SÖYLEŞİ

Jethro Tull Röportajı

Yiğit Elvis İlgü - 26 Temmuz 2005

Jethro Tull konseri doğum günümden bir gün sonraydı. Ben de kendime doğum günü hediyesi olarak bu röportajı ayarladım. Berlin'de şık bir otelin lobisinde söyleşiyi yaptık. Açıkçası, şimdiye kadar Amerikalı Metal gruplarıyla yaptıklarımdan biraz farklı bir atmosfer hakimdi. Alkol yerine çay içiyor, herhangi bir backstage'de bir sandalyede değil de, deri koltuklarda oturuyorduk...

BERLIN KONSER GüNLüGü: 3 HAZIRAN 2005, JETHRO TULL

Ne yalan söyleyeyim, ilk başlarda biraz bocaladım konuşurken. İlk bakışta çok sıcak bir insan değil Ian Anderson ama sonra kanka olduk, dermişim:) Evet, biraz fazla ciddi bir insan imajı çiziyor ama aslında sadece saygılı ve kibar. Ve işte konser gününün sabahı Ian Anderson'ın anlattıkları...

Merhaba. Berlin'e hoş geldiniz. Turne nasıl geçiyor?
Selam. Turne daha iki gün önce başladı. Hava oldukça soğuk! Şimdiye kadar iki yerde çaldık; biri İngiltere, diğeri Leipzig - Almanya. Ve hava çok çok soğuk! On bir derece soğukta sahnede her enstrümanı çalmak zordur. Benim flütüm demirden olduğu için hava soğuk olduğu zaman ellerim donuyor. Hava sıcakken de zor tabii. Bence en uygun konser havası yirmi, yirmi bir derecedir. Ne daha sıcak ne daha soğuk: yirmi, yirmi bir derece. Avrupa'da mayıs sonu, haziran başı olan açık hava konserleri pek de rahat değil. Hava soğukken güzel ve doğru çalmak zordur. Tabii biz elimizden geleni yapıyoruz. Ama asıl tercihimiz kapalı, temiz tiyatrolarda çalmak. Ve temiz tuvaletler... Sahne yanlarındaki portatif tuvaletlerden nefret ediyorum!

Bir keresinde sahne arkasında tuvaletinizi yaparken spotun birden üzerinize geldiğini ve biraz utandırıcı bir görüntü sergilediğinizi okumuştum.
Ah, evet komik bir hikaye... Sahnede kaldığım süre boyunca bir ara tuvalete gitmem gerekiyor. Bazı yerlerde tuvaletler sahneye uzak oluyor ve benim kendi el yapımı tuvaletimi getirmem gerekiyor. Herhangi bir Evian su şişesinin tepesini kesiyorsunuz, hepsi bu...

Bu kadar çok sık aralıklarla ve farklı yerlerde turlamak zor olsa gerek. En çok turneye çıkmış Rock gruplarından biri olduğunuzu sanıyorum. Böyle bir hayattan memnun musunuz?
Bu sene toplam yüz beş konsere çıkmış olacağım. Bence böyle olması gerekli. Ama önümüzdeki sene stüdyoda bir hayli vakit geçireceğimi düşünüyorum. Bu da fazla konser olamayacak anlamına geliyor.
Tam artık stüdyoya girme zamanının geldiğini düşünürken, çok güzel konser teklifleri geliyor. Ben olabildiğince çok ve farklı yerlerde çalmayı seviyorum. Mesela geçtiğimiz aylarda Japonya ve Avustralya'yı turladık. Bir daha gidilmesi zor yerler, fırsatı kaçırmak istemedik. Dünya oldukça büyük. Tekrar tekrar Avrupa'da aynı yerlerde çalmaktansa daha önce hiç gitmediğimiz yerlerde çalmayı tercih ediyorum. Bunların arasında birçok yoksul ülkeler de var. Oralara gittiğimiz zaman fazla para kazanamıyoruz, bilmiyorum diğer JT üyeleri ne düşünüyorlar ama bu benim için problem değil. Bence bu paradan ziyade, kişisel bir haz. Bu sene Kosta Rika, El Salvador, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Venezuella'da çalacağız. Umarım...

Gelecek stüdyo albümünüz ne zaman?
Şu sıralar hepimiz çok meşgulüz. Ben oldukça yoğun bir şekilde solo projeme odaklanmıs durumdayım. Martin, Kanada'da yeni bir ev aldı, orada oldukça fazla vakit geçiriyor. Özetle, şu sıralar yeni bir Jethro Tull albümü zor gözüküyor. Çok zaman harcamak lazım ve çok pahalı. Önümüzdeki yıl, içinde orkestra icin birçok bölümlerin olduğu kişisel bir albüm yapmayı düşünüyorum. Bunun dışında popüler klasiklerden oluşan bir albüm yapmayı da çok istiyorum.

Ilk yıllarınızda Bach'dan Bouree'yi yaptığınız gibi...
Kesinlikle! Klasik müzikten çok zevk alıyorum. Bu senenin başında Viyana'da Mozart Festivali'nde çaldım. Mozart'ın ünlü birkaç eserinden oluşan bir demo hazırlamak istiyorum, bakalım. Herhangi klasik bir eseri alıp kendim yorumlamaktan çok hoşlanıyorum.
Başka müzisyenlerin benim parçalarımı çaldıklarını duyduğum zaman bu da çok hoşuma gidiyor. Ama ben Rock, Pop veya Jazz değil de klasik müziği yorumlamayı tercih ediyorum. Beni hiçbir zaman bir Beatles cover albümü yaparken görmeyeceğinden emin olabilirsin. Geçenlerde bir müzisyen arkadaşım John Lennon'un Imagine parçasını yorumlamamızı önerdi. Ben gerçekten sevmiyorum bu şarkıyı! Bu şarkıda, beni yorumlamaya itecek pozitif enerjiyi hissedemiyorum. Benim suçum... Beceremedim.
Bir keresinde Pink Floyd'a tribute bir albümde şarkı çalmak için teklif almıştım. İlk duyduğumda "aman Tanrım" dedim. Daha sonra stüdyoda birkaç saat harcadım ve flütle birşeyler ortaya çıkardım.

Yani istemediğiniz halde mi parçayı yaptınız?
Evet bunu yaptım. Ve doğruyu söylemek gerekirse parçayı yaparken yeni şeyler de öğrendim. Bazen zor da gelse bir şeyler için çaba harcadığınızda, bu sonradan hoşunuza gidebiliyor. Geçenlerde de Toto'nun bir parçasını yorumladım. Oldukça eğlenceliydi.
Bu işten hiçbir zaman para kabul etmiyorum, sadece çalmak istediğim parçaları yapıyorum.

Jethro Tull sürekli değişen müzisyenleriyle meşhur. İlk yıllarınızdan beri Martin ile beraber çalmanızın sırrı nedir?
Aslında Martin ve ben çok farklı insanlarız. Belki de bu yüzden bu kadar senedir beraberiz. Mesela turne dışında hiçbir zaman birlikte takılmayız. Farklı insanlar olmamızın avantajı da var aslında. Sahnedeyken seyircide farklı ilgi uyandırıyor, farklı denemeler yapıyor ve farklı enerjiler saçıyoruz.

1970 Isle Of Weight festivalindeki performansinizi DVD olarak "Nothing Is Easy" adiyla çıkarttınız. Gelen tepkilerden memnun musunuz?
Elbette. Bence bu DVD, tarihi, güzel bir anı mahiyetinde. Jethro Tull hakkında pek fazla bilgi yok. İnanılmaz bir festivaldi. 600 bin insan oradaydı. Tam hippi ideolojisinin çöküşü zamanıydı. Rock müzik tarihinin belgesel anlamda bir parçası olarak görüyorum ben bu DVD'yi. Çalarken birçok hatalar da yapmıştık, henüz iki yıllık bir gruptuk.

Fakat konserin tamamı DVD'de yok.
Aslında bunu ben de bilmiyorum. Evet iki şarkı eksik. Filmi yapana neden olmadığını ben de sordum. Sanırım tüm konseri videoya çekmemişler. Nedenini kimse bilmiyor. (Gülüyor.)

1969'da Jimi Hendrix ile turnedeydiniz. Onunla turlamak nasıldı? Hiç anınız var mı?
İlk kez İsveç'te, Stockholm'da onunla çaldık. Ocak '69'da. Kendisiyle tanışmaya gittim ve sadece birkaç dakika konuştuk. Şunu söylemeliyim ki, mükemmel konserleri olmuyordu. Her akşam sahneye çıkarken ne kadar sıkıldığını ben görüyordum. Bence onun her şeyin güzel olduğu bir zamanı var... Fakat sonlara doğru çöküş yaşıyordu. Daha sahneye ilk çıktığında yorgun gözüküyordu. Gitarında veya kolonlarında hep bir sorun çıkıyordu, teknik sorunları bitmiyordu. Sanırım gerçekten kötü road crew'u vardı. Sürekli gitarının akorduyla uğraşıyordu. Seyirciler Hey Joe, Purple Haze diye bağırdıkça, onun sinirlendiğini görüyordum. En son artık o çalarken izlemek istemiyordum. Ben bir Jimi Hendrix fanıyım diyebilirim. Onu kötü performanslı konserler verirken görmek beni üzüyordu.

İlk başladığınızda otuz yıl aynı grupta kalacağınızı düşünür müydünüz?
Aslında aynı grup değil. Jethro Tull'dan yirmi iki müzisyen geçti ve herbiri farklı şeyler kattı. Aslında kendimi beş farklı grupta çalmış gibi hissediyorum.

Bu uzun yıllar boyunca en heyecan verici şey neydi?
Binlerce kişiye çalmak değil de, sanırım küçük şeyler... Hindistan'da Bangalore'de bir konserimiz vardı. Sahne bambudan yapılmıştı ve o kadar çürüktü ki her an düşebilirdik. Konser normal başladıktan bir süre sonra on beş tane dünya güzeli kız geldi ve VIP bölümüne oturdular. Moda çekimleri için oraya gelmiş gerçek mankenlermiş, tabii sonradan öğreniyoruz biz... Konserden sonra kuliste o kızlardan en güzel olanıyla tanıştım! Kız aynı zamanda su mühendisliği okuyormuş. Bana, yoksul ülkelere su götürmek için çalışmalar yapmak istediğini söylemişti. Bir sonraki yıl kız Miss World seçildi ve takip eden yıllarda Amerika'da fılmlerde oynamaya başladı. Şimdi otuzlu yaşlarında ve hala çok güzel. Fakat hiçbir zaman mühendis olamadı.
En alakasız yerde, sahneden düşme tehlikesinde bir kızla tanışıyorum ve böyle bir hikaye... Dediğim gibi stadyumlarda falan çalmayı değil de, küçük yerleri daha çok seviyorum. Büyük konserlerde hep bir kargaşa vardır. Ne siz seyirciyi anlarsınız ne de onlar sizi. Hatta elimden gelseydi tüm Jethro Tull konserlerini tiyatrolarda yapmak isterdim.

Istanbul'a da birçok kez geldiniz. Istanbul'la ilgili aklınızda kalan ne var?
Evet, daha geçenlerde Istanbul'da çaldık. Yeni kontrat imzalarken terör saldırılarının olduğu yerlerde çalmayacağımızı belirtmiştik. Ama buna rağmen gittik. Istanbul'da bombaların patladığını da biliyordum. Otele bile girerken herkes metal dedektörlerden geçiyordu. Otel odamın camından konserin olacağı yere baktığımda sahnenin kuruluşunu görüyordum (Hilton). Onun hemen yanında bir inşaat vardı ve ikisinin de kapıları açıktı. İçeri giren çıkan kamyonlar, iş arabaları, tam bir kargaşaydı. Hiçbir yerde hiçbir güvenlik yoktu. Tam bu Tony Blair, Irak savaşı zamanı... Oraya bir kamyon gelip backstage'e bir bomba bıraksaydı bunu kimse fark etmezdi. Biliyorum ki hiçbir şarkıcı veya grup terörist bir atağa uğramadı. Ama henüz...
Bir başka heyecan verici şey de, Türkiye'de Çeşme'de çaldıktan bir gün sonra Tel Aviv'de çalmamızdı. Birinci gün müslüman, ikinci gün yahudi bir ülkede çalmak çok güzel. Ve üçüncü gün hıristiyan bir ülke... İşte bence müzisyenliğin ve evrenselliğin birleştiği nokta burada.

Türkiye'de çaldığınızda diğer Avrupa ülkelerinden bir fark görüyor musunuz?
Doğrusunu söylemek gerekirse hemen hemen hiçbir fark görmüyorum. Sahneye çıkmadan önce müslüman bir ülkede olduğumuzu düşünüyoruz ama konser başladıktan sonra hepsi aynı.

Röportaj için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Bu röportajı okuyan Türkiye'deki dostlarımıza ve dinleyicilerimize çok selamlar.


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: