SÖYLEŞİ

Lil Röportajı

Sadi Tirak - 29 Ekim 2005

İzmir'in gelecek vaad eden gruplarından biri olan Lil, Rock Republic'te aldığım demolarıyla birlikte hayatımda bambaşka bir öneme sahip oldu desem abartmış olmam sanırım. "Between Desires And Stars" adlı demoları adeta beni benden aldı tüm yaz boyunca...

Grubun vokalisti Çağrı'nın röportaj sorusu cevaplayamama fobisini(!) kırmayı başardığımız için de ayrıca mutluyuz. Buyurun bakalım. Çekirdeğe çiğdem, fantaya sarı kola, simite gevrek diyen ve güzel kızlarıyla meşhur İzmir'in, bu güzel grubundan vokalist/gitarist Çağrı ile yaptığımız eğlenceli söyleşiye

Selamlar. Lil ne demek abi? Önce şunu bi açıkla da
Hehe, LIL'in açılımı hayatın anlamını söylüyor, o yüzden söylemem sakıncalı. Yassah kardeşim, patron dediydi.
LIL, "bizim için" üç kelimelik İngilizce bir kısaltma. Bu üç kelimenin ne olduğunun çok da önemi yok, bizim dördümüzün kendi arasında bir sembol. Sonuçta ismin "LIL" olarak benimsenmesini istiyoruz ve evet bu şekilde bakıldığında bir anlamı yok. Aslında en çok istediğimiz dinleyenlerin bu harfleri kendilerince doldurmalarıydı ve bugüne kadar inanılmaz güzel, yaratıcı ve komik açılımlar duyduk.

Mesela?
Hmm, hepsini de hatırlayamam ama "lost in laughter" vardı, "lost"lu varyasyonlar vardı birkaç tane. "Life Is Life" vardı hehe, lal laaaa la la laaa! "Lüksemburg'da ineceğim, Lüksemburg'da!" vardır ki "ulan böyle mi olsa acaba?" diye düşündürmüştü beni. : ) "Lakin İnsanlar Laubali" demişti biri, hehe, valla değiliz. Aynı tayfa "Lavukness In Lazyness" da demişti şimdi hatırladım. Hep Undone'ların başının altından çıkıyor. Bir de ortadaki kelimeye cinsel anlamlar yükleyerek bizi zan altında bırakanlar oldu. : ) "Lying Inside Lies" da hoş bir yorumdu. Ama esas olarak bizim aklımızda şu vardı... Ehe

Klasik olacak ama Lil'in tarihinden kısaca bahsedelim. Malûm, henüz grubu duymamış olanlar olabilir
LIL, ne zaman kurulduğu bilinmeyen bir şey çünkü "hadi kuralım"dan çok, biz kendi kendimize bir şeyler yaparken "oluştu". Hepimiz aynı okuldanız, İzmir Konak Anadolu Lisesi. İlkokul bitip Anadolu Lisesi macerası başladığında, yani 13 yaşında falan tanıştık. O zamandan beri hemen hergün birlikteyiz. Tabii o zamanlar "abi verse bitince, chorustan önce ¾'lük..." falan diye muhabbetler yoktu, sadece Levent çok deli flüt çalıyordu, yan sınıflardan dinlemeye geliyorlardı. Hehe, benim de solfejlerde sesim titriyordu. (O zamanlar gülüyorlardı, şimdi de "detonasyon" diyorlar, bi bok değişmedi yani) Sonra "olm ben davul çalcam" "ben de gitar kursuna başladım lan" dönemleri... Orta son falandı herhalde, stüdyoya gidiyorduk ama hiçbir şey çalmayı bilmiyorduk. Birlikte zorlaya zorlaya öğrendik, yavaş yavaş merdivenleri çıktığımızı hissettiğimizde de olay kafamızda ciddileşmeye başladı. Jimi Hendrix'ten Dark Throne'a kadar belki yüzlerce şarkıyı birkaç yıl boyunca envai çeşit okul konseri, dinleti, yarışma, cart ve curtta çaldık söyledik. Sonra kaçınılmaz sonla birlikte "cın cın cııın, metal, black, steel, power, muscle, fags, cın cııın" diye besteler yapmaya başladık. Biz anlayamadık, eşe dosta dinletelim fikir söylesinler dedik. "Güzel olmuş" diyince, "kesin iyi olmadı bunlar böyle diyorsa" dedik, biraz daha uğraştık. Bi daha dinlettik, bunlar yine "güzel olmuş" dediler. "I-ıh" dedik. Oturduk konuştuk hepimiz aynı üniversiteye gidelim dedik, üniversitede birazcık büyüdük, bir yer kiralayıp stüdyo yaptık orayı, orada daha çok uğraştık, İzmir'de konserlere çıktık, Orphaned Land'le iki şehirde çaldık, Rock Republic Festivali'nde çaldık. "Abi demo yapsak ya" dedikten yaklaşık 22 sene sonra da geçtiğimiz Temmuz gibi demomuz "Between Desires and Stars"ı girdik, yaptık, sıyırdık, yedik, bitirdik. Tabağımızda hiçbirşey kalmadı. Bilin bakalım sonra ne dediler? : )
LIL'in tarihi kısaca böyle. Uzununu da anlatayım mı?

Yok abi şimdilik bu yetecektir sanırım. "Between Desires And Stars" adlı demonuzu ben şahsen çok beğendim. Siz ortaya çıkardığınız bu çalışmadan ne kadar memnunsunuz? Gruba yöneltilen eleştiriler ve geri dönüşler ne yönde genelde?
Beğenmen çok hoş. Çıkardığı bir üründen grubun tatmini çok yönlü ve karmaşık bir konu tabii. Her şeyden önce işin şu yönü var; demodaki bazı bestelerin köklü bir geçmişi var. Mesela "Desire Song"un ilk haliyle uğraşmaya başladığımızda buralar hep yemyeşildi. Bu doğal olarak bıkkınlık yaratıyor bir süre sonra. Koyduğumuz kıstasları göz önüne aldığımızda ve "adı demo bile olsa yapabildiğimizin en iyisini yapalım" düşüncemizden yola çıkarsak aklımızdakilerin çoğunu gerçekleştirebildiğimizi söyleyebilirim. Tabii ki hiç bir zaman %100 içinize sinmez ama nefret etme, inkar etme gibi bir durumumuz da yok kesinlikle. En azından bunca yıl kötü ses sistemleriyle çaldığın şarkılarını, içine sinen bir kayıtla, oturup evinde dinleyebilmen bile yeter.
Demoyu dinleyip fikirlerini ve duygularını bize ileten herkese çok teşekkürler öncelikle. Nefret eden biri varsa bunu söylemekle uğraşmayacağını düşünürsek, yorumların hemen hepsinin baya olumlu olmasına da şaşırmamak lazım. Demoyla ilgili eleştiriler genelde bizim de farkında olduğumuz noktalar. Bize söylenen olumlu yanlar; kaydın, bestelerin ve sunumun bir demoya göre bayağı iyi durumda olduğu yönünde. Bunun yanında bizimle ilgili geleceğe dair olumlu düşünceleri olanlar var ki bu da olmasını birlikte umduğumuz bir konu. Olumsuz eleştirileri ise; bazı düzenleme hataları, vokaldeki detonasyonlar, davul tonları, miksajdaki birkaç eksiklik olarak özetleyebilirim.

Peki, neden ismi "Between Desires And Stars"?
Her şeyden önce şöyle bir olay var; "Between Desires and Stars", İzmir'li süpergrup In Between'in adının ilk hali. Çok sevdiğim, çok saygı duyduğum insanlar, müziklerine de bayılıyorum. Bu laf, ilk duyduğumdan itibaren bana inanılmaz çekici ve yoğun geldi. Bana hissettirdiği o kadar çok şey var ki... Üzerine birçok şey karaladım, hikayeler yazdım, en sonunda da sözleri bu konseptin üzerine oturtup, demoya bu ismi koymaya karar verdik. Bu hem bana hissettirdikleri açısından, hem de güzel insanlar In Between'e küçük bir gönderme, jest olması açısından önemliydi.
Hmm, açıkçası bu kadar coşkulu ve içimi yansıtarak ortaya koyduğum sözler, başlıklar, konseptler üzerine oturup konuşmak çok da hoşuma gitmiyor, umarım bunu anlayışla karşılarsın. Ben insanların "Between Desires and Stars"dan ne anladığını çok merak ediyorum açıkçası. Soruya soruyla cevap veriyorum: Siz BDAS'den ne anlıyorsunuz?
Kitapçıktan bir alıntı yapayım: "every star is another face of desire, every star is a sign of love. A long question between the smallest desire deep inside and the furthest star... love is the answer..."

O zaman demodaki şarkıların anlattıkları ve ortaya çıkış süreçlerinden bahsedelim biraz da. Şarkıların oluşum sürecinde grup içinde kim ne kadar aktif?
Demodaki şarkılar genelde kendi stüdyomuzdaki toplu buluşmalarımızda oluştu. Ya kafamızda bir şarkı sözüyle geldik, ya bir olayla, ya da bir riffle... Bazen bunların hiçbiri de olmadı sadece oturup çaldık ve ortaya çıkan şeyler üzerine hep birlikte oturup kafa patlattık. Birlikte oturup saatlerce durmadan doğaçlama yapmak çok hoşumuza giden ve devamlı yaptığımız bir şey yıllardır. Yakalama arzusunda olduğumuz "grup müziği"ne de belki bu yolla ulaşabiliriz kim bilir. Grup içinde herkesin aktif olması istediğimiz şey ama işler ya düşündüğünüz gibi yürüyemeyebiliyor ya da herkesin aktifliği bazen büyük problemler doğurabiliyor. Bu ürünün "hadi" dedikten çok uzun zaman sonra sonlanması ve diğer gecikmeler de hep bu yüzden.
Konseptlerin çoğunu ve şarkı sözlerinin tümünü ben yazıyorum. Yukarıda da söylediğim gibi oturup yazdığım şeyler hakkında sonradan "aslında bunu söylemeye çalıştım" tarzında konuşmak pek hoşuma giden bir şey değil. Bunun yanlış bir şey olduğunu savunmuyorum ama benim seçimim bu. Ben kendi hislerimi yazıyorum, eğer ki birisi de bunu oturup dinliyorsa, sözlerine de kulak kabartıp kendince birşeyler bulmaya çalışacaktır herhalde. Zaten bunu da yapıyorsa o arzu ettiğimiz paylaşım gerçekleşir.

Demo'da birçok farklı enstrüman ve müzisyenle çalışılmış. Bu fikir nasıl doğdu? Klasik Doğu-Batı sentezi olayı mı yoksa farklı bir yaklaşımınız var mı bu hususta?
"Sentez olsun, çok ilginç olsun, prim yapalım" düşüncemiz olmadı hiç. Zaten albümün genelinde yerel enstrüman kullnımına dair bir denge de yok. Olsaydı daha çok hoşumuza giderdi belki ama bu besteler böyle oldu. Rock kalıbının dışındaki enstrüman kullanımı "Giz" şarkısında var ve diğer birkaç şarkıda küçük bölümler. "Giz", distortion falan olmayan sakin ve biraz daha "buralara ait" bir şarkı olsun dedik ilk başta. Üzerinde baya kafa patlattık ve değişik şeyler denedik ama bir noktadan sonra şarkı düşündüğümüzden farklı bir noktaya gitti. Öncelikle birazcık şaşırdık ve garipsedik. Farklı duruşu olacağı belliydi ama ilk düşünme etabındaki farklılıktan daha değişikti. %50'şerden bir sentez olsun demedik ki zaten şarkı doğuya daha yakın. Bizim içimize çok sindi, metal ya da rock olup olmamasıyla değil, iyi olup olmamasıyla uğraştık, bir ara şunu düşündük: "Galiba çılgın metalci dostlarımızdan ağır tepkiler alacağız". Sonra demo çıktı, çok sayıda yorumlardaki ortak noktalardan biri favori şarkının "Giz" olduğu yönündeydi. Açıkçası bu işe birazcık şaşırdım. Sayısız ve öpöküz death metal şarkılarının arasında birkaç ölçü darbuka kullandı diye Opeth'i afaroz eden bilinçli dinleyicilerin olduğu bir kitleden bunları duymak güzel mi değil mi anlayamadım. Açıkçası Türkiye'de bunları pek de umursamanın manası yok. Biz yine içimizden geleni yaptık ve sonuçtan bayağı memnunuz.

Yaptığınız tarzı herhangi müzikal bir kategoriye sokmak kolay değil. Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?
Bizim müzik üretmekten anladığımız; içinden geleni seslere dönüştürmek. İnsanlar müzik üretiyorlar, iyi veya kötü veya düzenli veya düzensiz sonsuz ses var uzayda. Sonra bunların "müzik" diye adlandırılanlarına "dinleyenler" benzerliklerine göre isimler takıyorlar. Yönünü daha kolay bulmak, zaman ve enerji kaybetmemek için. Biz kafamıza göre sesler çıkartıyoruz, eğer ki öyle bir kaygınız varsa bunun ismini siz koyun çünkü bizim öyle bir kaygımız yok. Bu kaygıya sahip olup ciddi ciddi müzik üretenleri de kafam almıyor benim açıkçası biryerden sonra. Bir yere ait olmak için müzik yapmıyoruz, kalbimize ait müziği bulmaya çalışıyoruz.

Müziğinizde net olarak hissedilen depresif bir tavır söz konusu iken, normal yaşamlarınızda oldukça eğlenceli hatta halk arasındaki tabiri ile "geyik" insanlar olduğunuzu biliyoruz. Bu bir çelişki midir? (bkz. Ahmet Çakar soruları) Ve bunun nedeni ne olabilir sizce? (Soruyu Doğ Yücel'den arakladım bu arada.)
Öncelikle şu ana kadar karşımıza çıkan en iyi soru bu galiba. Böyle deyince sanki söyleyecek çok şeyim varmış gibi oldu, haha. Sadece böyleyiz, gerçekten bilmiyorum. Etrafımızda birlikte olmaktan hoşlandığımız insanlar olunca çok fazla eğleniyoruz ve etrafımızda çok fazla güzel insan var, o yüzden devamlı eğleniyoruz. :) Bazı insanlar vardır, cümle aleme haykırırcasına kahkaha atarlar ya da bağıra çağıra ağlarlar. Biz galiba ikincisini beceremeyip, içine atanlardanız. Böyleleri intihar da edebiliyor, 70 yaşına kadar somurtup oturabiliyor da, sinir hastası oluyor, ne bileyim biz galiba bunları müzikle birazcık da olsa dışa vurabiliyoruz. Ekstradan birkaç numarası olan hayvanlar olarak fazla bile yapıyoruz. Gülmek iyi ama dünya pek de komik değil zaman zaman. Müzik her zaman iyi ama... Belki de bu yüzden.
Yanımda hep bir kalem, kağıt falan olmasına dikkat ediyorum. Yolda yürürken, minibüste giderken, saçma sapan yerlerde aklıma hep küçük parçacıklar geliyor. Kağıt olmadığında telefonuma mesaj olarak kaydediyorum, okulda sıraya yazıyorum. :) Bazen de melodiler geliyor garip yerlerde. Babamın telefonu genelde kapalı oluyor, sesli mesaj bırakıyorum mırıldanarak. Açık olduğunda "baba, bak dinle" demiyorum tabii, hehe. Eve gelince de kaydediyorum. Müthiş bir kayıt programım var; Windows Sound Recorder! Çok teknolojik. Ama bunların hepsini birleştirme işlemi o yoğun dönemlerde oluyor. "Haydi bu akşam biraz boş zamanım var, birazcık şarkı sözü yazmaya ne dersin bebeğim" demiyorum yani. Eddie Wedder her akşamüstü şarkı sözü yazdığını söylüyordu, ya insanüstü, ya da yalan söylüyor. (Hmm, galiba ilki)

Size yöneltilen önerilerden birinin de, grubun bu tarz müziği Türkçe yapması gerektiği konusunda. Siz bu fikre ne kadar katılıyorsunuz? Zira son iki yıldır Türkçe Rock'da çok önemli yollar kat edildi. Ankara çıkışlı birçok yerel grup, ulusal popülariteye kavuştu vs vs.
Ah evet, çok fazla insan bunu söylüyor bize. Bunların bir kısmı "para kazanırsınız, hem müzikle uğraşıyor olursunuz" diye iyi niyetli geliyor ama içime sinmeyen bir şeyi yapmak bana samimi gelmiyor. Bunu toplantı yapıp kendi içimizde de tartıştık zamanında ve böyle devam etmeye karar verdik. Tabii ki zamanla insanların fikirleri veya düşünceleri değişebilir ama bana şu anda pek çekici gelmiyor bu fikir. Benim bireysel olarak en büyük rahatsızlığım Türk dinleyicisi. Atıyorum Fransa'da yaşıyor olsak, belki cazip gelebilirdi ama buradayız. 70 milyonun içinde elle sayılacak kadar "iyi müzik dinleyicisi" olan bir yerde. Bildiğim tek şey sahneye çıktığımda 15 yaşındaki küçük kızların sırf fiziksel görünüm yüzünden bağırıp çağırmasının beni mutlu etmeyeceği. Tamam, Türkçe yapalım, albüm 100 bin satsın, şu andakinden çok mu fazla "gerçekten kafasını verip dinleyen" dinleyicimiz olacak?
Bir de işin şu boyutu var, İngilizceyi, İngiliz ya da Amerikalılara hitap etmek için kullanmıyoruz, evrensel olduğu için kullanıyoruz. Herkesin konuştuğu dil Ugandaca olsaydı, Ugandaca şarkı yapardık. Dünyadaki tüm insanlarla bir şeyler paylaşabilme olasılığı varken sadece bir ülkenin vatandaşlarıyla muhattap olmak, ki bu ülke de Türkiye, bana çok korkutucu ve bunaltıcı geliyor. Ha, tabii ki de demiyorum bütün dünyada dinleyicimiz var, bizi bilen insanların %95'i Türk ve belki de hiç bir zaman yurtdışına açılamayacağız ama zaten bizi yaşatan umutlar değil mi? Umutlar koyup hayatı "içinize sinecek bir şekilde" biraz daha çekilir hale getiriyoruz. Daha dün, yabancı bir arkadaşım şarkı sözlerinin çok güzel olduğunu söyleyen bir mail attı. Sonuçta ona ulaştı anlattığımız ve paylaşım gerçekleşti, Türkçe olsaydı böyle olmayacaktı. Doğru ya da yanlış bulursunuz ama benim mantığım bu kadar basit.
Ayrıca Manga, Çilekeş, De-javu gibi grupları severek takip ediyorum ve başarmak üzere oldukları şey hoşuma gidiyor. Ama kendimi onların yerine koyduğumda aklıma şu soru geliyor "acaba Manga elemanları gerçekten albümdeki gitar seviyesinin bu kadar kısık olmasından, doğan görünümlü şahinler içinde şarkılarının bangır bangır çalınmasından çok mu memnunlar?"

Ortada şöyle bir durum var bildiğiniz üzere. Grup eğer İstanbullu ise olaya 1-0 önde başlıyor. Siz İzmirli bir grup olarak bu durum ve şehirlerin bu müzik üzerindeki etkileri göz önüne alındığında neler düşünüyorsunuz?
Üzgünüm ama senin bildiklerini ben bilmiyorum galiba. Tamam bir Türk grubun yanında Fin bir grup maça değil 1, 10-0 galip başlıyor ve Edirne'den aşağıya doğru salınınca savunma zaaflarından golleri kalemizde bir bir görüyoruz. Sonuçta hepimiz akşam karnıyarık yiyip, Ali Kırca'yı izliyoruz. "Ah ulan neden İzmir'deyiz!" lafını hemen hemen hiç söylemedik şu güne kadar LIL'i göz önüne aldığımızda. İzmir'li olmamız insanlara sempatik bile geliyor bazen çünkü burası muhteşem bir yer! :) Üniversiteye giriş zamanı tercih yapmadan önce oturup, "İstanbul'a mı gidelim, burda mı kalalım" diye toplantı yaptık ve elimizdeki şartların çok daha iyi olacağını düşünerek burada kaldık. Akşamına davulcumuz Günkut'la Alsancak'tan Karşıyaka'ya giden vapurda ne kadar doğru bir karar verdiğimizi de görmüş olduk. Şu anda burada kendimize ait bir prova stüdyomuz, bayağı boş zamanımız var, cebimizde yola, kiraya, kısaca İstanbul pahalılığına kaptırmadığımız paramız var ve en önemlisi ben şahsen İzmir dışında bir yerde doğru düzgün bir şeyler üretebileceğimi düşünemiyorum. İzmir'in müziğimiz üzerinde önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Tamam, tabii ki İstanbul kültür-sanat başkenti ama Rock/Metal adına Türkiye'de neler olup bittiği konusunda hepimiz birbirimizden haberdarız. Kendin söyledin şu anda televizyonu açtığınızda karşınıza çıkan sert müziklerin hemen hepsi Ankara'dan. İzmir'de Undone, In Between, In Spite, Disenchant, Affliction, Hecatomb, Consume vs. gibi birsürü çok başarılı grup var. Büyük grup konserlerinde tabii ki tüm Türkiye'den insanlar İstanbul'a gidiyor. Burda 400-500 biletli amatör grup konserleri hatırlıyorum, İstanbul'da nasıl durum? Konser menejerimiz, bizi gelip kendileri bulan, İstanbul'lu bir şirket, bize süper konserler ayarlıyorlar ve bünyelerinde hiç İstanbul'lu grup yok. İstanbul'lu plak şirketleriyle kontak halindeyiz ve albüm teklifleri alıyoruz. Yanlış anlaşılmasın bizi kastedip süper müzik yaptığımızı falan iddia etmiyorum ama iyi müzik her yerde iyi müziktir. Ve iyi müzik yapmak için uğraşırsanız illa ki birileri sesinizi duyar. Hepsinin ötesinde akşam yatmadan acil bir şey var dersen bana, sabah kalktığında oradayım. :)
Tamam, tamam aslında hepsi hikaye. Sadece boyoz yemeyi çok seviyoruz ve boyozsuz bir hayat düşünemiyoruz.

Demo'yu dinlerken birçok farklı gruptan feyiz aldığınızı hissetmek zor değil. Bu konuda siz neler söylemek istersiniz? Bu müziğe sizi başlatan gruplar kimlerdi? Hangi grupların müziğinin kendi müziğiniz içinde yoğrulmasını istiyorsunuz?
Backstreet Boyz üstü az pişmiş Prodigy'nin yanına Dark Funeral ve Funeral For a Friend koyarak, Running Wild'la yoğurup, yanına yerleştirdiğimiz bir tutam Krabathor'la birlikte kulak memeleriniz şenlenene kadar pişiriyoruz, üstünü Ferdi Tayfur'la süsleyerek sindirime hazır hale getiriyoruz. :)
Hiçbir grubun müziğinin kendi müziğimiz içinde yoğrulmasını istemiyoruz. Daha önceden çok fazla eskitilmiş yollar olsa bile bunları kendimiz bulup biryerlere varmaya çalışıyoruz. Dünyanın en orijinal müziğini yapmak değil amacımız (ki yapılmayan ne kaldı?) sadece içimize sinsin istiyoruz.
Bu feyz almayı çok bariz hissettiysen bizi pek mutlu etmez açıkçası ama haklısın tabii bu besteler bizim daha doğru düzgün ilk bestelerimiz sayılabilir. Kendimize ait bir müziği üretmeye çalışıyoruz ve bunu henüz başaramadığımızın farkındayız. Müzik üretmenin tamamen kişisel birşey olduğuna inanıyoruz grupça ve müzik yapmaktaki tek amacımız içimizdeki dünyaları seslere dönüştürebilmek. Bunu yapabildikten sonra bunlara ad koymak, albüm haline getirmek, insanlara ulaşmak, onlarla paylaşmak ikinci planda. Öncelikli derdimiz bu.
Bu müziğe, abimizden ablamızdan öğrendiğimiz Iron Maiden, Metallica, Sepultura, Nirvana, Red Hot Chili Peppers'larla başladık fix menü olarak. Sonra dördümüzün oturup Pantera'yı keşfedişimizi hatırlıyorum, mükemmel günlerdi. Vulgar Video'yu 100 kere izlemişizdir herhalde. Pink Floyd, Led Zeppelin, Kiss, The Doors, Deep Purple, Judas Priest, Jimi Hendrix gibi babalara saldırdık sonra hemen ama galiba en çok da Black Sabbath içimize girdi. Sert ne bulursak dinliyorduk ama en "çılgın metalci" zamanımızda bile Soundgarden'la Mayhem'i ayırdığımızı hatırlamıyorum. Bütün grupların slow şarkılarıyla biraz daha fazla ilgileniyorduk zaten, sonra işin duygusal tarafını keşfettiğimizi hatırlıyorum. Errm, sonra gözlerimi açtım, bayılmışım. Hehe. Anathema'lar My Dying Bride'lar geldi işte ve sonra başka şeyler aradık, dinledik, iyi bulduğumuz herşeyi dinledik ve hala dinliyoruz. Hala yeni sesler arıyoruz. Daha çok duymaya çalışıyoruz.
Severek dinlenilen grupların illa ki etkisi oluyordur yaratılan şey içinde ama biz kulağımıza iyi gelen her türlü müziği dinlemeye çalışıyoruz. Şu anda çaldığımız şeye yakın olarak ortak dinlediğimiz gruplar arasında Novembre, Katatonia, Tool, A Perfect Circle, Opeth, Anathema, Riverside, Pain Of Salvation, Dredg bazıları... Ama eklemem lazım ki bazen bir bakış bile 10 şarkıdan daha değerli ve ilham verici olabiliyor.

Yerli Metal piyasası, yerli Metal gruplarının olaya genel bakış açıları, bu ülkede bu müziğin geleceği hakkındaki görüşleriniz nedir?
Türk Metal piyasası hakkında söylenebilecek çok şey var aslında ama olayı çok laf, az iş olarak özetleyebiliriz. Piyasamız Brezilya dizileri gibi; aşk, nefret, intikam, ihtiras... Müzik dışında çok fazla şey var. Ama birkaç yıldır gerçekten önemli adımlar gözlemliyorum ben naçizane. Sanki o eski mantık artık geride kalmış gibi, insanlar gerçekten severek ve bilincinde olarak müzik yapıyor ve bu kendini hemen belli ediyor. Çok güzel müzik yapan gruplar var burada. Ama bu sefer de şöyle bir sıkıntımız var ki kaliteli ve bilinçli dinleyici çok az. Ortamdaki en iyi dinleyiciler hep grup elemanları oluyor. Gruplar hep birbirine destek veriyor, ilgi gösteriyor ama dinleyicinin aklı bir karış havada oluyor. Buna rağmen ortamda demosuzundan, 5 albümlüsüne grup elemanları, yazarından-çizerinden, dinleyicisine herkes ayrı bir Rockstar, ben de bunu anlayamıyorum.

Önümüzdeki dönemde Lil'i neler bekliyor? Bundan sonraki plan ve projeleriniz arasında en çok bahsetmek istedikleriniz nelerdir?
Açıkçası eskiden büyük hayallerimiz vardı, albümler çıkarırız, Avrupa'ya açılırız falan. Türkiye'de Metal gibi bir şey yapıyoruz, eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Yaşımız pek büyük değil ama gördüğün birkaç bir şey bile yeterli olabiliyor bunları hissedebilmek için. Türkiye'de, Avrupa'daki tanınmış gruplardan çok daha iyi işler yapabilecek gruplar da var ama buradayız işte, burada sıkışıp kalmışız, kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.
O yüzden, çok üzülmemek için planları mümkün olduğunca yakına kurmakta fayda var bence. Belki yarın dağıtıveririz grubu, belki de 50 yaşına gelip "This is how hair became kadayıf" diye albüm yaparız.  Devamlı söylüyorum amacımız bizim için iyi olan müziği yapmak, bunu gerçekleştirebilirsek, ilk albüm olur, yurtdışına yollar, mail yolları gözleriz, daha zamanı var, önümüzü görmüyorken ufka bakmanın lüzumu yok, takılıp düşeriz.
 
Cevaplarınız için teşekkür ediyoruz. Lil'in DeliKasap Rock'N'Roll kültürü mecmuası okuyucularına söylemek istedikleri son şeyler ile noktalayalım.
Biz teşekkür ederiz Türkiye'nin en iyi Rock'N'Roll webzine'i!!! Son şeyler söylemeye bayılıyoruz aslında ama şimdi hepsini unuttum. Hoşçakalın.

Demodan "I, We" şarkısını indirmek için tıklayın: www.lilband.com/iwe.mp3

SATIŞ YERLERİ:

İZMİR: İletişim Kitabevi (Alsancak), Uğrak Bar (Alsancak), Stüdyo Adore (Alsancak), Stüdyo Ümit (Konak), SOS Cafe (Bornova), Stüdyo Frekans (Karşıyaka), Stüdyo Negatif (Üçyol)

İSTANBUL: Karga (Taksim), Nev-i Bar (Taksim), Köstebek (Beşiktaş), Pena (Beşiktaş), Atlantis (Kadıköy), Zero (Kadıköy)

ANKARA: Zıd Müzik (Kızılay), Rockstore (Kızılay)

BURSA: Şenol H.M. Shop, Alternative Distro

ESKİŞEHİR: Deep Center

İZMİT: Ivır-zıvır

ADANA: Pover Müzik

ÇANAKKALE: Heavy Metal Shop

Websitesi açıldı ve yakında yoğun bir içerikle genişletilecek: www.lilband.com
Mail adresimize ya da sitedeki guestbooka yorumlarınızı bırakırsanız çok memnun oluruz.  lil@lilband.com







Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: