SÖYLEŞİ

Opeth İstanbul'daydı, Delikasap da yanlarında!

Derya Engin - 26 Mart 2012

Opeth İstanbul'daydı, Delikasap da yanlarında!Tarih 6 mart ve bendeniz Opeth konseri için sıcacık evimden çıkmış, soğuktan titreyerek motorla Beşiktaş'a geçerken kendi kendime aldığım kararı sorguluyorum: "Ulan bi Opeth için değer miydi kızım canım Fringe dizisini yarıda bırakmaya. Olivia'ya n'olcak acaba sonraki bölümde? Öff bitse de gitsek!" Evet, daha başlamadan suratıma suratıma çarpan soğuk havanın etkisiyle hayattan bezmiş bir vaziyette varıyorum konser mekanına. O kadar söylendiğime bakmayın; Opeth severim ben. Gerçi bir hafta önce gerçekleşen Orphaned Land turnesindeki oryantal metal havasını üstümden atamadığımdan olsa gerek konser bildiğin bayık geçiyor benim için. Hoş, Opeth hiç bir zaman öyle "Hoop, eller havaya, kop kop!" metal olmadı, onun da bilincindeyim:) Biraz yeni albüme yabancı olmamdan olsa gerek diyorum, nitekim eski parçalarda ara ara coşuyorum.
Ama öncesinde, konser başlamadan soluğu backstage'de alıyorum. Amacım yolda gelirken motorda yazdığım soruları Mikael'e yöneltmek. (Yok aslında ben bi röportaja gitmeden önce günlerce araştırırım. Valla bak!:P)
Neyse ki çok beklemiyorum, grubun tur menajeri Steve geliyor ve ayaküstü tanışıp laflıyoruz ama dışarısı buz gibi ve ben "Eh içeri girip de röportaja başlasak?" diyorum. Steve de arkaya doğru bağırıyor: "Mikael! Röportajın var!"
Backstage'e dalıyoruz Mikael ile ve açıyorum ses kayıt cihazını:
Derya: Merhaba, nasılsın?
Mikael: İdare ederim işte.
Derya: Yorgun görünüyorsun.
Mikael: Çok yorgunum hem de!
Derya: Yunanistan'dan geldiğiniz için mi?
Mikael: O da var, sürekli seyahat halindeyiz. Ayrca dün Axe'ın(Martin Axenrot) doğumgünüydü ve birlikte bir bara gittik..
Derya: Parti nasıldı peki?
Mikael: Biz biraz fazla içtik sanırım, umarım ardımızda pek iz bırakmamışızdır:) (Maalesef Mikael, şu an bu satırları yazdığım sırada Dorock'ta çekilen videonuz youtube'da Türk metalcisi tarafından defalarca tıklanmıştı:) )
Derya: Pekala ilk soruyla başlayalım; şu ana kadar tur nasıldı?
M: İyiydi, bayağı iyi hem de. Daha kalabalık kitlelere çalmaya başladığımızı gördükçe yaptığımız işin doğru olduğuna dair düşüncelerimiz destekleniyor. Gerçi sürekli yolculuk etmenin getirdiği bir yorgunluk da cabası.
D: Bildiğim kadarıyla bu Türkiye'ye dördüncü gelişiniz dolayısıyla Türkiye hakkında, izleyici hakkında bir fikir sahibi olduğunu varsayıyorum..
M: Burayı seviyorum. Gerçi burada çok sefil bir turne anımız var, bir kaç kulüpte çaldığımız bir turdu, bir kaç sene önce sanırım. Meksika'dan gelmiştik ve orada bir grip salgını vardı, dolayısıyla buraya geldiğimizde hepimiz hastaydık. Ve buradaki turne, organizasyon ekibiyle sorunlarımız oldu, bitli bir tur otobüsünde berbat şekilde seyahat ettik, bu tarz şeyler. Ama izleyici her zaman çok iyiydi. Ve özellikle İstanbul şovları hep çok güzel geçiyor. Seyircinin tepkisi hiç bir zaman seni hayal kırıklığına uğratmıyor. Burada çalmaktan hoşlanıyoruz. Ama sonuçta sadece gelip çalıyor ve dönüyoruz, dolayısıyla pek de bir şey görme fırsatımız olmuyor.
D: Evet, nasıl olduğunu bilirim, dünyanın öbür ucuna gidersin ama tek gördüğün sadece havaalanı, konser mekanı ve otel olur.
M: Aynen! Yani etrafı gezmek için çok fırsatımız olmuyor, genelde boş bir kaç saatin oluyor, onu da dinlenerek geçirmek istiyoruz. Sonuçta buraya bir iş için geliyoruz, turist gibi gezemiyoruz.
D: Peki bu akşamki şov nasıl olacak? İzleyici ne beklemeli?
M: Hmm, aynı setlisti son bir kaç haftadır çalıyoruz ve her şey gayet iyi. Güzel tepkiler alıyoruz. İnsanlar eğleniyor, biz eğleniyoruz. Bir kaç ekstrem şarkı da var. Ama sonuçta Opeth'iz işte, öyle çok da büyük bir sürprizimiz yok:) Ama çalabildiğimiz kadar iyi çalacağız, (önceki geceyi kastederek) gerçi şu an pek iyi hissetmesek de:) Dışarısı inanılmaz soğuk, umarım biraz ısıtırız ortamı.
D: Evet klişe soru geliyor; Yeni albüme şu ana kadar gelen tepkiler nasıldı?
M: Başlarda karışıktı, hem çok iyi hem de bizi yerin dibine sokan yorumlar gördük. Ama sonra konserlerde çaldık ve dinleyicinin şarkıları benimsediğini gördük ve bu biraz daha rahatlattı bizi. Ama sonuçta büyük hüsrana uğrayan bir fan kitlesi de mevcut, çok da umrumda değil açıkçası. Bu her zaman böyle oluyor. Sanırım biraz fan kaybettik, biraz da yeni kazandık.
D: Şu an Avrupa'daki en büyük metal grupları arasında sayılıyorsunuz. Sence şu ana kadarki müzikal kariyerinizin zirve noktası neresiydi?
M: Sanırım dürüst olmak gerekirse daha zirveye erişmedik. Henüz o noktaya erişmediğimizi düşünmek hoşuma gidiyor. Her zaman ilginç, yeni şeyler deneyerek yolumuza devam ediyoruz. Ama sanırım dışarı çıkıp yüz fanımıza bu soruyu sorsan sanırım çoğu 2001'deki Blackwater Park albümümüz olduğunu söylerdi, o albüm bayağı bir popüler oldu. Ama dediğim gibi henüz zirveye ulaşmadık, bilmiyorum belki bir on sene sonra bu soruyu daha farklı cevaplayabilirim.Opeth İstanbul'daydı, Delikasap da yanlarında!
D: Hah, o da zaten bir sonraki sorumdu! 10 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz? Emekli falan?:)
M: Kendimi şarkı yazmaktan emekli edebileceğimi sanmıyorum. Ayrıca bizim elemanlarla çalmaktan da zevk alıyorum. Muhtelemen yine etrafta oluruz ama o zaman 47 yaşında olacağım.
D: Peki son soru; bu aralar neler dinliyorsun?
M: Hala aynı b.kları dinliyorum desem:) Çoğunlukla 70ler ve 80ler, progresif rock, biraz jazz, iyi olan şeyler işte. Ama eskiler, benim için hala keşfedilecek bir sürü şey var orada.
D: Bir seferinde- geçen röportajımızda- bana İbrahim Tatlıses dinlediğini söylemiştin. Hala dinliyor musun?
M: (Türkçe olarak) Selam olsun!:)
D: Evet bu benim için fazla ekstrem oldu, soracaklarım bu kadardı teşekkürler:)
Diyerek ses kayıt cihazımı kapattım fakat Mikael anlatmaya devam etti.: "İbrahim Tatlıses zaten ekstrem bir şarkıcı, harika bir sese sahip." diyerek beni tahrik etti ben de açtım ağzımı yumdum gözümü: "Daha doğru dürüst Türkçe konuşamadığını biliyor musun? Ve bunu bilerek yapıyor. Entellektüel açıdan hiç bir donanıma sahip değil."
Mikael: "Ama şarkıları bizim için black metal şarkısı kadar vurucu. Bilmiyorum, bu belki de yabancısı olduğumuz bir şey olduğu için hoşumuza gidiyordur. Yine de adamın sesi müthiş!"
Derya: Aslında haklısın, geçen yaz İsrail'de Orphaned Land'den Kobi'nin evinde kaldığım dönemde televizyonda çok ilginç bir müzik programına denk gelmiştim. Sonra Kobi geldi ve elemanların b.mbok bir müzik yaptığını, İsrailli olsaydım hayatta dinlemeyeceğimi söyledi. Tabi O'nun bu konuda söz hakkı yok çünkü O da senin gibi İbrahim Tatlıses'e bayılıyor. (Kobi'ye "Olabilir ama sen de İbo dinliyorsun, bence hiç bir şey söyleme." dediğimi belirteyim:))
M: Evet, dediğim şey bu işte. Daha önce hiç duymadığın bir şey kulağına ilginç geliyor.
O esnada yanımda tüm grup elemanları için getirdiğim Orphaned Land'in Erkin Koray cover'ı "Estarabim" promo CD'sini veriyorum ve Mikael "Oh, onların da Erkin Koray sevdiğini bilmiyordum." diyor. İçimden "Ne sandın koçum?" desem de dışımdan hiç bozuntuya vermeden gülümsüyorum. O esnada röportaj öncesi tanıştığımız tur menajeri Steve giriyor ve ben de "Hazır sen de gelmişken söyleyeyim, konser sonrası sahne üstünden kalabalıkla grup fotoğrafı çekmek istiyorum." diyorum gayet dominant bir tavırla. Steve de "Bilemiyorum, eğer fazla kalabalık yoksa olmaz." diyor ve ben ekliyorum "Merak etme, fotoşopla ayarlarım." :)
Sonrasında ise sayfada görmüş olduğunuz pozu çekiyor ve görevini ifa etmenin huzuruyla evin yolunu tutuyorum.Opeth İstanbul'daydı, Delikasap da yanlarında!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: