UZUNÇALAR

Ayreon 01011001

Tunca Arıcan - 3 Mart 2011

Ayreon 01011001

"Tanrıların dahi can sıkıntısına karşı olan mücadelesi beyhudedir" der Nietzsche ki bundan daha önce tanrının ölümünü ilan etmesi ile insanlığın en büyük can sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını da suratımıza küstahça çarpmıştı (Bu söz Deccal, 48.bölümünde yer alır (1888); Tanrının ölümü 1882 yılında yazılmış Şen Bilim, 108.bölümde ilan edilir). Modern dünyanın en can yakıcı hastalığı olarak sıkıntıyla başa çıkmaya çalışan insan, kendi kısır döngüsünu çoktan var etmiştir. Kabaca, insanın doğaya galip gelmek için giriştiği teknolojik ilerleme ve ekonomik hırsları yüzünden ortaya çıkan nihilist dünyanın ortasındaki can sıkıntısı, bununla başa çıkmak için yeniden üretilen ileri teknolojiyle git gide derinleşmektedir. Heidegger buna kısaca "derin sıkıntı" adını verir. Bu, modern insanın en belirgin ruh haline dönüşmüştür ki bundan kaçmak artık imkânsız denecek denli güçleşmiştir. Keza, sıkıntı o kadar derinleşmiştir ki, her türlü çılgınlığa, dâhiliğe sebep olabilecek gizil bir gücü içinde barındırdığı gibi aynı zamanda hem yok edici hem de felç edici de olabilmektedir. Bireye, bilgi ve uzak olana en hızlı şekilde ve kolayca ulaşması için tüm olanakları sunan teknoloji, duygularını yavaş yavaş aldığı insanın daha fazlasını isteme hırsından da beslenerek onu biçare bir halde kendisine bağımlı kılmayı başarmak üzeredir. Mikro düzeyde bu sıkıntıyla başa çıkmasını öğrenmemekte direnen, kestirmeci, tembel, keçi yollu aklıselim olan birey artık teknoloji bağımlılığının yaşamın özü olduğunu var sayarak kendi alıklığını meşru kılma çabasından öte bir yere gidememektedir.

Geniş ölçekli değişimlerin gerçekleşmesinin artık namümkün göründüğü dünyada, kendi yaşamının anlamını makine diliyle dillendiren ve örgütleyen bireylerin çoğalışına tanıklık ediyoruz. Hata payı azalmış gibi görünse de iki rakamdan mürekkep bu dil, tek bir hatayı dahi kaldıracak durumda değildir aslında. Hiçlik ve varlık üzerinden anlam kazanan 0-1 rakamlarının arasındaki sınırsızlık ve olasılıkların farkında olmayan modern insan, bunlarla kodlanmış iç dünyasının dar sınırları içine hapsolmuş fakat bunun nedenini kendinde aramak adına herhangi bir çabaya girmekten kaçınmıştır. Karmaşık teknolojinin geniş sınırlarıyla git gide basitleşen insan ruhuna dair yanıtlar artık bırakın can sıkıntısına çare olmayı, sıkıntıyı katmerleyen kodlara dönüşmüş gibi görünmektedir. Hissiyatımızı çoktan kaybetmiş bir halde git gide zihinsel olarak katatonikleşmenin önüne geçemiyoruz.

Altmışlarda, Durumcular (Situationists) bireyin gündelik hayatına sanat ve kültürle örülmüş devrimci bir düşünce sokmayı denemişti. Sıkkınlığıyla başa çıkmaya çabalayan bireyin, kendi iç dünyasından sanatı ve kültürel etkinliği dışlamadan, tersine bunları harmanlayarak yürümesini salık veren Durumcular, büyük bir dönüşümün mikro değişimlerde gizli olduğunu biliyordu. Bu fikir, aynı kaos teorisinin ifade ettiği üzere, evrendeki büyük değişimlerin küçük oluşumlara bağlı olduğu fikriyle özdeştir.

Stanley Kubrick'in 2001:A Space Odyssey filmi, yaşam kaynakları için mücadele veren iki maymun kabilesinin savaşıyla başlar. Maymunlardan birinin uzun bir kemik parçasını diğer kabilenin üyelerine saldırmak için kullanmayı keşfetmesiyle artık insanların ataları için yaşam başkalaşmaya başlar. Kemiği havağa fırlatan maymun ile uzay gemisine geçiş arasındaki "an", şu anki yaşamın da üzerine kurulduğu fikrin özünü oluşturur. Yaşam artık süreksiz, belirsiz, kaotik anlardan oluşmaktadır. Bunların üzerinde kontrolümüz ise hergeçen an daha da azalmaktadır. Bunun ardındaki sebep karmaşık, yok edici karakteriyle teknolojik ve ekonomik ilerleme hırsıdır. Kısaca, hızlanan yaşamın ortasında duygusuz bir şekilde kalma tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Yukarıda bahsi geçen tema üzerinden Ayreon'un son albümü "01011001"i anlamak sanırım daha anlamlı olacaktır. İlk parça "Age Of Shadows"da hissizleşen, kalplerimizi şekillendiren duygularından ve tutkularından yoksun insanın haykırışını, güçlü rifflerin ve vokallerin eşliğinde çok daha net bir şekilde duyarız:



No more aggression
(No more initiative)
No more suppression
(no more emotions)
No more resection
(no more of all the feelings that shaped our hearts and made us who we are)
No more possessions
(No more suspicious)
No more obsessions
(No more sensations)
No more depression
(no more of all the passions that shaped our hearts and made us who we are


Açıkça, dünyanın gittiği yönün hakkında sorular soran Arjen Anthony Lucassen, bu sorularu metal ve rock sahnesindeki çok önemli isimlerle birlikte dillendiriyor, çalıyor ve sunuyor. Git gide güvensizleşen, hızlanan yaşamın ortasında, arda kalan bir kaç hissimizden olan umutsuzluk ve sıkkın canlarımızı en sıkı vokallerin ağzından dillendiriyor. Örneğin Jorn Lande muhteşem sesiyle "But I need to feel secure" (Comatose) diye haykırıyor bizlere.

Biliyoruz ki, metal sahnesi içersinde bir çok farklı tür var. Her bir tür kendine münhasır müzikal ve anlamsal özellikler taşımakta. "Heavy Metal her çaldığında dünyayı durduruyoruz!" diyor Şanver Ofluoğlu. Bizi dinlemeden hızla ilerleyen tekno-yaşam, heavy metal ile duruyor evet! Çünkü, bu sıkıntıyla bezenmiş hayatların üzerine her bir tür, kendince yorum katıyor. Yaşamdan kaçmak için durdurmuyoruz bu hızlanmış yaşamı biz metal severler. Anlardan mürekkep yaşamı daha iyi anlamak ve duyumsamak için durduyoruz. Kaçmak için durduran varsa, black metal'in kaotik seslerini bu dünyada yaban kalmak için kullanan, death metal'in hiddetinden kırıp dökmek sonra da rahatlamak adına faydalanan ya da power metal'i kılıcını çekip masallar aleminde dolaşmak için dinleyen varsa bu müzik onlar için değil. Rock ve metal tüm hiddetiyle, bazen sıradışı ve gerçeküstücülüğüyle bile hâlâ yaşama dair olanı tefekkür etmek için varolur. Makine dili ile yazılmazlar tersine insan teri ve kanıyla varolurlar. Tutkuları, duyguları ve iddiaları vardır. Didaktik olma iddiasında değilim fakat artık tüm meramlarımız artakalan duygularımız ve tutkularımız üzerine odaklanmıştır. Onları haykırmazsam ben bu dinlediğim müziği duyumsayamam.

Robotları yalnızca mutfakta severim...



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: