SÖYLEŞİ

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

Derya Engin - 28 Aralık 2011

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

 Hayatımın bir döneminde çok pis metalciydim. Öyle ki mainstream thrash, death ve black dışında bir şey dinlemez, her türlü deneysel ve yenilikçi girişimi yerin dibine sokmakla kalmaz, dinleyenleri de davaya ihanet etmiş "dönek metalci" olmakla suçlardım. Neyseki o dönem erken lise zamanlarımdaydı ve coşkun teenage hormonlarıyla beraber geldiği gibi gitti. Teenage olmak zaten ayrı bir kafa, en ufak bir şeyi gereksiz tepkilerle dünyanın en büyük olayı haline getirebiliyorsun. Neyseki insan büyüyen, evrilen ve gelişen bir varlık. Büyüdükçe anlıyorsun aslında bunun davayı savunmak değil de bağnazlık olduğunu. Sonraları ben de kabuğundan çıkan kaplumbağa misali keşfetmeye başladım etrafımdakileri. Clean vokalle de gayet çatır çatır metal yapılabileceğini, melodinin aslında güzel bir şey olduğunu farkedip yeni ufuklara yelken açtım. Dream Theater ile progressive sulara dalıp zengin gitar melodilerine kapıldım, Amorphis ile yerel folk ezgilerinin metalle pek de güzel harmanlanabileceğine tanık oldum. Ve tabi ki bir Orphaned Land gerçeği var; yer yer Arap gırtlağıyla söylenmiş parçalardaki Ortadoğu ezgileri ve ona eşlik eden kanunla saz ilk başta önyargılı bünyemi tetiklese de duyduğum ilk andan itibaren vurulduğumu saklamayacağım. Sonrası malum. Bugün burada karşınıza Myrath röportajıyla çıkıyorsam eğer, geldiğim noktayı siz düşünün artık:) Sevdiğim bir arkadaşım grupla ilgili "when metal meets Orhan Gencebay" tabirini kullandığında çok gülmüştüm ama genel progressive/power havanın hemen yanıbaşındaki yoğun oryantal hava hakikaten bünyede ara sıra böyle bir etki bırakıyor. Ama "Eee, iyi gidiyorduk, n'oldu böyle bir anda kına gecesine bağladık?" desen de dinlemeden duramıyorsun:)

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

Ben de duramadım ve 8 aralık perşembe günü Bükreş'e giden uçağa kendimi attığımda misyonum belliydi: Hem sevgili dostlarım Orphaned Land'in "Derya, turnenin son konserinin kaçırma, mutlaka gel." çağrısını yerine getirecektim, hem de bir aydan beri Orphaned Land'in ön grubu olarak Avrupa'yı turlayan Myrath'ı canlı izleyecektim. Nitekim şu an bu satırları yazarken "İyi ki gitmişim." diyorum çünkü hem göze hem kulağa hitap eden şahane sahne şovuyla sahnede esen Myrath beklentilerimi fazlasıyla karşıladı.

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

Kronolojik olarak başlayalım: Perşembe gecesi Bükreş'e inmemin ardından, tur otobüsünün de Romanya'nın diğer bir kenti Cluj'dan Bükreş'e gelmek üzere yola çıktığı haberini aldım. Cuma öğle vakti ise kaldığım otelin hemen yanıbaşındaki konser mekanında turne ekibiyle buluştuğumda herkesin gözünden uyku akıyordu çünkü bozuk ve bol virajlı yol sebebiyle tüm gece boyunca hiç kimse uyuyamış. Orphaned Land gitaristi Yossi'den gelen açıklama en iyisiydi: "En son kendimi çarşafa dolayıp yataktan düşmemek için bir yerlere bağladığımı hatırlıyorum."
O esnada bendeniz Orphaned Land'le birlikte turlayan diğer 3 grup Artweg, Arkan ve Myrath elemanlarına seri olarak tanıştırıldım. Kolumdan çekiştirerek beni oradan oraya sürükleyen Uri önüne gelene "Bakın bu Derya, benim kız kardeşim." diyerek kafalarda "Hmm, sahiden mi?" sorusuna sebep olurken ben de "Onda sakal var, bende yok. Olsa ayırt edemezdiniz, o derece!" geyiğiyle onu desteklemekten geri kalmadım:)

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

Tüm günü konser mekanında turne ekibinden ilginç tur anılarını dinleyip, uzun zamandır görmediğim dostlarımla muhabbet ederek geçirdim. Bir ara konser mekanından dışarı kaçıp ufak çaplı bir şehir turu yaptık ve o esnada Zaher'i sorguya çekmeye başlamıştım. Bir kere baştan söylemem gerekiyor; Hani bazen bazı kişilerle tanıştığın anda sanki yıllardan beri tanıyormuş hissine kapılırsın ya, işte benim için de Zaher'la tanıştığım an ona örnektir. Uri kolumdan çekiştirip "Zaher bak bu Derya." derken, Zaher'le OL'in davulcusu Matan bir köşede kendilerince geyiğe sarmışlardı. Zerre İspanyolca bilmeyen bu ikili kelimelerin sonuna "o" ekleyerek ispanyolca konuşuyorlardı(!) ve suratlarındaki ciddi ifadeyle kurdukları saçma "mucho drinko alkoliko" diyalogları görülmeye değerdi!
Aramızda gelişen tanışma diyaloğu ise şu şekilde ilerledi: "Merhaba, n'aber?", "Tanıştığıma memnun oldum.","Aaa ne güzel bir bereymiş bu, el örgüsü mü?", "Hadi canım sen de mi aslan burcusun, bak şimdi daha çok sevdim seni!", "Türkçe bir kelime biliyorum, Kobi öğretti: teşekkürler efendim!:)", vs..
O sırada Yossi gelip "Hadi dışarı çıkalım, kahve içelim!" diye beni çekiştirince ben de daha 2 dakika önce tanıştığım Zaher'i tuttum "Hadi sen de gel, kahve içmeye çıkıyoruz Yossi'yle!" diye, O da yanındaki Matti'yi çekince zincirleme olarak tamamlanan 4 kişilik ekip ufak şehir turuna çıkmış olduk. Daha bir gün önce gelmiş olsam da, sabahın köründe şehir turuna çıkmam sebebiyle şehir merkezini ve dünyanın en büyük 2. Binası olan Parlamento Sarayı'nı görmüştüm ve kahveden önce "Bunu görmelisiniz!" diyerek sarayın olduğu tarafa sürükledim ekibi. Gitmeden önce wikitravel'de okuduğum "ABD'deki Pentagon'dan sonra dünyanın en büyük 2. yapısı" lafına "Ne kadar büyük olabilir ki?" diye burun kıvırmıştım ama karşısına geçip de bakınca, ünlü komünist lider Çavuşesku tarafından yaptırılan bu heybetli saray karşısında ağzım açık kalakaldım.

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler
Yossi, Matti ve Zaher ile Bükreş çıkarması

Yolda giderken Zaher'in çantasından çıkardığı Canon 5D'sini görünce "Whoa, 5D!" şeklinde başlayan bir fotoğraf muhabbetine sardırdık kendisiyle. Tunus'ta bir reklam şirketinde çalışıyormuş, "Aklına gelebilecek herşeyi fotoğraflıyoruz." diyor özellikle ne çektiğini sorduğumda. Sonra aklıma takılan soruyu soruyorum: "En son klibiniz 'Merciless Times'ı izlerken bende fotoğraf makinasıyla çekilmiş hissi uyandı özellikle renklerden ötürü." Zaher: "Doğru bilmişsin, işte bu gördüğün aletle çekildi o klip. Profesyonel video kamera kiralayacak paramız yoktu, biz de elimizdekileri kullandık."
Sonrasında turun son şovunun her zaman en iyi şov olması gerektiği düşüncesiyle içinde bulundukları heyecanı açıklıyor: "Herkes herkesin parçasını çalacak. Uri bizimle Merciless Times'ta bas çalacak, Yossi de başka bir parçada sahneyi bizimle paylaşacak. Arkan'dan Sarah Orphaned Land ile çıkıp Sapari'yi söyleyecek, yani anlayacağın tam bir şov olacak bu gece!"
Konser mekanına döndükten sonra sahne arkasında Sarah ile Yossi'yi de aynı konuyu konuşurken yakalıyorum. Sarah "Bu akşamkine şov değil de komedi diyelim." diyor ve hakikaten konser başladıktan bir süre sonra Arkan sahnedeyken OL'den Matti ve Matan kollarında garson misali havlular ve ellerinde çerez tabaklarıyla sahnede çalan grubun ağızlarına avuç avuç kajuyu tıkıştırırken Sarah'nın neyi kastettiğini anlıyorum. Bir ara Matan tekrar sahneye fırlıyor, elindeki muzu özenle soyup davulcunun ağzına sokuveriyor!:)

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler
Orphaned Land sahnede Arkan'ı beslerken(!)

Konser öncesi OL, imza günü olayına dalmışken ben yine kurbanım Zaher'i yakalıyor ve hadi diyorum, "Gel de bi röportaj yapalım seninle." Tur otobüsünde açıyorum kayıt cihazımı:
Derya: Bugün konserin son günü, anlat bakalım nasıldı?
Zaher: Bu bizim tüm Avrupa'yı kapsayan ilk turumuzdu ve 30 gün, 24 şovla çok uzun bir tur olacak diyorduk. Ve şu an turun son konserine çıkmak üzereyiz ve sanki herşey yıldırım hızıyla geçmiş gibi geliyor. Atmosfer, ekip,herşey şahaneydi. Umarız ileride tekrar bir araya geliriz.
D: İnternette turun bir promo videosu dönüp duruyor ve başında şöyle bir yazı var; "3 grup, 3 din" Ve siz de bu 3 dinden müslüman olanını temsil eden grupsunuz. Arkan- Haçlılar!:)- ve Orphaned Land - Pis Yahudiler!:)- ile bütün bir ayı aynı otobüs içinde geçirmek nasıldı?
Z: Aslında tura hazırlanırken bu hiç aklımıza gelmedi. Dinler; hristiyanlık, yahudilik ya da her neyse. Hepimizin dini müzikti çünkü.
D: Peki diğer gruplarla hiç problem yaşamadınız mı?
Z: Farklı dinlere sahip olduğumuz için mi? Yok, ben sadece Kobi'yi vurdum.
D: Çünkü yahudinin tekiydi?
Z: Evet çünkü pis bir yahudiydi. Sonra işte Arkan'ın davulcusu bizim basçıyı öldürdü. Herşey normaldi yani.(gülüşmeler) Şaka bir yana bu tur aslında bir bakıma oldukça ilginç. Medyatik bir yanı var diyelim. Çünkü burada dünya üzerinde insanların yapamadığı bir şeyin ufak bir örneğini temsil ediyoruz; birlikte yaşabilmek. Hatta bırak aynı topluluk içinde yaşamayı, aynı otobüs içinde yaşıyoruz, topluluğa kıyasla daha iç içeyiz gördüğün üzere. ( Eliyle topu topu 8-10 metrekare olan tur otobüsünün içini göstererek.)
D: Peki birlikte turlamak kimin fikriydi? Nasıl hepiniz bir araya geldiniz?
Z: Başlangıçta Kobi ile ben internetten yazışıyorduk. Sonrasında Fransa'da bir prodüktör Arkan'la irtibat kumamıza sebep oldu. Sanırım fikir babası Kobi'ydi ama, aklında bir "Barış için tur" fikri çoktan beri vardı.
D: Son albümüz "Tales of the Sands"i geçen ekim ayında yayınladınız. Gelen tepkiler nasıl? Ben bayıldım açıkçası.
Z: Doğrusunu söylemek gerekirse tamamıyla etkileyici! Öncesindeki iki albümüze gelen tepkiler de iyiydi ama bizim için yeterli değildi, ta ki bu albüme kadar. Bu albümse tam bir bomba oldu! Herşey çok iyi gitti; kayıtlar, düzenlemeler, promosyon vs.
D: Peki bu albümde ne farklılık vardı da böyle oldu?
Z: Bu albüm bence biraz daha Myrath. Bu önceki albümlerimiz Myrath değildi anlamına gelmiyor ama başlangıçta diğer gruplardan daha fazla etkilendiğimiz aşikar.
D: Evet bir şarkınızda bariz Dream Theater'ı duydum:)
Z: Dream Theater evet, ve başka gruplar. Ama bu seferki sanırım biraz daha bizden gibi. Sevgiyle yapılmış yemek gibi:) İşin içine sevgi katınca sonuç her zaman iyi oluyor, annem bile son albümüzü dinliyor!
D: Tunuslu bir metal grubu çok duymaya alışkın olduğumuz bir şey değil. Tunus'ta metal camiası ne alemde? Tunus'ta bir metal grubu olmak nasıl?
Z: Sanırım metal müziği 90'ların başlarında keşfetmeye başladık. Bir kaç iyi metal grubumuz var, daha çok cover grupları. Başlangıçta her yerde olduğu gibi zordu tabi ki. Bize bakıp satanist diyorlardı ama 2000'lerin başında işler biraz daha düzeldi.
D: Bildiğim kadarıyla Tunus'ta diğer Arap ülkerinde olduğu gibi katı yasaklar yok değil mi?
Z: Hayır hayır yok. Neyse ne anlatıyordum? İlk başlarda çok yadırganıyorduk. Tamamen siyahlar içinde, makyaj, siyah ojeler vs. Ama o insanları da anlayabiliyorum çünkü böyle bir "tür" ile daha önce karşılaşmamışlardı.
D: Heavy metal ile oryantal ezgileri birleştiriyorsunuz ki bu da çok sık karşılaştığımız bir şey değil. Kendi memleketinizdeki konumuz nasıl, hemşerileriniz destekliyor mu yaptığınız işleri?
Z: Aslında bunu söylememeyim ama dürüst olmam gerekirse Myrath şu anda Tunus'taki ve hatta Kuzey Afrika'daki en ünlü grup, bunu grubun bir üyesi olduğum için söylemiyorum:) Tunus'tan çıkıp da büyük bir müzik şirketiyle anlaşan ilk grubuz. Ve tabi ki insanlar bunu seviyorlar, gurur duyuyorlar. İlk başlarda garipsendik aslında çünkü insanlar duyduklarında "Bu da ne? Biz gerçek metal istiyoruz!" dediler, onlara göre metal Metallica, Iron Maiden'dan ibaret. Bu Türk ezgileri kullanan gruplar için de aynı olmalı, Pentagram'ı biliyorum mesela, çok iyiler.
D: Evet, ayrıca profilinde başka bir Türk grubunu dinlediğin daha gördüm; Laço Tayfa.
Z: Evet, onları da çok seviyorum. Tunus'ta çalmışlardı. Ayrıca Hüsnü Şenlendirici'yi de severim. Göksel Baktagir. Biliyorsun Tunus zamanında Osmanlılar tarafından yönetilmişti. Bir de bizim Berberi geleneklerimiz var. Bir de Fransız etkilerini eklersek buna, şimdi Tunus'a gelsen göreceğin şey tam bir kültür zenginliği. Bu yüzden de Tunus müziği çok zengin. A bir de İbrahim Tatlıses var:)
D: Ah lütfen, sen de mi? Kobi de seviyor, hep bunun tartışmasını yapıyoruz O'nunla!
Z: Ama sesi iyi!:)
D: Grubun adı Myrath ve anlamı "miras" demek. Neyin mirasısınız siz?
Z: Tunus kültürünün elbette.
D: Bu kişisel merak sorusu; resmi websitenizde her birinizin profilinde favori içecek bölümünde "Heineken once in a while" yazıyordu. Ne o?:) Heineken sponsor mu oldu size?:)
Z: Haha evet öyle bir şey var değil mi? Menajerimiz ne yazalım diye sorunca hepimiz öyle yaz dedik. Aramızda bir şakaya dönüştü yani. Aslında benim favori biram Heineken de değil, başka bir Alman markası "Peters", bu da Delikasap'a özel bir sır olsun:)
D: Röportaj bitti, haydi içeri geçelim!
Z: Yallah!

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine GüzellemelerMyrath'tan Zaher'i çapraz sorguya almışken...

Konser hakkındaki yorumlarıma gelirsek eğer; İlk grup Artweg bir hardcore grubuydu ve bana pek hitap etmiyordu ne yazık ki. Bir şarkı dinleyip sahne arkasına döndüm. Ardından çıkan Arkan ise oldukça iyi bir sahne performansına sahipti. Brutal vokaller ile Sarah'nın sesinin uyumu ve sahne hakimiyeti başarılıydı. Yarım saat sonra sahneyi Myrath'a bıraktıklarındayda resmen gözümü kırpmadan izledim. Hani OL'i bu kadar sevmesem onları bile gölgede bırakan bir şov izledim diyeceğim:) Vokal Zaher'in sahne üzerinde duruşu, izleyiciyle irtibatı, gitarist Malek'in soloları resmen tadından yenmeyecek cinstendi! Diyeceğim o ki, bu grup Türkiye'ye gelirse kaçırmayın!
Ve headliner grubu Orphaned Land yine her zamanki sıcak tavrıyla bu kez Bükreşliler'i mestetti. O soğuk kasvetli Karpatlar insanlarını Norra el Norra ile zıplatıp göbek attırarak bunun sadece bizim ülkemize has bir durum olmadığını da göstermiş oldular.

Orphaned Land Avrupa Turnesi, Myrath'la Söyleşi ve Oryantal Metal Üzerine Güzellemeler

Son olarak, henüz geçtiğimiz yaz sonu izlemiş olsak da Orphaned Land'le göbek atmayı özleyenler için grubun şubat ayında ülkemiz topraklarında bu kez 4 konserlik bir turneye çıkacağının haberini de ilk kez buradan ben duyurayım;)

Derya

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: