SÖYLEŞİ

TEKNİK VE HAYVANİ DEATH METALİN ÖNCÜSÜ NILE GRUBU İLE UYSAL BİR SÖYLEŞİ

Yiğit Elvis İlgü - 14 Mayıs 2009
Sarı, kırmızı ve kahverengi yaprakların her tonunun, serin Berlin sokaklarını devasa bir halıymışcasına kapladığı bir Ekim akşamüstü, Nile ile söyleşi yapmak üzere yola koyuldum.

Trenden indim. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Sokak lambalarının loş ışığının aydınlatmaya çalıştığı yollardan yürüyerek ve yokuşlardan çıkarak, terk edilmiş bir kasabaya benzettiğim şehrin bu banliyösünün ne kadar kasvetli olduğunu düşünürken K-17 adlı konser mekanın önünde buldum kendimi.

Ellerindeki Jack Daniels şişesi ve biralarla, ıslanmamak için bir damın altına üşüşmüş birkaç metalcinin dışında, ortalıkta konsere dair hiçbir belirti yoktu. Aynı mekanda üç sene önce Impaled Nazarene ile röportaj yapmıştım. O zamandan hatırladığım arka kapıya yönelerek içeri girdim.

Karl Sanders efendinin fazla vakti yokmuş; yemeğini yerken bir yandan sorularımı cevapladı... Hatta benim pek hoşuma gitmese de, röportaja başlamadan önce sorularımı görmek istedi. Kaba biri olmasa da, kendisinin çok sıcakkanlı biri olduğunu da söylemek zor...


Nile grubunun kurucusu Karl Sanders ve Yunan bateristi George Kollias ile söyleşi


Selam Karl. Turne nasıl geçiyor?
Bugün turnenin son günü. Çok sağlam gruplarla turnedeyiz (Grave, Belphegor -y). Avrupa'da birçok ülke gezdik ve konser salonlarını hep doldurduk. Bu yüzden mutluyuz.

Turnedeyken sıkıldığın oluyor mu? Her akşam aynı şarkıları çalmaktan falan...
Sahneden inip otobüsdeki yatağıma kendimi atınca bazen 'oh be' diyorum. Gençken tabii, hadi coşalım, hoplayıp zıplayalım, her yerde konser verelim diye düşünüyor insan. Her akşam parti, kızlar, alkol falan... Sahneye çıkıp metal çalmayı hala çok seviyorum fakat eğlence kısmına fazla takılmıyorum artık.

Hangi şarkıları çalıyorsunuz bu turnede? Eskilerden de bir şeyler var mı?
Her albümden çalıyoruz genellikle. Bu turneye başladığımızda doksan dakika çalıyorduk her gece ama bazı teknik nedenlerden dolayı bir saate indirdik.

Kasım ayı sonunda Güney Afrika'da konser vereceksiniz. Avrupa ve Kuzey Amerika dışında nerelerde çaldınız şimdiye kadar?
Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Meksika'ya gittik.

Son albümünüz Ithyphallic'e gelen tepkiler nasıl?
 Birçok iltifatın yanı sıra beğenmeyenler de oldu tabii...

Neyi beğenmemişler?
Bu albümde, teknolojinin gelişmesiyle de alakalı olarak diğer albümlerimize göre temiz, cızırtısız bir sound yarattık. Bence bomba gibi bir albüm oldu. Çaldığımız her notanın net duyulmasını istedik ve bu isteğimize de ulaştık. Bunu beğenmeyenler, oldschooldan uzaklaştığımızı düşünenler. Kim ne derse desin, bu şimdiye kadar en çok satan albümümüz aynı zamanda.


Soundun kalitesini ve her aletin duyulabilirliğini ben pozitif karşılıyorum. Sanırım buna oranla tüm teknik detaylar için de stüdyoda eski albümlere nazaran daha çok vakit geçiriyor olmalısınız.
Doğru. Catacombs of Nephren-Ka albümünü dört haftada kaydetmiştik. Ithyphallic için sekiz hafta harcadık.

Albüme neden Ithyphallic ismini verdiniz? Erotik bi anlamı var galiba.
Eski Mısır'da penisleri kalkık vaziyette yapılmış büyük tanrı heykelleri vardır. Yoktan var etmenin ve tanrıların gücünün sembolüdür bu. Bir bakıma yaşam ve ölümün sembolü... Biz de grup olarak bu ilahi gücü, yani penisi metale uyarladık. (Gülüyor...) 


Yeni albüm planları var mı?
Güney Afrika konserlerinden sonra yoğun bir şekilde çalışmaya başlayıp önümüzdeki yıl albümü piyasaya çıkartmak istiyoruz. (Güney Afrika konseri iptal edilmiş -y).

Hali hazırda hiç şarkı var mı?
Henüz yok.

Yeni basçınızdan biraz bahseder misin?
Adı Chris Lollis. Bize Lecherous Nocturne grubundan geldi (grubun diğer gitaristi Dallas'ın da eskiden çaldığı grup -y). Sesi de çok güzel, gruba iyi ayak uydurdu.

Resmi olarak gruba aldınız mı onu yani? İnternet sitenizde Chris hakkında hiçbir şey yazmıyor.
Hmm... Daha son kararımızı vermedik. Ama şimdilik öyle gözüküyor. Memlekete döndüğümüz zaman Chris'in de olduğu yeni fotoğraflar çekip siteye koymayı düşünüyoruz.

Müziğe başlamandaki en büyük etken neydi?
Bilmem. Gitar çalmak ve metal yapmak istiyordum. Hepsi bu.

Herhalde her röportajda bu soru sana soruluyordur, bir de ben sorayım. Neden Mısır mitolojisini bu kadar yoğun kullanıyorsun ve başka konuları içeren şarkı yazıyor musun?
Hayır. Başka konularda yazdığım pek söylenemez. Kişisel ilgi alanım, hobim diyebilirim. Şarkı sözlerini ben yazıyorum ve sevdiğim ilgilendiğim bir şey hakkında yazmak benim için en kolayı.

Peki bu Mısır mitolojisineolan tutku nasıl başladı sende?
Küçükken babamla çok film seyrederdim. Özellikle epik ve tarihi filmler... İlk onlardan etkilenmiştim. Mesela The Ten Commandments, Land of the Pharaohs, Ben Hur gibi filmler.

Mısır'a hiç gittin mi?
Hayır henüz orada bulunmadım. Ama bir gün orada bir video klip ya da promo fotoğrafları falan çeksek ne kadar güzel olur.

Solo projenle ilgili bir gelişme var mı? Saurian Meditation albümünde esrarengiz bir hava var, özellikle klasik gitarla çaldıkların çok hoştu.
Solo projem için hazır dokuz şarkım var. Sadece stüdyoya girip mix işlemlerini yapmam lazım.

Son iki albümünüzde bağlama çaldın. Anadolu'ya ait bir müzik aleti çalma fikri nerden çıktı ve o bağlamayı nereden buldun?
Seattle'da bir dükkanda görmüştüm. Sesi çok hoşuma gitti ve grubumuza uyacağını düşündüm.

Albümün kitapçığında ayrı ayrı saz ve bağlama çaldığın yazıyor. Aslında sazın müzik aleti anlamına geldiğini, bağlamanın ise senin çaldığın model olduğunu biliyor muydun?
Bak bunu bilmiyordum. Öğrendiğim iyi oldu. Teşekkürler.

Nile grubunu kurmadan önce power metal tarzında Moriah adlı grupta çalıyordun. Death metale geçişin nasıl oldu?
O zamanlar death metal yeniydi ve pek bilinmiyordu. Ben bilmiyordum yani. Bir gün Kuzey Karolina'da bir yerde konserimiz vardı. Mekana erken saatlerde varmıştık. Konsere kadar daha vaktimiz vardı. Koca gün can sıkıntısı tabii... Tam konser yerinin yanında bir seks shop vardı ve 'hadi şuraya dalalım bakalım' olduk. Orada çalışan eleman 'siz rock grubusunuz galiba' dedi. Ben de 'biz sert bir metal grubuyuz dostum' dedim. 'Metallica gibi, Slayer, Judas Priest gibi, Black Sabbath gibi!' Eleman bana bakarak gülmeye başladı ve 'moruk o senin söylediklerinden çok daha sertleri var' dedi ve bana hemen orada bazı albümler dinletti. Eski Possessed, Hellhammer gibi şeyler. O seks shopta çalışan eleman David Vincent idi! O günden itibaren iki iyi arkadaş olduk ve o zamanlar underground olan death metalin iki önemli ismi haline geldik.

Metal dışında bir şeyler çaldığın oluyor mu?
Solo projem metal değil. Onun dışında eskiden blues, country tarzı gruplarda çaldım...
(devamı Deli Kasap Koleksiyon Sayısı 4'de)


Davulcu George Kollias ile söyleşiye devam

Sahneye çıkmalarından on dakika öncesine kadar sevenlerine imza dağıtan ve herkesle fotoğraf çektiren grubun davulcusu George Kollias'a da birkaç soru sordum. Çok cana yakın bir müzisyen ve sorularımı içtenlikle cevapladı.

Nile'ın son iki albümünde davulda sen vardın. Nile ile çalışmak nasıl?
2005 yılının Ekim ayından beri resmi olarak Nile'dayım. Annihilation of the Wicked albümünün kayıtlarında gruba katıldım ve üç aylık sıkı çalışmanın ardından iyi bir albüm ortaya çıkardık ve bu arada çok yakın arkadaş olduk. Müzikal zevklerimiz birbirine çok uyuyor ve harmoni içinde yuvarlanıp gidiyoruz işte...

Grupta kalmak istiyorsun yani...
Evet, kesinlikle. Benden önce üç farklı davulcu vardı Nile'da. Bazı insanlar, bu adam da kim, acaba gider mi diye düşünüyor. Gruptan ayrılmayı kesinlikle düşünmüyorum. Bu bir takım çalışması ve ben bu takımdayım. Daha yapacak çok şeyimiz var...

Nile'a katılmak için önceki grubunu bırakmak zorunda kaldın mı?
Yunanistan'dan Nightfall ve Sickening Horror gruplarında çalıyordum fakat Nile beni hiçbir grubu bırakmam için zorlamadı. Aksine destek oldular. Ama biliyorsun, tanınan büyük bir grupta çalmak emek ve çok vakit gerektiren bir şey. Albüm kayıtları dışında uzun turnelere falan çıkıyoruz. Kendi isteğimle, vaktim olmadığı için diğer grupları bıraktım.

Şimdi ABD'de mi oturuyorsun?
Hayır hala Atina'dayım.

Sürekli git-gel zor olmuyor mu?
Aslında alıştım. Dünya küçüldü zaten artık. Atlıyorsun uçağa, aynı gün dünyanın öbür ucundasın. Bir de, evim falan var, kız arkadaşım var. Atina'dan ayrılmayı düşünmüyorum...

RÖPORTAJIN TAMAMI İÇİN: DELİ KASAP KOLEKSİYON SAYISI 4!




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: