zakk Wylde için karşı cinse duyulan "aşk" ancak böyle anlatılabilirdi. "Sen soluduğum havasın, sen içtiğim ve akıttığım kansın, bu sözler doğruların da çok ötesinde, sen benim yeni dinimsin!"
Bu albümün diğer BLS albümlerinden ayrılmasını sağlayan en önemli unsur konumundaki ballad fazlalığının en iyi sonuçlarından birinde sıra; "Sick Of It All". Zakk Wylde gitarını bağırtmak yerine piyano başında usul usul ayrılık temasını işliyor. Şarkının gitar solosu bölümünde Skid Row, Guns N' Roses ya da Bon Jovi balladları aklınıza gelebilir. Şimdiden uyandıralım.
Albümdeki 10'uncu şarkı olan "Faith Is Blind" ise gerçeklik ve kader konuları ile bağıntılı ve hızlı rifflerin birbiri ardına ara verilmeden dizilmesi sonucunda oluşturulmuş, bu albüme dair en gaz parçalardan biri. Albümde göstere göstere gelmeyen tek gitar solosu bölümü de bu şarkıda mevcut ayrıca.
"Blood Is Thicker Than Water" ise adını "aile bağlarının dostluklardan daha önemli olduğunu" anlatan İngilizce atasözünden almış olup, albümdeki en akustik gitar dolu parçaların başında gelmekte. Bir gün BLS unplugged bir albüm yayınlarsa, o albümde yer alacak şarkılardan birinin bu şarkı olma olasılığı bir hayli yüksek.
Sırada 2.15 dk'lık süresi ile albümdeki en kısa fakat en vurucu gaz şarkı var; "Devil's Dime". "Dime" kelimesinin anlamının ABD ve Kanada'da 10 sent değerindeki madeni para anlamına geldiğini veya bu paraya karşılık gelen uçucu ot anlamında da kullanıldığını burada bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
Albümün kapanışı ise "Lead Me To Your Door" adında bir ballad ile yapılıyor. Şunu hissettirerek; "Acaba Zakk Wylde bundan sonra ballad ağırlıklı bir müzikal yapıya doğru mu ilerlemek istiyor?"
Bekleyip göreceğiz. Şimdilik elimizdekiler ile vakit geçirmek gerek. Çünkü Zakk Wylde klasik BLS kalıpları içerisinde olsa da ortaya yine keyifle dinlenebilecek bir albüm çıkarmış durumda.
Bu arada albümde Zakk Wylde'a gitarlarda Nick Catanese ve davulda Craig Nunenmacher eşlik ediyor. James Lomenzo'nun Megadeth'e geçmesinin ardından ise bu albümde bass gitarları John DeServio çalmış.
Son olarak şöyle bir öngörü ile yazıyı noktalayayım. Bu albüm, BLS ya da Zakk Wylde için her sene bir albüm politikasının son ürünü olabilir. Zira zannımca kendi fanatikleri dahil kimsenin BLS kalıplarında yeni şarkılar duymaya tahammülü kalmadı. Artık bu gitar dehasından daha farklı müzikal yaratıcılıklar bekliyor insanlar.






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: