SÖYLEŞİ

Sibel Oral Röportajı

Murat Arda - 17 Kasım 2006

"Ben daha okuma yazmayı  öğrenmeden Pink Floyd'u, Black Sabbath'ı, Jethro Tull'ı öğrendim. İlk çalıştığım dergi Şebek dergisiydi. Müzikle hep iç içeydim. "Beni Beklerken" romanındaki kahramanlarımdan biri AC/DC, diğeri Nirvana hayranı. Öykülerimde, yazılarımda bunun etkisi çok büyük çünkü hayatımda müziğin etkisi çok büyük."

Sibel Oral ismini biz ilk önceleri Şebek dergisinden daha sonra Deli Kasap internet mecmuasından biliyoruz. Roman ve yazı yazma süreci bu arada nasıl başladı?
16 yaşına kadar resim yapıyordum ve bir süre sonra resimlerimle ilgili öyküler yazmaya başladım. Yazma eylemi şiddetlendikçe bunun devamı geldi. Resim yapmayı bıraktım çünkü yazmak benim için karşı koyamadığım bir tutku oldu. Yazıdan uzak kaldığımda kendimden yana rahatsız oluyordum. Zaten sonrasında dergi ve gazetelerde çalışmaya başladım. Yazın hayatım 1999'da Şebek ve Aksak Kurbağa dergilerinde başladı. Özellikle Aksak Kurbağa dergisi benim için çok özeldi, çünkü romanımın kurgusuna orada başlamıştım.

1999'da başladın ama kitap 2006 yılında çıktı. Uzun bir süreç değil mi?
Evet, uzun bir süreç arada 7 yıl var. O zaman 20 yaşındaydım, bir gün onun üzerinde çalışacağımdan çok emindim çünkü "varoluş" üzerine rahatsız edici bir hikayeydi ve ben onunla başlangıç yapacaktım. Kurgusu ve anlatımı ile ağır bir roman olduğu için üzerinde çok çalıştım. Tabii o arada başka öyküler yazdım, başka çalışmalarım oldu. Ben yazıyı dinlerim, yazı beni dinler, ikimizde dinleniriz, birbirimizi tanır, büyürüz.

Genç bir yazar olarak roman sanatını icra etmenin zorlukları hakkında neler söyleyebilirsin?
Ben bir romancı olarak anılmak istemiyorum. Evet, ilk kitabım bir roman hatta bu genç bir yazar için risk sayılabilir. Bu romanı son haline getirmek için 7 ay eve kapandım. Gazeteden ayrıldım sadece romana adapte oldum. Bu bir risktir, düşünsenize çalışmıyorsunuz yani para kazanmıyorsunuz. Yedi ay kendi kurduğunuz bir dünyada kahramanlarla birlikte yaşıyorsunuz.Soruyu genel olarak cevaplamak gerekirse Türkiye'de durum açık zaten. Müzik, tiyatro, plastik sanatlar,sinema ve edebiyat alanlarında eserler yaratmak ve bunları topluma sunmak sonrasında bu alanlarda tutunabilmek epeyce zor, hele ki gençseniz önünüze çok zorluklar çıkıyor. İnandığınız bir şeyi yapmak istediğinizde tüm zorluklara gülüp geçiyorsunuz. Ben de gülüp geçtim.

Beni Beklerken yazarının ağzıyla alalım; neyi anlatıyor?
Kocaman ve "ağır" bir roman, usul usul ilerleyen ama şiddetlice sarsan, yokoluş-bozuluş- oluş belki de olamayışın romanı. Hayatın onulamayan yaralar açtığı iki genç kızın "birey" olma yolunda çektiği acıların büyük bir açıklıkla gözler önüne serildiği "hırpalayıcı" bir hikaye. Bir kızın 'ben' olma sürecini, diğer bir kızın 'ben olamama'sını anlatıyor. Aldatılan bir anneyi anlatıyor, terk edilişin açtığı yarayı, ölümü, doğumu,varlığı, yokluğu anlatıyor. Gençlerin kimlik arayışını anlatıyor. Radikal Genç ekinde romanla ilgili çok güzel bir yazı vardı. 'Varoluşun, yok-oluşun, yol oluşun ve belki de hiçbir şey olamayışın üzerine yazılmış bir roman' denmişti.

Cumhuriyet gazetesindeki röportajında "Yalnız kalmak iyidir" diyorsun, "insanı ben yapar." Bu tip bir melankoli bireyi gerçekten de ilerletebilir mi?
Ben o yanıtı romanın kahramanı Özlem için vermiştim. Ama sonuçta insanların yalnızlıktan kaçmasını, kaçarken başkalarına, başkalarının hayallerine ve hayatlarına tutunmasını anlamıyorum. İnsanlar yalnızlıkla, tek başınalığı birbirine karıştırıyor.Yani, yalnızlık kötü bir şey değildir. Yalnız kaldığınızda kendinizle vakit geçirirsiniz, düşünürsünüz, ararsınız, bulursunuz...Evet, böylece birey olma yolunda ilerlersiniz. Yalnız kalınca kendimizleyizdir, kendimizle baş başa kalmışızdır ve alabildiğine özgürüzdür. Yalnızlığın melankoli olduğunu düşünmüyorum, bence bir ihtiyaç.

Nobel vb. ödüllendirme mecraları hakkında neler düşünüyorsun? Orhan Pamuk'un başarısı seni motive etti mi örneğin?
Hiç bir zaman öykü ya da roman yarışmasına katılmayı düşünmedim. Orhan Pamuk'un başarısı gerek Türk Edebiyatı için, gerek Türk dili için elbette takdire şayan ama beni motive edecek bir durum söz konusu değil.

Rock müziğin hayatına etkisi ne oldu?
Babam eski hippilerden yani ben daha okuma yazmayı  öğrenmeden Pink Floyd'u, Black Sabbath'ı, Jethro Tull'ı öğrendim. İlk çalıştığım dergi Şebek dergisiydi. Müzikle hep iç içeydim. Beni Beklerken romanında kahramanlarımdan biri AcDc, biri Nirvana hayranı. Öykülerim de yazılarım da bunun etkisi çok büyük çünkü hayatım da müziğin etkisi çok büyük. Sonuçta gördüğüm, yaşadığım, dinlediğim her şeyden etkileniyorum, besleniyorum.


Ama müzik bambaşka. Elbette, sadece rock'n roll dinlemiyorum. Roman ve öykülerimde onları yazarken ne dinlediğim çok fazla anlaşılır, belki o şarkılar bile öykünün kahramanı olur. Çünkü gerçekten beni ve yazıyı besliyor.

Acı çekmek, zor durumlarda kalmak, yaşam serüveninde bazen tökezlemekBunlar bir yazara pozitif etki edebilir mi?
Pozitif ve negatif. Her iki durumda beni etkiler. Hiç birimiz kolay yaşamıyoruz. Kadınların kendine göre, erkeklerin kendine göre çıkmazı, açmazı var. Herkesin bir kara kutusu var. Benimde var, istediğim zaman açıyor ve bakıyorum, bazen açık bırakıyorum, herkes baksın diye. Bazen başkalarının açık kara kutularına bakıyorum. Tüm bunlar iyi ya da kötü etki edebilir ama iyi nedir, kötü nedir, hangisi neyi, nasıl tetikler? İşte bu sorunun bireyin kendine verdiği yanıtı çok önemli.

Bir hedef kitlen var mı, illa beni okumalılar dediğin?
Hayır, bir kitlem yok ama eserler açısından ele alırsak Beni Beklerken ergen dönemindeki 2 genç kızın tramvasını anlatıyor. Bu durum da bu romanın hedef kitlesi gençler olarak algılanabilir. Ama bana gelen bazı okuyucu postalarında profilin 25 yaş üstü ve genelde kadınlar olduğunu görüyorum. Benim herhangi bir hedef kitlem yok ama yeni çalışmalarım kadınlarla ilgili...

Yerli ve Yabancı sevdiğin, etkilendiğin yazarlar kimler?
Üzerinde çok düşündüğüm, eserlerini defalarca okuduğum yazarlar, düşünürler var. Sayacak çok  isim var ama öncelikle Albert Camus, Irvin Yalom, Nietzche, Samuel Beckett, Sylvia Plath, Jorge Luis Borges, Rainer Maria Rilke gibi isimleri sayabilirim. Zaten roman ile ilgili bazı eleştirilerde bu yazarları sevdiğim ve etkilendiğim söyleniyor. Doğrudur, hatta roman içerisinde bu kişilerin eserlerine dair ipuçları ve alıntılar var. Türk yazarlara gelecek olursak yine az önce saydığım kişilerle bağlantılı olarak Oruç Aruoba diyebilirim.

Romanın www.benibeklerken.com isimli bir internet sitesi var, neden?
Kişisel bir internet sitesi açmadım çünkü, romanım benim şimdiye kadar neler yaptığımdan daha önemli. Sitede romanı, neden ve nasıl yazdığımı anlattım, okuyucu ile aramda bir bağ olsun istedim, oldu da...

Az önce yeni çalışmam kadınlarla ilgili dedin. Biraz ipucu verir misin?
Yazında ne zaman ne olacağı belli olmuyor. Dört yıl önce başladığım bir çalışmam var şu an ona ara vermiş durumdayım çünkü üzerinde araştırma yaptığım başka bir konu var. O da söylediğim gibi kadınlarla ilgili. Toplumsal bir sorgu. Beni Beklerken romanında olduğu gibi 'ben' olma 'varolma' sürecini konu almıyor. Toplumsal bir yara, sorgu, acı, utanç ya da okuduktan sonra ne derseniz.


Sibel Oral'a edebiyat yaşamında başarılar diliyorum.

Murat ARDA






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: