SÖYLEŞİ

Obstinacy Röportajı

Sadi Tirak - 9 Şubat 2006

2000 yılında kurulmuş ve şimdiye dek yeraltında sayısız konser vermiş bir Death Metal grubu olan Obstinacy'i yakından takip ediyoruz uzun zamandır. Grubun konser performanslarına bir süre ara verdiği şu günlerde vokalist ve kurucu eleman Hasan Göçmen'i sorguya çektik.

Selamlar. 2005 yılının sonlarına doğru, içerisinde üç şarkının bulunduğu "A Reason To Be" adında bir demo çıkarmıştınız. DeliKasap sayfalarında da kendine yer bulan bu çalışmanın ardından size gelen yorumlar genel olarak ne yöndeydi ve bu çalışmanın ardından neden bir demo daha kaydetme fikri ortaya çıktı?
Selamlar. "A Reason To Be" bizim için sadece bir basamaktı. Özel olarak satışa da sunulmamıştı zaten. Ücretsiz olarak elden dağıtımını yaptık. Sonuç olarak bunun bir demo olduğunu unutanlar ürünün kayıt kalitesini eleştirmeyi tercih etti :) Kayıt için bir takım yapıcı eleştiriler aldık, kısacası demo amacına ulaştı. Şarkılar için genel anlamda iyi tepkiler geldi diyebiliriz.

Gruptan yeni bir kayıt ne zaman gelecek?
Bir E.P. hazırlamayı düşünüyorduk ama piyasaya E.P. olarak bir ürün sürmek bize anlamsız geldi. Şu an için kayıt aşaması diye bir durum söz konusu değil, tarih veremesek de gelecekteki ilk kayıt tam anlamıyla bir albüm olacak.

Yeraltı konser organizasyonlarıyla isminizi duyurmuş bir grup olarak, Obstinacy için bundan sonraki konser planları için neler söyleyebilirsiniz? Artık yaz döneminde düzenlenen festivallere çıkma gibi planlarınız oluşmaya başladı mı? Bundan önceki konserler içinde en unutamadığınız performansınız hangisiydi? Bu soruyla birlikte yeraltı Metal konserleri hakkındaki görüşlerinizi de öğrenelim.
Şu an için belirlenmiş bir organizasyon yok ve hatta uzunca bir süre de konser vermeyi düşünmüyoruz. Nedenine gelince 5 yılın ardından arkamıza dönüp baktığımızda, bir takım şeyleri es geçmiş olduğumuza ve başından beri aslında olması gereken bazı eksiklerin hala tamamlanmadığına kanaat getirdik. Bunun sonucu olarak da sebebi ne olursa olsun es geçilmiş ve eksik kalmış konuları sonuca bağlayıp daha sonrası için engelsiz ve daha profesyonel şekilde yolumuza devam etmek istiyoruz.
Planlarımız meyve vermeye başladığında biz de dahil herkes bu işten memnun kalacaktır diye ümit ediyoruz.
Her grup festivalde çalmak ister. Yeteri kadar tanıdığa sahibiz aslında(!):p Ama biz kendimizi tam olarak hazır hissettiğimizde gerekli başvurularda bulunacağız. Olay yine festivalleri düzenleyenlerde bitiyor. Çalmamız istenirse ve hazırsak elimizden geleni yaparız.
Aklımızda yer eden iki konser var. Biri 21 Kasım 2004'deki Caravan konseridir. O zamanlar bu organizasyonlar çok değerliydi, çok terslik yaşamamıza rağmen çok kalabalıktı ve sinerji çok güzeldi. O zamanlar diye tabir ettiğim zaman sadece bir sene öncesi ama bugünkü duruma bakınca durup da düşünmek gerekiyor çünkü artık organizasyonlar can çekişiyor. Bunun da çok çeşitli sebepleri var elbette ama iş yine insanlarda, kitlede bitiyor. Bir de Marduk İstanbul konserinde ön grup olarak çalmak epey keyifliydi :)
Yeraltı konserlerine gelince, bir anda grup sayısında fazlaca bir artış yaşandı ve doğru orantılı olarak organizatörlük yapmaya soyunan insan sayısı da çoğaldı. Yani artık konser verebilmek hiç de zor değil. Acı ama gerçek olan, bu konserlerin artık fayda sağlar bir yönü de kalmadı ki, "konser" diyebilmek bile zor, ortada organize edilen hiçbir şey yok çünkü. Arada gerçekten iyi işler çıkaran veya çıkarabilecek gruplar da gümbürtüye gidiyor maalesef. Çünkü nerde çokluk orda İnsanlar iyi ya da kötüyü ayırmak yerine yerli underground'a tamamen sırtını çevirdi. Bir de yabancı organizasyonlar o kadar çoğaldı ki işin içine maddiyat da girince bizim kitlemiz bu durumu kaldırabilecek potansiyele henüz sahip değil, bence. Yaptığı işe güvenen grupların kendini geri çekip artık tercih haklarını kullanabilmeleri gerekiyor sanırım.

Bu müziği yapma fikri nerden ortaya çıktı peki? Ne güzel evde oturup dinliyorduk, konserlerde sadece izleyici olarak bulunup eğleniyorduk, ne gerek vardı bu kadar zahmetin içine attık kendimizi dediğiniz oldu mu hiç? Size bu müziği yapma şevki veren müzisyenler ve gruplar olmuştur elbet. Sizinkiler hangileridir? Yani özellikle kimi izledikten ya da hangi şarkıyı dinledikten sonra "Abi ben bu işi yapmalıyım ya" dediniz?
Herkes gibi ilk başlarda biz de birer dinleyiciydik. Bir şekilde dinleyici olmanın yanında, enstrüman çalma arzusu ve bunu bir orkestra halinde devam ettirebilme çabaları ile sabırlı çalışmaların ardından hissettiğimiz duygular ve ortaya çıkan enerji her geçen gün daha da fazla bu müziğe bağladı bizi. Türkiye'de bu işi yapmaya çalışmanın bütün olumsuzluklarına ve maddi manevi bütün sıkıntılarına rağmen, metal müzik hayatımızın tek vazgeçilmezi durumunda. Dolayısıyla hiç bir zaman ne gerek vardı diye sormadık kendimize :) Müzisyenlere gelince, şahsım adına şüphesiz ki Metallica diye bir grubun var olması hayatımda çok şeye yön verdi. Tabii zamanla, müziğin içine girdikçe bu örnekler ve kişiler çoğaldı. Grup olarak hepimizin zevkleri ve favorileri farklılık gösterebiliyor ama Obstinacy olarak inkâr edemeyeceğimiz büyük bir gerçeklik Chuck Schuldiner'dır.

Konserlerde seslendirdiğiniz ve ilk kaydınızda da yer verdiğiniz parçaların çoğunda sözlerin kişisel temalar yerine genel kavramlar üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Var olma, aitlik, sahtelik-gerçeklik gibi konular üzerine işlenmiş sözler oldukça dikkat çekici. Şarkı sözü yazımı hakkındaki görüşlerini alalım. Grup bundan sonra da bu tarz temalar üzerine mi eğilecek yoksa ileride bir gün bir aşk ya da ayrılık şarkısı da duyabilir miyiz Obstinacy'den?
Yoğunlaştığımız genel kavramları zaman zaman kişiler ya da olaylar üzerinden de yönlendirebiliyoruz sonuç genelde aynı oluyor sürekli bir sorgulama çeşitli mesajlar ve vazgeçilmez bir isyan var, sisteme insanlığa bazen de kendimize karşı Dolayısıyla bir gün, bir aşk şarkısı ya da ayrılık şarkısı da olsa sonuç değişmeyecektir ve bizim için sonuç önemli. Sorgulamaya devam edeceğiz. Fiziki özelliklerinin ötesinde ruhen de bir insan olabilen varlıkların kendi standartlarındaki hayat akışları dışında, kendileriyle baş başa kaldıklarında düşündükleri ve gözlerini kapattığında sorguladıklarını seslendirmeye çalışıyoruz. Dünyayı kurtarmak gibi bir çabamız şimdilik yok :)

Konserlerde sizi dinleyenler her ne kadar Death Metal grubu olsanız da, müziğinizde Black Metal etkileri de hissettikleri yönünde fikirlere sahipler. Bu etkinin özellikle senin vokallerinden geldiği şüphesiz. Hiç Chuck Schuldiner gibi vokal yapacağım derken dozajı ayarlayamayıp Dany Filth'e kaydığını fark ettin mi? :) (NOT: Bu olumsuz bir eleştiri değildir!)
Biz bugüne kadarki soundumuzda bile hiç bir zaman tam olarak Death metal grubu değildik aslında. Kısaca tarif etmek gerekirse tabi ki Death metal en uygunuydu ama ucu acıktı hep; Thrash metal, Black metal(felsefinden tamamen uzak, sadece müzikal anlamda) vb öğelere rastlamak mümkündü. Bugüne kadarki soundumuz dedim çünkü yeni planlarımız içinde soundumuzda değişikler ve eklentiler de olacak. Bundan da kısaca bahsedeyim; Melodik öğelerden kopmadan, biraz daha teknik kapasitesi yüksek ve bununla beraber daha modern bir anlayış içerisindeyiz. Şu anda yapılmışların dışında, daha özgün şeyler peşindeyiz.
Vokal konusuna gelince, vokalin benzerliğiyle soundun benzerliği bence birbirinden farklı şeyler. Her insan gibi benim de bir ses rengim var ve bunu en iyi şekilde kullanmaya çalışıp, geliştirmek için çabalıyorum. Kalın ya da ince, brutal yada scream nasıl söylersem söyleyeyim çıkan ses bana ait bir ses rengidir. Zaten istediğim an sesimi birilerine ya da bir şeylere benzetebilecek bir yeteneğe sahip olsaydım bunu farklı alanlarda da kullanıyor olurdum herhalde:p Sonuç olarak vokal yaparken Chuck'a Dani'ye vs vs benzesin diye bir çabam hiç olmadı. İyi vokal yapabildiğim ya da iyi vokal yapamadığım performanslarım oldu. İnsanlar yeni duydukları bir şeyi tarif ederken genelde iyi ya da kötü tanımını yetersiz bulurlar, dolayısıyla daha önceden beğendikleri ya da beğenmedikleri şeylerden yola çıkarak benzetmeler yapabiliyorlar. Bize yapılan benzetmeleri de ben bu şekilde değerlendiriyorum.
Bu yüzden herhangi bir rahatsızlığımız ya da açıklama yapma gereğimiz olmuyordu :)

Bu ülkede bu tarz bir işe gönül vermek normal yaşantılardan ne kadar fedakârlık gerektiriyor sence?
Başka ülkede durum nasıldır bilemiyorum ama bu müziği yapmak istemenin getirdiği genel sorumlulukların ülke standartlarımızda altından kalkmak sanırım daha zor. Bunların yanında bizim ülkemize özgü ekstraları da var:)  Genel sorumlulukların zorluğunu ya da kolaylığını ülkesel meselelerden öte ben maddiyata bağlıyorum. Çok paranız varsa imkânlarınız da çok oluyor ve kaliteli bir şeyler yapabiliyorsanız, önünüze sınır koymadığınız sürece sunumda problem yaşamıyorsunuz ve başarılı olmanız yüksek bir ihtimal :) Yüksek bir ihtimal dedim çünkü ne kadar para olursa olsun izlenen politika da çok önemli. Bizim ülkemize özgü ekstralara gelince, bunu da iki ye ayırabiliriz:
İlki, çevresel etmenler ve yine maddiyata bağlı olan geçim sıkıntılarıdır. Ülke nüfusunun ancak yüzde biri kadar dinleyici sayısı olan ve heavy metal kültüründen tamamen uzak bir toplumda bu işi yapmaya çalışmak yakın çevreniz ve hatta ailenizden bile destek görememenize sebeptir. Dolayısıyla bu işe giriştiğinizde kendi kendinizlesiniz. Çok paranız da yoksa hem geçinmek hem de arzularınızı gerçekleştirmeye çalışmak epey zorlu bir yol oluyor.
İkincisi ise, ülke nüfusumuzun yüzde birlik heavy dinleyicisi diye tabir ettiğimiz kısımdır :) Bu kesim insanlarımızda ise, yerli gruplara destek mantığını kelime anlamıyla özümsemiş fakat uygulamayı çoğu zaman başaramayan, sadece yerli olduğu için ilgi göstermeyen bir kitleye sahibiz. Herkesi de zan altında bırakmak istemem ama genel görüntü budur. İnsanlarımız genelde etikete önem veriyor. Özgün dinleyici sayısı çok az, bence. Ben şahsım adına yerli gruplara destek kelimesinin ne demek olduğunu tam olarak anlamış değilim. Aslında anlıyorum da böyle bir uygulamaya neden gerek var, onu çözebilmiş değilim? Bütün yerli gruplarımız adına konuşmak gibi haddim olmayan bir terbiyesizlik yapacak olursam, bizler birer müzik grubuyuz; çocuk esirgeme kurumları, kimsesiz çocuklar dernekleri ya da lösemi hastalıklarıyla uğraşan kurum ve kuruluşlarla ortak hiç bir noktamız yok. Dolayısıyla bahsedilen yerli gruplara destek kelimesine de ihtiyacımız yok. Yerli-yabancı diye ayrım yapıyor olmak bile koca bir yanlışın ilk halkası ve başlangıcı, bence. Biz müzik yaparız, siz de beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. Olay bundan ibaret olmalı. Sadece yerli grup olduğumuz için ön yargılarına yenik düşüp bizi izlemeye gelmeyen insanlarla, sadece yerli grup olduğumuz için yaptığımız şey hakkında hiç fikri olmadan yada bizi izledikten sonra bile fikir edinememiş, sadece bizi desteklemek için konserimizde bulunan insanları aynı kategoride değerlendiriyorum.
Bu cevap bir hayli uzun oldu :) kısaca toparlayayım. Müzik yapmak sadece hobiniz ise kaderinize razı olmak zorundasınız, tepki gösterme ya da hayıflanma gibi bir şansınız olmaz ve zaten hobi için de ekstra fedakârlıklara girmek zorunda kalmazsınız. Olduğu kadarı yeterlidir :) Ama amaç kendi müziğini yaparak kazanç elde etmek ve büyük oynamaksa, önünüzde çok fazla engel ve sizi bu işten caydırmaya yönelik bir sürü olumsuz gelişmeyle karşı karşıya kalırsınız. Devam edebilmek için asla kendinizi sınırlandırmayıp Polyanna ile tanışmanız gerekebilir :)

Son olarak şunu soralım. Hedefiniz nedir? Yani Death Metal gibi ekstrem tarzda bir müzikle, üstelik de İngilizce sözlerle Türkiye gibi bir ülkede nereye varabileceğinizi hayal ediyorsunuz? Sadece müzik yapmak ve paylaşmak mıdır asıl amaç? Yoksa konserlere gelen insanlara birkaç parçamızı dinletmiş olalım, bu sayede biraz hatun götürürüz, birkaç seneye kadar da hepimizin adam gibi bir işi olur, zaten müzik hevesimiz de kaçar ve bırakırız gibi düşüncelere sahip misiniz? :)
Hedefimiz nedir? Kesinlikle müzik yapmak ve paylaşmaktır, bu da konserlerimize insanların gelmesi ve parçalarımızı beğenip dinlemesi demektir. Ne kadar çok insana ulaşıp yaptığımız işi beğendirebilirsek o kadar mutlu olacağız. Gitmek isteyen hatunları götürebilme potansiyeline sahip insanlarız fakat bunun herhangi bir kısmını asla müzikle bağdaştıramıyoruz :) Bahsettiğin adam gibi işimizin müzik olmasını ümit ediyoruz ve biz Polyanna'yı tanıyoruz :)

Hadi eyvallah o zaman. Obstinacy'nin DeliKasap Rock'N'Roll kültürü mecmuası okuyucularına söylemek istedikleri son şeyler ile noktalayalım.
Delikasap'a DESTEĞİ(:p) için teşekkür ediyoruz. Yeni bir döneme girdik ve bomba gibi planlarımız var. Hakkımızdaki iyi ya da kötü bütün eleştiri ve fikirlerinizi bir kenara bırakmanız gerekebilir. Saygılar, sevgiler :) Gelişmeleri yeni açılan resmi sitemiz www.obstinacy.org 'dan takip edebilirsiniz. Hala eksikleri olmasına rağmen çok yakında tamamlanacak ve forum olarak da hizmete açılacaktır :)






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: