SÖYLEŞİ

Opeth Günlüğü Ve Söyleşisi

Derya Engin - 30 Nisan 2006

İlk olarak yeni yıl öncesi duymuştuk sanırım Opeth'in geleceğini. Bundan 3 yıl önce ilk olarak RTN'de izlediğimiz grubun tadı hala damağımdaydı şahsen benim. Hemen organizasyonu düzenleyenlerden Tolga'yı aradım, "Doğru mu? Opeth mi geliyor?" diye.

İşte o günden beri bekliyordum bu şahane müzik şovunu. Ama sorun ben ne yaptım? Adamlar gelmeden sadece 3 gün önce gittim ayağımı burktum, hem de sağlam burktum!

Neyse bu en azından işten 1 hafta izin almama sağladı:) Annem "Düz yolda yürümeyi bile beceremiyorsun" derdi de kızardım; haklıymış.


29 Mart 2006 Çarşamba günü Yeni Melek'te Opeth konseri var ve bendeniz ayağım sarılı bir şekilde yatacağım ha? "Adamları gördüm mü domuz gibi olurum ben bee!" diyerek çıktım evden. Gündüz zaten Onur(Sabuncu) aramıştı, "Öğlen 12 gibi gel, Yeni Melek'e" diye, "Ne o hayrola? Dükkanı biz mi açacağız, paspasa mı çağırıyorsun?" dedim doğal olarak:) Bir kaç işim vardı ama yine erken bir saatte, 4 gibi gittim Yeni Melek'e. Grup sahnede soundcheck yapıyordu, o esnada görevli kartımı aldım ve bir yandan grubu dinlerken diğer yandan da konserden sonra Mikael ile yapacağım röportajın sorularını hazırladım o arada.(eee ben hazırlıklı gitmiştim de sorular mı düşmüş nee, anlamadım ki :p)

Neyse röportaj bitti, ben de backstage'e gidip kendimi tanıtayım dedim ama hafif bir tedirginlik de var tabi; adamlar İskandinav, soğuk olur mu?, yaptığım espriye gülmezlerse naparım? gibilerinden kaygılarla yanlarına gittim ve oldukça sıcak ve mütevazi şekilde karşılandım, "Backstage'de herhangi bir şeye ihtiyacınız olursa  ben buralardayım, seslenmeniz yeterli" diyip arkama dönmüştüm kü "Deryaa!" diye seslendi biri, döndüm ve evet der gibi yüzlerine baktım, Peter "Şu an bir şeye ihtiyacımız yok sadece teşekkür ederiz" dedi:) O esnada birkaç kanal ve dergi röportaj için gelmişti, hepsi grup elemanlarından  tuttuğunu bir köşeye çekip suale başladılar, neyse ki çok uzun sürmedi ve bir saat sonra akşam 7 sularında cümbür cemaat yemeğe gidildi Mephisto'ya. Yolda yürürken Mikael geldi yanıma ve "buralarda CD alabileceğim bir yer var mı?" dedi, ben de  "CD mi? Buralarda yoktur hiç." dedim ve adam dumur bir surat ifadesine bürünmek üzereyken "Şaka yapıyorum, tabi ki var, hatta gittiğimiz mekanda CD bölümü de var" dedim. (Çok geyik bir günümdeydim- e o kadar gün evde kapalı kaldık topal ayakla, bir şekilde deşarj olmam lazımdı!) Mephisto'da yenilen yemekten sonra grup bir de üstüne türk kahvesi söyledi, o esnada grubun gitaristi Peter bana İsveç kahvesini anlatıyordu;


P- Böyle daha büyük bardaklarda olur.

D- Haa, nescafe bardağı gibi.

P- Ama daha uzun, köpüklü.

D- Haaaa- Cappucino gibi! (illa bir şeye benzeteceğim!)

P- Ama tadı daha farklı.

D- Haaa, anladım(mı acaba...:))


Orada da türk kahvesi varmış ama buradaki kadar lezzetlisini içmemişler hiç. Bundan bahsediyordu ki masanın diğer ucundaki Martin kahvesini içip bardağı tabağa ters kapattı ve bunun üstüne hemen bir fal muhabbeti dönmeye başladı. Arkadaşlardan biri Martin'e kahve falı bakarken Peter da bana "sen fal bakmayı biliyor musun?" dedi, ben de "hayır ama iyi atarım" dedim:) "Yok ben geleceğimi öğrenmek istemem, korkarım" dedi, "aa ver bakayım ben güzel olanlarını söylerim sadece" diyip başladım atmaya;


D-hmm, müzikle ilgili bir şey var, gitar mı, davul mu?

P- (büyük bir şaşırma efekti ile:))Aaa gitar o!

D- Uzak bir yere gideceksin..

P- Aaaa, Ankara!

D- Sanki soğuk bir yerden gelmişsin gibi

p- AAAA, İsveeç!:D


Tabi bu muhabbet esnasında konser vakti de geldi, hemen toparlanıp backstage'e döndük ve grup elemanları odalarına çekildiler. Konsere bir saat kala hepsi biraz kestirdi, biz de o esnada dışarıdaki kalabalık hakkında yorumlar yapıyorduk, "Oha olm, kaç kişi gelmiş, 1200 mü 1300 mü?" diye.


Ve şov vakti geldi... Backstage de elemanlara şans dilendi ve onlar sahneye doğru seğirttikleri anda kalabalıktan "aauuğğhhaaayyeee" diye bir nida yükseldi, biz de koşarak konseri seyredeceğimiz yere, sahnenin yanındaki mikserin kenarına çöreklendik Barış ile.


Konseri anlatmıyorum, zira ne orda bulunanların benim anlatacaklarımı yetersiz ve bayağı bulmalarını isterim ne de bulunmayanların ahlayıp vahlamasını. Yalnız diyeceğim şudur ki; inanılmaz güzel bir müzik şöleniydi. Ve her güzel şey gibi şov bitti, insanlar dağıldı, ortalık toparlandı ve nihayetinde biz de grupla beraber otele doğru yola çıktık. Taksim'de yine her zamanki gibi trafik vardı ve biz trafiğe takılmış bir şekilde beklerken Mikael Onur'la bana döndü ve "Selam" ne demek? dedi, biz de açıkladık tabi ama onun arkasından gelen cümle dumurlara vesileydi: "Selam olsun ne demek? Hani İbrahim Tatlıses'in söylediği?" Höyynk! dedim tabi ben, gerçi daha önceki gelişlerinde Martin'le yaptığım bir muhabbet esnasında Martin'in İbo dinlediğini öğrenmiştim ama sonuçta Opeth onlar! Tekrar tekrar duysa da yakıştıramıyor insan adamların ağzına!:) Onur'la "Yaw madem bu kadar seviyorlar bi kol arkada bi elde mendil İbo oyununu öğretelim adamlara" diye güldük eğlendik Tabi biz de sebeplendik böylece:) Neyse sonunda otele gelindi ve ben onlarla Ankara konserine gidemeyeceğim için vedalaşıldı, fotolar çekildi. Mikael'e "Röportaj çok kısa sürecek biliyorum yorgunsun." dedim, o da "sigaran var mı?" dedi:), "yok" diyince "Odamdan alayım, geliyorum." dedi ve birazdan aşağıda okuyacağınız röportajı yaptık kendisiyle. Gerçi öncesi ve sonrasında da sohbet ettik biraz, mesela Opeth dışında bir grupta çalacak olsa Porcupine Tree de çalmak istediğini söyledi. Sonra bir ara  Onur "James Hetfield mı, Dave Mustaine mi?" dedi, Mikael hiç düşünmeden "James!", dedi. Her neyse benim diyeceklerim şimdilik bu kadar, bıkmadıysanız aşağıdaki röportajı da okuyun, yok o da kesmezse zaten bir sürü röportaj çıkmıştır (ve çıkacaktır), arayan bulur der ve giderim!

Bugün kendini nasıl hissediyorsun?

İyi iyi, oldukça iyi:)


Hatırladığım kadarıyla Türkiye'ye ilk olarak gelişiniz RTN festivali için olmuştu, ilk izlenimleriniz nasıldı?

Buraya turist olarak gelmeyi zaten uzun zamandan beri düşünüyordum. Dürüst olmak gerekirse ilk defa çalacağımız bir ülke olduğu için çok da büyük beklentilerimiz yoktu çünkü buradaki seyirciyi tanımıyorduk, bize nasıl tepki vereceklerini, bizden hoşlanıp hoşlanmayacaklarını bilmiyorduk, ayrıca festival biraz "kaotik"ti ve organizasyon pek iyi değildi.


Konser esnasında bazı valizlerin havaalanında kaybolduğunu söylediğinizi hatırlıyorum.

Evet, bagajlar kayboldu, ortalık karıştı ama konser iyiydi.


Peki bugünkü konser nasıldı? Seyircinin tepkisini nasıl buldunuz?

Çok iyiydi. Sanırım iyi çaldık, ve seyirci - çoktu! - mutlu oldu sanırım:) Çok fazla gülen yüz vardı etrafta:)


Peki son albümünüz "Ghost Reveries"e gelecek olursak, tepkiler nasıl?

Hmm, iyi. Genellikle, "iyi olmuş bu albüm, başarılı" gibi tipik şeylerle karşılaşıyorduk ama bu sefer gerçekten bizi şaşırtan olumlu tepkiler aldık.

Genelde sanatçılar son albümlerinin o ana kadar yaptıkları en iyi albüm olduğunu söylerler, siz de böyle mi düşünüyorsunuz, son albümünüz en iyi albümünüz mü?

Evet evet, tabii ki, yoksa nasıl devam ederdik ki? Şarkı yazarken kendinle konuşursun, genelin nasıl algıladığını pek umursamıyorum açıkcası. İnsanlar şöyle diyebilirler, "hey yeni şarkı harika, en iyisi" ama benim için önemli olan daha önce yapmadığım bir şey yapmış olmam ve bu da zaman alan bir şey. Bilmiyorum belki de bundan on yıl sonra bu yaptığım en iyi kayıt olmayacak.Yani albümleri şöyle sıralayamam, ilk albüm iyiydi, ikincisi ondan daha iyi, üçüncüsü ondan da iyi, bence hepsi yapıldığı zamana göre en iyisi.


Peki bu aralar hangi grupları dinliyorsun?

Hmm, genelde albüm biriktirtiğim için bir sürü grup dinliyorum, özellikle 60lar ve 70lerin "psychodelic" ve progresif şarkıları.


Bir grup örnek vermen gerekse?

Hmm,çok var... King Crimson'dan her şey desem?:)


Hiç "Still Life" gibi konsept bir albüm yapma fikri var mı kafanızda?

"Still Life" gibi değil:) Konsept album yapma fikrini seviyorum ama. Şarkı sözlerini yazmak daha kolay oluyor:) Ama buna değecek bir konu bulmak zor, sanatsal gözüküp de boş olsun istemem, iyi olsun isterim o yüzden gerçekten iyi bir hikaye bulmamız gerek.


Şu ana kadar karşılaştığın en ilginç soru neydi?

Hmm (Mikael düşünceli bir şekilde yere bakar..)


Yoksa bu soru mu?:))

Haha, evet bu soruyla ilk defa karşılaştım,ilginç evet:) Hmm, şu an hatırlayamıyorum, ama şöyle şeylerle karşılaştım; "Son albümünüz iyi değildi, konuşun!":))

Evet, bu gerçekten iyiydi. Peki Opeth olarak 10 yıl sonra kendinizi nerede görmek istersiniz? Birkaç yaşlı adam olmayacaksınız herhalde?:)

Haha, evet yaşlı ama o kadar da yaşlı değil:) Şu andan daha başarılı olmak isterim tabi. Gerçi son bir kaç yıldır çok fazla çalıştık, turneler, albüm yapma vs. oldukça yorucuydu, bu tam anlamıyla bizim işimiz oldu, bunlar iyi şeyler tabi. Ama bazen keşke normal düzenli bir işim olsaydı diye düşünüyorum, bilirsin sabah 9 akşam 5 türünden. Ama biz turnede geziyoruz, soundcheck'le uğraşıyor, ekipmanla ilgileniyoruz ama seviyorum bunu, böyle devam etsin her şey:)


Bu keyifli röportaj için teşekkürler Mikail, dediğim gibi sadece 5 dakika sürdü:)

Aaa öyle mi, daha sigaram bile bitmedi doğru, fantastic!:)






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: