SÖYLEŞİ

Portnoy Soslu Pain Of Salvation Röportajı

Derya Engin - 26 Kasım 2011

Mike Portnoy'la pizzalı akşam yemeği

Soğuk, yağmurlu bir sonbahar akşamı Pain of Salvation'la röportaj yapmak için Taksim yolunu tutan bendenizin kulaklığında yükselen tınılar grubun son albümü Road Salt Two'ya ait. Mevzu bahis etkinlikse, aslında 12 Ekim Çarşamba akşamı gerçekleşecek iken, birtakım talihsiz serüven sebebiyle 13 Ekim Perşembe akşamına alınan Von Hertzen Brothers ön grubuyla sahneye çıkacak Pain of Salvation konseri. (Pain of Salvation bundan sonra POS diye anılacaktır.) Sonradan POS vokali Daniel'dan öğrendiğim üzere olaylar şöyle gelişmiş: Grup Bulgaristan konseri ertesi Türkiye'ye gelmek üzere yola çıktığında tur otobüsü bozuluyor ve grup da tur otobüsü yapılana kadar Bulgaristan'da beklemek zorunda kalıyor. İşin ilginci, ne tur otobüsü tamir edilebiliyor, ne de başka bir araç ayarlanabiliyor, bu yüzden grup da boşu boşuna beklemektense atlayıp bir otobüse bizim Bulgar göçmen vatandaşlarla beraber- ve tüm o ekipmanı da otobüsle getirmek zorunda kalarak- yurdum topraklarına biraz gecikmeli de olsa hasıl oluyor. "Tur otobüsü bozulup da dışarı çıktığımızda kendimizi hiç bir yerin tam ortasında bulduk. Yaşadığımız tam bir rezillikti." diyor Daniel durum için. Dolayısıyla 11 Ekim Salı akşamı Ankara konseri iptal ediliyor, ertesi gün çalmaları gereken İstanbul konseri ise bir gün ertelenip 13 Ekim perşembeye alınıyor.

İşte o perşembe akşamı konser mekanı Romeo&Juliette Hall'a vardığımda Mood Pro'dan Erdem Çapar grubun saat 7 itibariyle halen daha yolda olduğunu söylüyor. "Eh yapacak bir şey yok, bekleriz." demeye kalmadan "Eyvah, saat 7 buçukta Mike Portnoy'u otelden alacaktık!" nidası yükseliyor Erdem'den. Mood Pro'nun aynı zamanda 2 gün sonra gerçekleşecek Mr.Big ve Hail! konser organizasyonundan da sorumlu olması sebebiyle, aksilik çıkan POS ve diğer organizasyon ile aynı anda uğraşmakta ve haliyle ortam hayli yoğun. "Tamam, ben alırım Portnoy'u otelden. Zaten burada beklemekten başka yapacak işim de yok." diyorum. Hem zaten önceki 3 Dream Theater konserinde backstage menajeriydim, dolayısıyla Portnoy amcamla önceden bir geçmişimiz, hatta bana "wise ass" demişliği bile var. (Unutmam! Deve kini var bende:P)

Otele varıp da Portnoy'u aradığımda bana yeni pizza sipariş ettiğini söylüyor ve ekliyor: "Biraz açım da, yiyip hemen geleceğim, bekleyebilir misin?" Başa gelen çekilir edasıyla "Tamam, lobideyim o zaman." diyorum ve lobide takılan diğer Hail! elemanlarını görüyorum. Onlarla lobide takılırken elinde pizza kutusuyla Portnoy görünüyor ve yanıma gelip "Derya?" diyor. POS'la yapacağım konser öncesi röportajı kaçırma endişesiyle ben "Evet, yediysen gidelim mi?" diyorum. "Hayır, buraya getirdim, beraber yeriz, çok büyükmüş, alsana bir dilim?" diyor:) Geçmiş Dream Theater tecrübelerime dayanarak diyebilirim ki DT elemanları içinde mütevazılığı dolayısıyla her zaman en sevdiğim Portnoy olmuştur. İlk Türkiye konseri için 2002'de Bostancı Gösteri Merkezi'nde kalabalık, "I love you Portnoy! I love you Portnoooy!" nidalarıyla ortalığı yıkarken perdenin arkasına yanaşıp bana "Orada neler oluyor? Portnoy da kim?" diye soran, "Dream Theater konseri var, Portnoy davulcularıymış." cevabım üzerine "Dream Theater mı? Hiç duymadım! Bunlar çıldırmış olmalı, peeh!" diyerek uzaklaşan yine kendisidir.:)

Portnoy Soslu Pain Of Salvation Röportajı

Neyse lobide pizza ziyafetini bitirip ve diğer Hail! elemanlarını otelde bırakıp konser mekanının yolunu tutuyoruz. "İki seçeneğimiz var, ya taksiye bineceğiz ya da yürüyeceğiz ama açıkcası bu saatte yoğun trafik sebebiyle yürümeyi tercih ederim, hem İstiklal Caddesi'ni görmüş olursun." diyerek seçme fırsatı sunar gibi gözüküp İstiklal'e doğru sürüklüyorum kendisini. Bana organizasyonda olup olmadığımı sorduğunda, aslında POS röportajı yapmak için konsere geldiğimi, organizasyondakilerin arkadaşlarım olduğunu, işim olmadığı için de O'nu almaya benim geldiğimi açıklıyorum. İstiklal'e çıkınca caddenin görüntüsü Portnoy'un hoşuna gidiyor. "Daha önce buraya gelmedin sanırım?" diyorum.

P: İstanbul'da 4 defa çaldık ama hiç birinde şehri görme fırsatım olmadı.

D: Biliyorum.

P: Neyi biliyorsun?

D: 4 defa çadığınızı. Üçünde ben backstage menajeriydim. Hatta bi keresinde bana "wise ass" demiştin!

O esnada caddenin ortasında durup bir kaç saniye bana bakarak, "Haha evet, nereden tanıdık geldiğini hatırlamamıştım, şimdi oldu! Öyle mi dedim sahiden? Kesin haketmişsindir hahah." diyerek keyiflenen Portnoy'a "hadi len!" diyorum içimden. Sonra neden öyle dediğini soruyor, ben de anlatıyorum; "Sabahın 9'undan akşamın 6'sina kadar backstagede koşuşturup yorgunluktan bitmek üzereyken akşam yemeği için siz geldiniz. Ben de bir köşeye tam dinlenmek için oturmuşken sen elinde kutu kolayla gelip 'Ben diyet kola istemiştim, bu normal kola.' dedin. Ben de 'İçerde buzdolabında var, istersen değiştir.' dedim. O esnada sizin tur menajeri arkadan 'Sen n'apıyorsun?' diye paniklese de sen 'Thank you, wise ass!'diyip kolayı değiştirmeye gittin."

Gülümsüyor ve yol boyunca bir süre sohbet ediyoruz, bana TransAtlantic projesinden bahsediyor, sonra Hail! kadrosunun nasıl toplandığını anlatıyor. "Daha önce hiç birlikte çalmadık, bir daha da çalmayız herhalde." diyor. Sonra POS sevip sevmediğimi soruyor.

D:Severim, sizinle daha önce turneye çıkmışlardı sanırım?

MP: Evet ama ben bu akşam esas V.H.Brothers'ı dinlemek istiyorum, çok iyiler.

O esnada konser mekanına geliyoruz ve kapının önünde mekana girmek için bekleyen koca bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Portnoy'a giriş taktiğimizi açıklıyorum;

D: O kafandaki şapkayı iyice yüzüne indir, kimse tanımasın seni. Sana seslenirlerse de dönüp bakma, ben senin sağır ve dilsiz ağabeyim olduğunu söylerim.

-Sağır ve dilsiz mi? Harika plan:P

Bense o kalabalığın içinde bir kaç kişi "Aaa Portnoy! O mu lan sahiden?" dese de daha onlar idrak edemeden, "Bir dakika, affedersiniz, ay çok pardon" diyerek, Portnoy'u arkamdan çekiştirerek içeri başarıyla sokuyorum:)

Daniel Gildenlöw'dan sansür açılımı ve ekolojik çözümler

İçeri girer girmez ortamı yokluyorum; POS gelmiş, sahne kuruluyor, grup elemanlarının kimi sahnede, kimi de etrafta dolanıyor. Portnoy'a "Birazdan içeri seyircileri alacaklar, gel seni backstage'e götüreyim." diyorum. Böylece Daniel Gildenlöw'ü de orada kıstırmayı planlıyorum. İçeri girince Portnoy'la ikisi kucaklaşıp konuşmaya başlıyorlar ama ben ulvi röportaj görevim için "Kusura bakmayın bölüyorum ama acaba röportaj yapabilir miyiz?" diyorum Daniel'a dönüp. O sırada Portnoy da "Bu hanımefendiye iyi davran, beni otelden buraya O getirdi ve sakın ona 'wise ass' deme, kendisini tanırım, pek sevmiyor keh keh" şeklinde yorumda bulunuyor.

Sonunda sessiz bir köşe bulup röportaj için konumumuzu alıyoruz.

Derya: Merhaba, hoşgeldiniz, nasılsın?

Portnoy Soslu Pain Of Salvation Röportajı

Daniel: İyi, ama şu an oldukça yorgun:)

Derya: Evet, farkettim:) N'oldu size? Ankara konseri iptal oldu, bu konser bir gün ileri alındı?

Daniel: Evet, şu son 3 gün bozuk otobüs ve ne yapacağımız konusuyla uğraşarak geçti. Otobüs bozuldu, bir kez de değil, iki kez! İlkinde tamir edildi ama ikincisinde Bulgaristan'da hiç bilmediğimiz bir yerde bozuk bir otobüsle kalakaldık.

Derya: 2 gün kaybettiniz galiba?

Daniel: Aslında bugünle beraber 3 gün. Bugün dinlenmemiz gerekiyordu ama bir turist otobüsüyle 11 saat yolculuk yaparak buraya geldik ve tabi ki sınırda getirdiğimiz tüm ekipmanı dışarı çıkarttılar ve aradılar.

D: Kötü olmuş.

D: Evet, ama şu an buradayım. En azından bugün burada çalabiliyor olmak güzel. Tabiki tam performanslı mükemmel bir konser veremeyeceğiz belki ama buraya bu akşam gelen herkesi memnun etmek için elimizden geleni yapacağız.

D: Tur yeni başladı, açıkçası aklımda "Turne şu ana kadar nasıldı?" gibi bir soru vardı ama cevap ortada gibi:)

Daniel: Haha evet, kötü şans ama bundan sonra işlerin yoluna gireceğini umuyoruz. Ama sanırım bunu söylememeliyim, neler olacağını asla bilemezsin:)

D: Yeni albümünüz henüz çıktı. Tepkiler nasıl?

Daniel: Evet ama bu aralar olabildiğince tepkilerden uzak tutuyorum kendimi.

D: Neden?

Daniel: Çünkü yaptığım her albümde kendimi o albümün içine tamamen sokuyorum ve hedefim "benim için en iyi albüm" oluyor ve temelde kendi favori müziğimi yapıyorum, kendime ait özel kayıt diyelim. Ve dolayısıyla, tam not almamış en ufak bir eleştiri incitici olabiliyor, bu yüzden uzak durmaya çalışıyorum. Ve biliyorum ki orada bir yerlerde 1 kötü yoruma karşılık 9 iyi yorum var, keşke bunu kaldırabilsem ama hayır, böylesi benim için daha iyi sanırım.

D: Bu sizin buradaki beşinci konseriniz sanırım?

Daniel: Bence sen benden daha iyi biliyorsundur:)

D: Evet, sanırım beşinci seferiniz çünkü ilk Rock the Nations'ta çaldığınızı biliyorum, o ilk seferinizdi. Ben de oradaydım. Sonra bir kaç sefer daha geldiniz, Masstival'de çaldınız. Sanırım Türkiye hakkında biraz bilgi sahibisiniz. Seyirci ve Türkiye hakkında neler söylemek istersin?

Daniel: Bunu konserden önce söylememeliyim belki ama Türk izleyicisi şu ana kadar en çok keyif aldıklarımız arasında. Bunun dışında...trafik kontrolden çıkmış! (gülüşmeler) Ama geri kalan oldukça hoş. Trafik ve sınır kontrolleri diyelim hatta.

D: Sınır kapısında ilginç anılarınız mı var yoksa?:)

Daniel: Hayır ama her seferinde çok sorun çıkarıyorlar. Herşeyini deklare ediyorsun vs. Sanırım biraz daha anlayışlı olmaları gerekiyor, bundan gerçekten pek hoşlanmıyorum. Acayip geliyor.

D: Bu kişisel olarak merak ettiğim birşey; resmi websitenizdeki "the bravest band alive" (Yaşayan en cesur grup) tanımızın ardındaki hikaye nedir?

Daniel: Aslında bu hmm... biz sürekli işleri kendimiz için zorlaştırıyoruz galiba. Daima neye inanıyorsak onu yapıyoruz ve hatta bunu halihazırdaki fanlarımız için büyük bir risk olup olmayacağını umursamadan yapıyoruz veya doğru zaman olup olmadığını sorgulamadan. Mesela "The Perfect Element"te ve "Remedy Lane"de yaptığımız, daha önce hiç yapmadığımız bir sound yaratmaya çalışmaktı. 2005 yılını baz alırsak, onun sonrasında bizim yaptığımız ilkelerle yapılmış bir sürü albüm çıktı, bu açıdan o albümleri bizim o zaman yapmamız belki de oldukça erkendi veya çok geç!:) Ama her zaman piyasanın ne istediğinden ziyade kendimiz için birşeyler yaptık, dışarıda olanlardan daha iyi ne yapabilirizin peşinde olduk, bu da bizi cesur konumuna getiriyor.

D: Bu biraz klişe bir soru olacak, sanırım sıkça POS'un Dream Theater ile kıyaslandığını duydunuz. Mike Portnoy da burada:) Sen POS'u DT ile kıyasladığında neler söylerdin?

Daniel: Sanırım en büyük fark bizim sürekli olarak değişmemiz. İlk albümden bu yana sürekli değişerek ilerliyoruz, bu tipik POS tavrı. Dream Theater'da ise ne yaparlarsa yapsınlar o sevdiğim DT duruşu hissediliyor. Aynı şekilde bunu Beatles'da da görebilirsin, Faith No More-ki çok severim onları!- ve hatta ABBA'da bile bu böyle. Bu aslında takdir ettiğim bir şey ama bizde pek yok:)

D: "Where it hurts" videonuz youtube'da sansürlendi. İnternet çağı diye adlandırılan zamanımızda bu tür sansürler hakkında ne düşünüyorsun?

Daniel: Sansürlemeye tamamıyla karşı değilim aslında. Bilemiyorum. İnsanlar bazen çok çılgın olabiliyor. Bizim yaptığımız şey, aslında insanları şok etmek değildi. Bu kesinlikle amacımız değildi.. Bu sadece bir şekilde görsel cesaret ve şarkının içeriğiyle ilgili bir şeydi. Detaylara- ya da her ne şekilde adlandırıyorsan- onlara baktığında çıplaklık, şiddet ve kan görüyorsun.

D: O zaman zaten sansürleneceğini biliyordun.

Daniel:Hayır aslında tahmin etmiyordum ama bunu yaparken bile çok ekstrem bir şey yaptığımızın farkındaydım. Ve şimdi geriye dönüp baktığımda, evet böyle olacağını tahmin etmemiz gerekiyordu. Biz sadece birşeyleri uçlarda göstererek anlatmak istedik, net olmak adına. Sonra bir de baktık ki youtube klibi yayından kaldırmış.

D: Albümlerinizde her zaman Tanrı, insanlık, adalet ya da çevre konularını sorguluyorsunuz. Aslında Tanrı'ya inanıp inanmadığını merak ediyorum?

Daniel: Hayır sanırım inandığımı söyleyemem. İnanmak isterdim ama bunun tamamen imkansız olduğu görüşündeyim.

D: O zaman kendini nasıl tanımlıyorsun? Agnostik?

Daniel: Hayır sanırım kendimi tanımlayacak bir şey bulamadım henüz çünkü tüm etiketler çok tipik ve keskin. Yani agnostik dediğin, hiç inanmayan değil mi?

D: Daha çok Tanrı'nın var olup olmadığını sorgulamayan aslında..

Daniel: Pekala, o biraz uyabilir ama hayır! Ben sorguluyorum!: ) Ama işte inanamıyorum bir türlü, daha önce denedim.

D: Bu aslında benim kişisel olarak merak ettiğim birşey; çevreyle ilgili neler yapıyorsun? Çöpleri ayırıp,geri dönüşüme atıyor musun?:)

Daniel: Tabi ki, çöpleri her zaman geri dönüşüme atıyoruz. Aile olarak, neredeyse her zaman ekolojik ürünler kullanıyoruz. Çünkü bilirsin, en büyük değişim aslında sürekli olarak yaptığın günlük küçük şeylerde gizlidir. Eğer herkes böyle yapsa dünya tamamıyla farklı olurdu. Ayrıca nerede olursam olayım, bir meydanda ya da şehirde, yolda yürürken, yerde çöp gördüğümde her zaman alıp çöpe atarım, bu benim için bir alışkanlık.

D: Peki bu aralar neler dinliyorsun?

Daniel: Uhmm, iyi soru:)

D: Kendini?:)

Daniel: Oh hayır, biliyorsun, albüm üretim aşamasındayken zaten kendi şarkılarını her gün gereğinden fazla dinliyorsun. Bu da demek oluyor ki ,albüm bittiğinde, benim de o albümle bir süreliğine işim bitmiş oluyor. Mesela şu anda Road Salt One'ı yeni yeni dinlemeye başladım. Road Salt Two için ise henüz çok erken. İşin ilginci, müzik yaparken albüm üzerinde o kadar çok zaman harcıyorsun ki, onu yayınladığında, ondan biraz kendini ayırmak istiyorsun.

Hmm neler dinlediğime gelirsek.. Melody Gardot var. Vince Gill'in bir albümü vardı, country çalıyor, o albüm çok iyiydi. Sonra başka bir albümünü buldum ama o berbat çıktı!:) Başka... Madeleine Peyroux var, soul jazz söylüyor. Bu aralar bunları dinliyorum. Bir ara deliler gibi Beatles ve ABBA dinlediğim bir dönemim oldu, tüm albümleri var. Açıkçası müzik piyasasının içindeysen, müzik üretiyor, müzik çalıyorsan, bazen müzikten uzaklaşmak istiyorsun, çünkü...

D: Çünkü çok fazla müzik mi?:)

Daniel:Aynen!:)

D: Benim sorularım bu kadar.

Daniel:Öyle mi? Güzel bir sohbetti, teşekkür ederim:)

Portnoy Soslu Pain Of Salvation Röportajı

 

Röportajın ardından 2004 Rock the Nations Festivali'nde beraber çekildiğimiz fotoğraf ve 2007 Masstival'de çektiğim grup fotoğraflarını verdim Daniel'a. Özellikle RTN fotoğrafına verdiği tepki görülmeye değerdi. "Bak bu RTN'den, biz gençken." diyip uzattığım fotoğrafa bir iki saniye boş gözlerle bakıp "Aaaa bu benmişim!" dedi:)

 

Konsere gelecek olursak, saat 22'yi geçmiş olmasına rağmen ön grup yeni sahneye çıkmak üzereydi ve ben de ertesi sabah 6'da kalkacak zavallı bir bünyeydim. Dolayısıyla sadece ön grubun iki şarkısını dinledim - Mike Portnoy o kadar övdükten sonra açıkcası merak ettim. Ve evet iyiydiler. Sonradan konseri izleyenlerden POS'un da hiç yol yorgunluğu belirtisi göstermeden çatır çatır çaldığını öğrendim. Hafif bir pişmanlık duymadım değil, ama uyumam lazımdı:) "Eh bir dahaki sefere artık." diyerek bir "mosh" selamı verir ve derim ki; görüşmek üzere ey delikasaplar!

Portnoy Soslu Pain Of Salvation Röportajı

 

 

 

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: