SÖYLEŞİ

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

Aşiyan Kutlu - 10 Ağustos 2011

***Bence belli kalıplara girilen o devir kapandı. Herkesin bir örnek olduğu, deri pantolon, uzun saç, küpe, kovboy çizmelerin, dövmelerin olduğu, kendimiz gibi olamadığımız, tek kalıba oturduğumuz dönem bitti

***"Korkarak yaşayan, hayatı yarım yaşar".

***Duş alırken de, başka şeyler yaparken de beste yapabiliyorum…

*** The Wall, Pink Floyd grubunun yine efsane şarkısıdır, kesinlikle dalga geçilecek bir şarkı değildir. İsteyen istediğini söyleyemez diye düşünüyorum herkes konumunu bilmelidir.

*** Ve bana öğretilen her şey de yalanmış…

 

Efsane grup yine bir bomba patlattı; Bulutsuzluk Özlemi gitarist olarak hep iyi müzisyenler seçti kendisine, onlar için Bulutsuzluk Özlemi bir nevi okul oldu. Serdar Öztop'tan sonra şimdi de Deniz Demiröz kendi albümünü yayınladı…

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

Aşiyan: Albümün hayırlı olsun öncelikle, albümde Yavuz Çetin'in parçalarına yer vermişsin. O senin için bir idol mü? 

Deniz: Tüm Dünya'da tanınan bilinen, idol olan bir sürü gitarist müzisyen var, Jimi Hendrix gibi, Türkiye'de de bana göre Dünya çapında bir müzisyen olan Yavuz Çetin vardı. Açıkçası Yavuz Çetinden bihaberdim ben, 2000'in başlarında, ben o zamanlar 20 yaşında idim, elektro gitara yeni başlamıştım. Maalesef ki ölüm haberini duyduktan sonra o'nu ve müzisyen tarafını şarkılarını tanıdım, duydum. O dönem üniversitedeydim ve ben klasik müzikle ilgileniyordum. Gitara yeni başlayan herkes gibi ben de Dünya çapında ün yapmış başarılı gitaristleri tanıyor ve onlarla ilgileniyordum. Yavuz Çetin'in adını duyup albümü dinledikten sonra ölümü beni daha çok üzdü, böyle bir gitarist Türkiye'de varmış ve benim haberim yokmuş dedim. Sonra en fazla dikkatimi çeken yaptığı bestelerin sözleri oldu. O zamanlar ilk dinlediğimde çok fazla anlayamıyordum, sonradan yaş ilerleyip bir şeyler öğrenmeye başladıkça, gerçekleri daha net görmeye başladıkça, kandırıldığımızı anladım;. Bu sefer araştırmaya başladım, sistemi sorgulamaya başladım. Sonra da Yavuz Çetin'i daha iyi anlamaya başladım ve o artık benim için hem müziği hem de sözleriyle ciddi bir idol oldu.

Benim aklımda albüm yapma fikri 2005 yılından beri vardı ve eğer ben bir albüm yapacaksam kesinlikle Yavuz Çetin olmalıydı. Yurt dışında başarılı gitaristleri saygıyla anmak için bazı güncel gruplar, ya da müzisyenler cover yaparlar. Ben de aynen saygı ve sevgi ile Yavuz Çetin'i anmak istedim. Seçtiğim parça da zaten en bomba şarkısıdır ve bu şarkının sözleri benim hayatımla da birebir uyumlu oldu, gerçekten içimde hissettim, bunun gururunu ve onurunu da yaşıyorum. Albümümün adı "Her şey Yalanmış" ve bana öğretilen her şey de yalanmış…

Aşiyan: Kendi albümünden önce Bulutsuzluk Özlemi, Ezginin Günlüğü gibi gruplarda çalıştın. 

Deniz: Ezginin günlüğünde  "Hükümsüzdür" şarkısını yaptık birlikte. Düzenlemelerini Nejat Yavaşoğulları, ben ve Berke Özgümüş 1 gecede yapmıştık. Çok da bomba bir şey oldu (gülüyor). Onun dışında Ezginin günlüğü ile başka bir çalışmam olmadı ama Bulutsuzluk Özlemi ile 2006 senesinden beri beraberiz. 

Aşiyan: Bu albümle kimlere hitap etmek istiyorsun, sadece beni anlayan mı dinlesin diyorsun, meşhur olmak gibi bir derdin var mı? 

Deniz: Benim zaten hayatta yapmak istediğim şeylerden biriside albüm yapmaktı, çoğu müzisyende olduğu gibi. Ben gitar çalıp şarkı söylemeyi seviyorum.

Ben bir gitaristtim, sonra şarkı söylemeye başladım diye bir olay yok. Gitar çalmadan önce de şarkı söylüyordum zaten. Şan eğitimi aldım, korolarda şarkı söyledim. Barlarda Shaft'da çıkıp şarkı söylüyordum. Ama buna rağmen enstrümantal müzik, sözlü müzikten çok daha önemli benim için. Çünkü o evrensel oluyor, işin içine söz girdiği zaman, o kısırlaşıyor. Güzel sanatlar lisesinde okurken benim hep hayalimde öğretmen olmak vardı, öğretmen olduktan sonra, ünlülerle çalışmak vardı, onlarla çalıştıktan sonra da kendi albümümü yaparak kendimi ifade etmek istedim. Ben klasik müzik eğitimi aldığım için sürekli klasik müzik eserleri çalıyordum ve açıkça söylemek gerekirse artık sıkılmıştım.

Enstrümanımı bulma konusunda da çok sıkıntı yaşadım; piyano ile başladım ondan sıkıldım,  klasik gitar eğitimi aldım sıkıldım (gülüyor), bunlar haricinde bağlama mandolin falan da çalabiliyordum fakat hiç biri benim kendimi ifade etmeme yardımcı olmuyordu. Ne zaman elime elektro gitarı aldım; "İşte Budur" dedim. Hiçbir enstrümanda bir çığlık sesi yok, rock müzik zaten benim kendimi net olarak ifade edebildiğim bir müzik türü, elektro gitarla da birleşince, o isyan beni çok cezp etti. Diğer müzik türlerinde ki sözlere bir bakın; çiçekler, böcekler, güzellikler…biz böyle bir Dünya'da yaşamıyoruz.  Ben elim kolum tutuyor şükürler olsun, "oh ne güzel hayat" diye oturamıyorum yerime. Hayvanlar için üzülüyorum, insanlar için üzülüyorum. Zaten Bulutsuzluk Özlemine de girip, sesimi çıkartabilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bulutsuzluk Özlemi herkesin de bildiği üzere; az önce söylediğim gibi "oh şükürler olsun, hayat güzel" deyip yerinde oturan, çiçek, böcek şarkıları yapan bir grup değildir.

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

O gruba girene kadar; bu kadar düşünüyorsun ama ne yapıyorsun? Yapamıyorsun ki; sistem o kadar ağır ki. Bu işler tek başına yapılacak işler değil, çok büyük paralar harcamak, örgütlenmek, o örgütün içinde belli bir yere gelmek v.s. o geldiğiniz yerde de uzun süre kalabilmek için bazı güçleri kolaylıkla savuşturuyor olabilmeniz lazım. Çok zor işler…

Bu benim amacım,  gitar çalıp, kendi şarkılarımı, kendi sololarımı attığım zaman mutluyum. Gitarımı çalayım, bestelerimi yapıp Dünya'ya açılayım; ki bu konuda son derece kararlıyım açıkçası. Enstrümantal müzik dalında bir albüm yapmak ve Dünya piyasasına girmek istiyorum. Ve ben bu yetenekte olduğuma da inanıyorum.Elbette desteğe çok ihtiyacım var.

Aşiyan: Türkiye'de gerçekten Dünya çapında gitaristler var ve bunlara sen de dahilsin bence. 

Deniz: Çok teşekkür ederim. Dünya çapında bir gitarist olmamın anahtarı pek çok albüm ve harika bestelerden geçiyor.Yani kendimi kanıtlamamın tek yolu bu. Umarım nice albümlerimde tekrar buluşuruz ve  Dünya'ya bir Tük gitaristinin adını yazdırabiliriz…  

Aşiyan: Şu dönemde albüm çıkarmak biraz cesaret işi, sen nasıl cesaret ettin ve nasıl karar verdin, hangi aşamalardan sonra bu albüm ortaya çıktı? 

Deniz: Albüm benim 5 yıldır yapmak istediğim bir projeydi ve ben 50'nin üzerinde şarkı besteledim, bir çoğunu da internette yayınladım. Bunun yanında internette paylaştığım cover şarkılar da var onları da özellikle koydum ki; bunları da çalabiliyoruz, biz de yapabiliyoruz bunu, görsünler istedim. İnsanlardan mesajlar alıyordum; " sen Bulutsuzluk Özlemi'nde çalıyorsun, neden youtube gibi yerlerde kendini ispatlamaya çalıyorsun" gibi. Buna şöyle cevap verebilirim: Konsevatuvar'a giren insanlar; Bach ve Mozart çalabiliyorlar ya, biz de Steve Vai ve Satriani çalıyoruz, bu budur. Bu kişiler bu işin virtüözü, bunlar gitar hero'ları, e öyleyse biz de bunları çalıcaz tabiî ki , ne çalacaktık ki (gülüyor), gitarla ne çalalım, Metalica mı çalalım sürekli (gülüyor).Şaka bir yana İngiltere de  Musician Institute diye bir eğitim kurumu ve licklibrary.com diye bir site var. Eğitimim için musician institute ye gitmeye karar verdiğim zaman benden gitar videoları göndermemi  istemişlerdi bende bunun için yaptım.ve eğitime kabul edilmiştim fakat elimde olmayan nedenlerden dolayı ve işlerim yüzünden gidemedim. İleride mutlaka gideceğim.  ayrıca videolarım çok önemli bir site olan licklibrary.com sitesinde top favorite listesinde en üst sıraya girdiler.Buda ülkemiz için önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. 

Albümüme gelince;

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

Bu projeyi resmi hale getirmek; Gökmen Kocaman'ın (menajerim) sayesinde oldu. Albüm çıkartmak kolay bir iş değil, bunun için çok emek sarf etmek gerekiyor, besteleri oluşturmak, alt yapı v.s baya uzun bir süreç ve emek istiyor, umarım albümümü dinleyici kitlem beğenir ve orjinalini alıp dinlerler. Bizler de bu sayede müzikte ilerleyebiliriz. Çünkü gerçekten azınlığız, elektro gitar çalan, bu işe heveslenen çok insan var ve iyi bir gelecek için birbirimize destek olmamız gerekiyor. Egolarımızı, önyargılarımızı bir kenara bırakmamız gerekiyor diye düşünüyorum. 

Aşiyan: Bu kıskançlık, bencillik rock müzik piyasasında da var mı yahu? Ben sadece popçularda var bunlar sanıyordum. 

Deniz: Olmaz olur mu, çok var hem de. Rock piyasasının 6 yıldır göbeğindeyim, Bulutsuzluk Özlemi sayesinde çok insanla tanıştım, çok konserler verdim. Sadece yükselip otorite sahibi olmuş kişiler arasında bu yok o da mecburiyetten yok, şundan dolayı yok gibi görünüyor, organizasyon şirketleri tarafından çok fazlaca bir araya getiriliyorlar. 

Aşiyan: Rock müzik hep belli bir topluluğa, zümreye hitap eder ve onun dışına pek çıkamazlar, çıkabilen birkaç isim var, Şebnem Ferah, Özlem Tekin v.s gibi. Onun dışındaki rock müzisyenleri fazlaca tanınamıyorlar, sence bunun sebebi nedir? Lansman eksikliğ mi?

Deniz: Bunun arz talep işinden öte, insanların duyarsızlığından kaynaklandığını düşünüyorum, ben 5-6 yıldır tanınan bir müzisyenim, videolarım binlerce kişi tarafından izleniliyor, Deniz; albüm ne zaman çıkacak bekliyoruz dört gözle deniliyor ama albüm çıkıyor ve bir anda o "fan"lar yok olup gidiyolarlar. E durum böyle olunca, organizasyon şirketleri'de konser verecek insanı, albüm satış grafiğine göre seçiyorlar haklı olarak. Siz zannediyorsunuz ki; facebook'unuzda 5000 kişi, hayran sayfanızda 20.000 kişi, mail adresinizde 50.000 kişi var toplamda 75.000 kişi benim albümümü alır, dinler v.s Ama işin aslı hiç öyle olmuyor ne yazık ki, biz albümü ilk baskıda nokta nokta  adet bastık ve nokta nokta  adet satılmadı.çok komik rakamlar aslında. Ben bu albümle pat diye müzik sektörüne merhaba diyen biri değilim, başta da söylediğim gibi 6 senedir zaten bir şekilde varım ve beni tanıyorlar. Albümümde enstrümantal şarkılarda var,cover şarkılarda  Ve gerçekten albümüm güzel oldu.İnsanların zaten yıllardır benden istediği şeyi yaptım ama iş, almaya gelince maalesef satış grafiklerimiz çok düşük.Bu anlattıklarım diğer tüm gruplar içinde geçerli diye düşünüyorum. 

Aşiyan: Her röportajımda konuşma kendiliğinden buraya geliyor ve bu soru mutlaka sorulası oluyor maalesef, sana da soruyorum. Albüm fiyatları çok mu yüksek, nedir satış grafiklerinin düşük olmasının, insanların mp3 olarak şarkıları internetten indirmek istemelerinin sebebi? 

Deniz: Hayır hiç pahalı değil, bir müzisyen 2 ya da 3 yılda bir albüm yapabilir. E 2-3 senede bir de albüm alıyor olmak kimsenin cebini yıpratmaz diye düşünüyorum. Albümün satın alınması gerekiyor, çünkü yapım şirketleri bir dahaki albüm için çok parlak bakmıyorlar konuya. Eğer siz albümlerimizin orijinalini satın alıp dinlemezseniz, yapımcı firma bu işten para kazanamazsa bir daha ki albüm gerçekten bizim, sizin ve özellikle rock müzik piyasası için içler acısı bir duruma dönüşür.Pop müzik albümleri gayette  alınıyor.dinleyici kitlesi sanatçılarını destekliyorlar bu yüzden de pop müzik hakim  ülkemizde.tabii ki eskisi gibi 1 milyon satılmıyor ama 100 bin 200 bin 300 bin gibi satış rakamları var.Bizler yani rock müzik grup ve sanatçıların  albümleri  5 bin 10.bin satamazken  kimsenin bir şey demeye hakkı olmadığını düşünüyorum.

Rock müzik, pop gibi değil, çok fazla ekipmana ihtiyacımız var, iyi gitarlar çok pahalı, iyi bir anfi çok pahalı, iyi bir stüdyoda kayır yapman lazım ki, dünya standardında bir ses kalitesini yakalayabilesin, gitar ve davul soundları vs. net duyulabilsin. Ve nihayetinde Dünya'ya açılabilelim. E bunların hepsi ciddi bir maddiyat yükü.

Aşiyan: Ben gitar sesine hastayım Deniz ve iyi gitar çalan müzisyenin de benim için değeri çok büyüktür, siz çalarken ben uçar giderim bir yerlere, bu bir nevi meditasyondur benim için. Peki senin için gitar ne anlama geliyor, ne hissettiriyor sana? 

Deniz: Ben gitar çalarken bu Dünya'ya ait olmadığımı hissediyorum, başka bir yerdeyim, kimsenin beni yargılamadığı, izlemediği. Kendimle baş başa kalabildiğim bir yer. Kelimelere nasıl dökülür o hisler inan bilmiyorum, bu bir aşk. Hani aşık olmayan birine aşk'ın ne olduğunu anlatamazsınız ya. Bu kelimelerle ifade edilemeyen ama mükemmel olan hisleri karşı tarafa da "his" olarak aktarabildiğin sürece zaten olay tamamdır. Bunu yapabilmek içinde bazı şartlar var ama; hayal kırıklıkları yaşamanız lazım hayatınızda, güvendiğiniz insanların sizi kazıklaması gerekiyor (gülüyoruz), parasız kalmış olmanız gerekiyor. Nasıl ki Mozart müthiş eserlerini yaparken fakirdi, dert içindeydi ve öyle öldü. İşte bu duygularla o besteleri yapabiliyordu.Sadece dert tasa da değil elbette hayatı gerçekten dibine kadar yaşamak gerekiyor. Ferrari ile gezen insanların bunu yapabileceklerini pek sanmıyorum ben.  Bence zaten 20-25 yaşlarında biri çok iyi gitar da çalsa, yaşanmışlık duygularını hissettiremez, e bu hisleri karşı tarafa geçiremiyorsa, bence gerçek bir gitarist ya da müzisyen değildir. Bunu da çok iddialı olarak söylüyorum… 

Aşiyan: Sen kimleri dinliyor ve takip ediyorsun? 

Deniz: En başta tabiî ki Yavuz Çetin, Cenk Eroğlu mesela, onun tarzını kendi tarzıma çok yakın buluyorum. Jimmy Hendrix, Gary Moore, Richie Kotzen, Steve Vai ve Satriani. Şimdi bunlar çok kült oldular ya, kime sorsanız bu isimleri bi tekrarlar ya. Ama ben de durum biraz farklı, bu adamların teknikleri de, besteleri de, gitar çalışları da gerçekten çok çok iyi. John Sykes var mesela Whitesnake'in eski gitaristi, çalma tekniğine ve tonuna bayırlım, harikadır. Slash, Andy Timmons. Slash'in, Michael Jakson' "Give In To Me" şarkısındaki solosunun hastasıyımdır, Jennifer Batten harikadır, onun kendi şarkıları da çok iyidir. Daha pek çok var. 

Aşiyan: Tüm bu saydığın gitaristleri taklit ederek mi başlıyorsun gitar çalmaya?  Ben öyle düşünüyorum, hep birileri taklit edilerek başlanır ama eğer içine kendi duygularını ve stilini katabiliyorsan bir yerlere gelebiliyorsun, katamıyorsan da X gitaristin kopyası şeklinde devam ediyorsun zannediyorum, böylemidir? 

Deniz: Şöyle; bir şairin kendine özgü bir şiir yazabilmesi için, bütün şairlerin şiirlerini ezbere bilmesi ve okuması gerekir. Bu bizim için de geçerli, iyi bir gitarist olmamın nedenlerinden birisi; ben hepsini elimden geldiğince kopyaladım. Öyle ince detaylarıyla dinledim ve çözmeye çalışarak dinledim ki. Gitar cover videolarımda bunu görebilirsiniz, neredeyse birebir çalmaya çalışıyorum.Tabiki aynısı asla olamaz.Her gitarist özeldir.Neyse

bunu yapınca sizde bir sürü teknik oluşuyor ve dolayısıyla kendi tekniğiniz çok özgün oluyor. Buna hakim olmazsanız, sizin tekniğiniz 1 tek kişininkine benzer, ve herkes; bu da X gibi çalıyor derler ve o üzerinizden bir daha silinmez, size yapışır kalır. 

Aşiyan: Deniz senin eğitmenlik yaptığını da biliyorum hatta öğrencilerinden bir kaçını da tanıyorum, röportaj sorularını hazırlarken onlardan biraz kopya çekeyim diye, seni sordum. Öğrenciler genelde öğretmenlerini sevmezler, senin öğrencilerin seni çok seviyorlar, hem eğitimci olarak hem de kişi olarak seni öve öve bitiremiyorlar.

İyi gitar çalıp ismini bir şekilde duyuran bir çok kişi aynı zamanda gitar hocalığı da yapıyor bunu hepimiz biliyoruz, fakat şimdi ismini vermeyeceğim, X hocanın öğrencileri Steve Vai bile çalamıyorlar, deniliyor. Bu neden böyle sence, öğrencilerin eksikliği mi, hocanın beceriksizliği mi?

Deniz:  Gitar çalmakla, gitar çalmayı öğretmek çok farklı şeyler. Ben bu işin eğitimini aldım, formasyonunu biliyorum., artı, bu işi çok seviyorum. Eğitim; öğrenci merkezli olursa o eğitim eğitim olur, öğretmen merkezli olursa o zaman o iş olmaz. Öğretmen sınıfa gelip, bunu yapın derse ve öğrenci yapamıyorsa ya da yapmak istemiyorsa orada olay tıkanır kalır, daha fazla ileri gidemezsiniz. Benim öğrencilerim bana geldiklerinde onların öğrenmek istediği şeyleri önce soruyorum, sonrasında oturup bir program geliştiriyoruz beraber. Ve onun istediğini verebilecek kapasite bende zaten var. Aramızda böyle bir iyi iletişim kurulduktan sonra da, benim verdiklerimi çok iyi kapmaya başlıyorlar. Ben onu şekillendirebilirim,  Yavuz Çetin hayranı da yaparım, Satriani hayranı da ama; burada ne olur biliyor musunuz? Yavuz Çetin hayranı bir insanın karşısına, Satriani hayranı birisi gelirse o ikisi asla anlaşamaz.

Kısaca; ilk önce öğrenciyi anlamak, sonra anlatmak ve şekillendirmek gerekir. Bu biraz da tecrübe işi, ben yıllardır bu işin eğitimini verdiğim için, ben de artık piştim bu konuda. 

Aşiyan: Şimdi bu bahsettiğin öğrenci tipi zaten çoğunlukla sana hazır geliyor, yani şunu demeye çalışıyorum, gitar çalmaya hevesli. Peki; hiç buna hevesi olmayan, aklının ucunda gitar çalmak bile olmayan birisi gelse karşına?

 

Deniz: Evet o'na da gitar öğretebilirim, sadece istemesi ve müziği sevmesi yeterli benim için. Güzel sanatlar lisesinde eğitim verdiğim dönemde; Kasdav liseler arası müzik yarışmasında beste dalında 1. olduk ve grubu 170 okul arasından seçildiler. Bunlar 9 kişilik bir gruptu ve gruptaki herkes müthiş değildi. Ama biz anlaşabilip, iletişim kurabildik.Grup olabildik. İlginç bir şey daha söyleyeceğim, gruptaki herkes farklı bir müzik dalında çalıyordu. Kimi rockçı, kimi pop, kimi klasik. Bu kadar farklı tarzlarda çalan 9 kişiyi bir araya getirip birinci olabildik.. (gülüyoruz) Konservatuvara 1.'likle öğrenciler kazandırdım. Bunların hepsi benim için gurur kaynağı.

Ben üniversitesitede  okurken bir çok hocam beni müzikten soğutmuştur, piyanodan, kemandan. "Al bunu çalacaksın ve geleceksin" dediler. Yok öyle bir şey işte. Ben bunu da yaşadığım için, onların ne istediğini çok iyi anlayabiliyorum ve ben bunu onlara yaşatmak istemiyorum. İlerde; umarım albüm gereken ilgiyi görürse, bu ülkeye bir gitar akademisi açıp, bu iş için geleceğe yatırım yapmak istiyorum ve bununla alakalı çok güzel projelerim var. Bunun olması gerekiyor artık Türkiye'de ve bunu yapabilecek (bir eğitmen olarak) tek insan benim. Sadece gitar akademisi olacak yalnız, iyi gitaristler yetişecek, iyi gitaristler yetişince iyi rock grupları olacak çünkü; iyi bir rock grubunun mutlaka ve mutlaka iyi bir gitariste ihtiyacı vardır. 

Aşiyan: Müzisyenlere sorarlar ya; "ne zaman başladınız müziğe" diye, klasik bir cevap verirler, "çocukken başladım."  Sen de çocukken mi başladın? (gülüyoruz) 

Deniz: Benim babam müzisyendi, dedem de aynı şekilde müzisyen, dedemin dedesi de yani genlerimde var zaten. Babam piyano çalardı, her gece dinlerdim ve benim kulağımda zaten notalar doluydu. 14 yaşıma geldiğimde benim kulak artık Çingene kulağı (tabiri caizse) oldu (gülüyoruz). Babam ve dedelerim alaylı müzisyendiler ve bu babamın içinde kalmış, aileden birisi de  bu işin eğitimini alsın dedi. O zaman Türkiye'de 11 tane güzel sanatlar lisesi vardı, 1994 yılından bahsediyorum. Müziği akademik olarak öğrenmeyi zaten ben de istiyorum, sınavlara girdim ve başarılı oldum, oradan mezun olup Marmara üniversitesi benim hayalimdi, oranın konservatuvarına girdim, hem de sondan 1. yedek girdim (gülüyoruz). Türkiye'de maalesef işler sadece yeteneğe bakmıyor, bu da bunun kanıtıdır. Bunun altını çizmek istiyorum.  Benim ev arkadaşım, aynı sınavda 14. olan bir çocuktu ve bu adam nota dahi bilmiyordu ve okulu bitirmeden yarım bıraktı ve ayrıldı. Bunları özellikle söylüyorum, artık Türkiye'de bunların önüne geçilmeli, torpille o sınavı geçerek okula girip bir sürü yetenekli insana engel oldu ve okumandan gitti. 

Aşiyan: Torpil maalesef her yerde ve her şeyde var…

Deniz: Şunu da altını çizerek söyleyeyim, ben 4 sene okula gitmedim ve günde 16 ile 20 saat arası gitar çalıştım. 

Aşiyan: E okula neden gitmedin? 

Deniz:  İstemiyordum, çünkü okuldan mezun olup ancak öğretmen olabilirdim ve normal her insan gibi yaşayacaktım. Ben yeteneğimin farkındaydım, sevdiğim ve istediğim şeyin farkındaydım.

E okulu da bitirmem gerekiyordu, son 1 sene okula gidip 35 dersi birden verdim.(gülüyoruz) 

Aşiyan: Albümünde her şeyi kendin yaptın, besteler, kayıt, akla gelebilecek ne varsa. Neden böyle yapmayı tercih ettin? 

Deniz: Ben Bulutsuzluk Özleminde zaten en iyi kayıt ortamlarında, en iyi stüdyolarda çalışmaların nasıl yapıldığına tanık oldum.  Miam ve marşandiz stüdyolarında kayıtlar oldu ama ben açıkçası istediğim duyguları tam olarak orada veremedim. Bana gitar solumu çalarken bir zaman verilmesi beni çok rahatsız etti ve muzdarip oldum. "Haydi çal" e bu öyle haydi çal diyince çalınacak şey değil ki. Benim o duyguyu, tonu bir hissetmem lazım. Ben dedim ki; bu iş böyle olmayacak,  Dünya'da ki başarılı müzisyenlerin hepsi de zaten kendileri evde kayıtlarını yapıyorlar. Gecenin bir vakti kalkıp solo çalıyorum, ertesi gün o soloyu beğenmeyip tekrar değiştirebiliyorum, bu rahatlığım var.  Notayı beğenmediğim zaman orayı tekrar çalıp düzeltiyorum, tamam soloyu iyi çalmışım da, "fa" notasının çığlığını iyi verememişim, benim sadece o "fa" notasının çığlığını attırarak o bölüme tekrar kaydettiğim oldu. Beni benim kadar iyi anlayabilecek insan yok, zaten çıkmadı da karşıma. Albüme bakarsanz, blues, iki cover şarkı, rock, enstrümantal şarkı ve bir de piyano, bunları bir yapım şirketine götürseniz bu albüm satmaz diye bana o albümü yapmazdı. Ama ben bu albümü kendi istediğim gibi, kafama göre, kendimi tam olarak ifade edebileceğim bir albüm olarak hazırladım, çok da memnunum.Bu bir başlangıç umarım müzikseverler ve dinleyicilerim albümümü beğenirler nice albümlerde tekrar buluşuruz…

Aşiyan: Bir rock star nasıl olmalı sence? Belli bir kalıbı olmalı mı?

Deniz: Bence belli kalıplara girilen o devir kapandı. Herkesin bir örnek olduğu, deri pantolon, uzun saç, küpe, kovboy çizmelerin, dövmelerin olduğu, kendimiz gibi olamadığımız, tek kalıba oturduğumuz dönem bitti, bitmeli de zaten. Bir şey olmalı diye onu yaparsanız o siz olmasınız. Siz hiçbir insana benzemezsiniz, teksiniz, bir örneğiniz daha yok. Hepimizin, kendi tavrı, tarzı ve üslubu olması gerekiyor, bu da okuyarak,yaşayarak  gelişerek kazanılan bir Dünya görüşüyle olur. Bu Dünya görüşü de sizin, giyiminizden, saç şeklinize kadar size yansıyor, bunların hepsi eğer "size özgüyse" işte o zaman bir rock star olursunuz. Doğallıktır önemli olan. Nirvana'nın solisti Kurt Cobain'in buna ihtiyacı yoktu, bir kot bir t-shirt'le çalıyordu. Ben hiçbir şey olmasın demiyorum yanlış anlaşılmasın, sadece tek kalıp olunmasın diyorum, elbette ki bir tarzı olmalı bir rock star'ın, ama kendi tarzı.

Aşiyan: Peki sen sahneye günlük hayatındaki gibi mi çıkıyorsun, hiç özel bir şey yapmıyor musun sahne için?

Deniz: Bir dönem ben de o kalıpların içindeydim, saçım da uzundu, deri pantolon ve kovboy çizmeleri giydim fakat uyandım artık, onlar başkasıydı, o ben değildim. Saçlarımı kestim, kovboy çizmelerimi ve deri pantolonumu yaktım(gülüyoruz) giydim t-shirt'imi, ceketimi Tavrım çok belli, "her şey yalanmış"  yalan sen onu fark edinceye kadar gerçektir.

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

Aşiyan: Albüm kapağı için çekilen fotolarda, sana; şunu giy, şunu yap diyen olmuştur mutlaka, nasıl bir tepki verdin?

Deniz: Sanat yönetmenim Emre Koç, o'na da teşekkür ederim buradan tekrar. Fotoğraflarımı da Abdullah Özbudak çekti, o'na da bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Açıkçası o süreç kolay olmadı, açık fikirlere esnek olmak gerçekten hiç kolay değil, sen 50 yaşına kadar bir şeylere inanmışsın, 50'den sonra haydi bunu değiştiriyoruz, pek kolay değil (gülüyoruz) Bu insanlar benim müziğimi dinlediler, benim tarzımı, hayat görüşümü öğrendiler ve dediler ki; sana uyan bu değil. Sadece onların böyle söylemesiyle de değil tabii yanlış anlaşılmasın,  hepsine birlikte karar verdik.

Aşiyan: Konservatuvarlısın, ne tür müzik dinliyor ve seviyorsun rock dışında?

Deniz: Ben her tür müzik dinliyorum ve anlamaya çalışıyorum.

Aşiyan: Arabesk'de dahil mi bunlara? (gülüyorum)

Deniz: Hayır canım(gülüyoruz), arabesk rock çok güzel tutuyor bu Ülke'de  arabesk beste yapıp, arkasına hard rock distortionlarını koyup millete rock yapıyorum diye yutturanlar var. Ve bu tür insanlardan hiç hoşlanmıyorum, hiç samimi değiller.hoş yutturmakta denmez ya  dinleyici onu istiyor zaten.

İyi bir dinleyici olmak kolay değil ve ayrı bir kültürdür. Mozart'ı biliyorsanız, Yavuz Çetin'i biliyorsanız, Deep Purple'ı biliyorsanız, onların şarkılarının sözlerinin anlamlarını biliyorsanız evet siz o zaman iyi bir dinleyicisiniz.  Ön yargıları atıp, insanları yaptığı işle değerlendirmek gerekiyor. İnsanlar değişebilir, 5 sene önce yaptığı müzik farklı olabilir, şimdi yaptığı farklı. Ülkemizde ne Atatürk'çü gençlik yetişiyor ne de iyi bir müzik dinleyicisi, okullardaki müzik eğitimi aman aman Atatürk sansürlü öğretiliyor. İyi bir müzik eğitimi almayan insanlar, elbette ki iyi bir müzik dinleyicisi de olamazlar. İşte o yüzden basit ve 3 akorlu müzikler dinlenilir. Jazz ve blues gibi müzikleri dinlemez çünkü; anlayamaz, yorar o'nu.

Aşiyan: Tamamen sana katılıyorum, bu yüzden popçu gençlik çok fazla, pop hemen algılanabilir, yormaz insanı. Lay lay Lom'dur.

Deniz: Evet pop hemen tüketilebilen bir müzik, hemen hazmedilebilir ve yok olur ama; rock müzikte bir şarkı yaparsınız o yıllarca dinlenir ve eskimez…İşte ben de bu yüzden rock müzik yapıyorum.Rock müziği seviyorum

Aşiyan: Senin jazz ve blues'la aran nasıl?

Deniz: Jazz dinlerim ama çok çok iç içe değilim.Blues müziği çok severim.Ama  Ben rock müziği daha çok seviyorum.

Herkes her şeyi dinlemek zorunda değil, sevmek zorunda da değil. Herkesi memnun da edemezsiniz, zaten etmeye çalışırsanız yanlış yaparsınız. Benim albümüm de öyle; ben aşk'ı seven aşık olabilen bir insanım ve aşk şarkıları yaptım ve bunları paylaştım. Blues müziği sevdiğim için, blues şarkılarımı paylaştım ki; daha önce söylediğim gibi, adet olarak 50'nin üzerinde olan bestelerimden seçtiğim şarkılardır. Bu arada 5 albüm daha hazır yani(gülüyoruz).

Aşiyan: Müzisyenler, hangi tarzda müzik yaparsa yapsınlar, siyasi görüşlerini belli etmeliler mi?

Deniz: Evet, kesinlikle, bir duruşları olması gerek. Sanatçılar genelde bu yönde kaygılılar, ben de kısmen öyleyim, röportajlarımda da söyleyeceklerimi, kelimelerimi seçerken çok dikkat etmek zorunda kalıyorum çünkü; herkes her şeyi yanlış anlamaya çok müsait. Çünkü beni tanımıyorlar, tanımadıkları içinde söyleyeceğim en ufak bir yanlış cümlede, "ne diyor bu adam yaaa" diyebilirler. Ama, artık belli bir mevkiye gelip, parasını kazanmış insanların bu kaygıları artık taşımayıp, siyasi görüşlerini net olarak belirtmeleri gerektiğini düşünüyorum. Gençleri aydınlatmak onlarında görevi ki; sanatçı zaten budur. Hala yapmayanlar var, sistem adamı olan, paramı alırım ben gerisine karışmam havasında olan sanatçılar çok var Türkiye'de.

Aşiyan: Deniz bir kadına aşık olursan gidip o'na direkt söyler misin yoksa, belli etmeye mi çalışırsın?

Deniz: Ben sözcüklerle değil de, davranışlarımla belli etmeye çalışırım. Benim için " seni seviyorum" sözünün pek bir önemi yoktur. O sadece bir kelimedir, hissederek söylenmiyorsa hiçbir anlamı yoktur. Ben bunu hissettirenlerdenim. Ben aşık olduğum zaman , o kişi sevdiğimi zaten bilir.

Aşiyan: Rock müzisyenlerinin özel yaşamları ne kadar öne çıkmalı sence?

Deniz: Ben özel hayatımı hiçbir zaman paylaşmadım, paylaşmayı da sevmem, asla facebook'umda "ilişkisi var" diye görünmemiştir. Çok müzisyen bunu paylaşır, ben buna çok karşıyım, o zaman olay "özel" olmaktan çıkıyor diye düşünüyorum.  Özel, özel olarak yaşandığı zaman güzeldir. Bu, o insana olan saygınla da alakalı. Bu konuda çok fazla magazinsel olmayı sevmiyorum.

Aşiyan: Kadınlar genelde tam tersini düşünür ama, eğer sen facebook'una ilişkin olduğu halde yazmıyorsan  "acaba neden yazmıyor" diye düşünür ve şüphelenirler ve hatta kıskanırlar.

Deniz:. Asla aşamayacağım prensiplerim vardır bu da onlardan bir tanesi. Akıl ve mantık konularında her zaman esneğimdir fakat duygusal konularda her zaman belli prensipleri aşmadan, içimde yaşarım.

Aşiyan: Kızlar çaktırmayın, Deniz'in şu an birlikte olduğu biri yok. Aramızda!!

Aşiyan: Hayranlarının sana karşı olan ilgilerini nasıl karşılıyorsun? İmza, fotoğraf v.s

Deniz: Harika, çok hoşlanıyorum. Bunlar çok önemli şeyler; insanların yanına gelip, imza isteyip, fotoğraf çektirmesi sana verdiği önemi ve değeri gösteriyor. Mail ve mesaj atmaları beni gerçekten mutlu ediyor. Hem ben hem de tüm sanatçılar için eminim ki çok değerli, çünkü; bizi ayakta tutan şeyler. Ben; dozunda, samimi ve kibarca olan eleştrileri de seviyor ve kabul ediyorum.  Çünkü tüm bu samimi eleştriler bizi şekillendiriyor, görmediğimiz, fark edemediğimiz bir şey olabiliyor, onları görmemizi sağlıyor, ben seviyorum ama dediğim şartlarda olunca.

Benim albümümün beğendikleri, beğenmedikleri yönlerini yazsınlar bana, memnun olurum. Ama 2 şarkı dinleyip ya da beni tanımadan değil. Geçenlerde biri; videolarımdan birini izlemiş, bana mail atıyor " bu ne lan" diye, aradan 2 ay geçiyor, aynı adamdan özür mesajı geliyor. "Ben seni böyle bilmiyordum, yanlış tanımışım" falan diye. İşte ben de diyorum ki; önyargısız olsunlar, iyice dinleyip, tanıyıp sonra eleştirsinler. İşte o zaman bu mesaj ya da mailleri kaile alıyorum ben.

Aşiyan: Herkes duş alırken bir şeyler mırıldanır, şarkı söyler de, müzisyenler beste de yapabiliyorlarmış. Sen de öyle misin? (gülüyoruz)

Deniz: Aynen öyle oluyor, çok doğru tespit (gülüyoruz) , duş alırkennn, başka şeyler yaparkennnn…

Aşiyan: Başka şeyler derken?

Deniz: Eee Satranç oynarken, kitap okurken (gülüyoruz)

Ben hiçbir zaman oturup beste yapayım diye çalışma yapmadım, bir şekilde geliyor ve çıkıyor, bir an da oluyor. "Kamçıla Bebeğim" mesela tam öyle, bir anda yaptım. (gülüyoruz). Söz ile  beste ayrı olmuyor zaten, ikisi bir arada çıkıyor ortaya.

Aşiyan: Bundan sonra nasıl devam edecek albümler, hani; bu çok soft oldu bir dahakine daha hard bir şeyler yapayım gibi bir kaygı taşıyor musun?

Deniz: Yok hiç öyle şeylerim olmadı, nasıl hissediyorsam öyle söylüyorum, sadece bir kesime hitap etmiyorum, sadece rock camiasına hitap etmiyorum, dediğim gibi ne hissediyorsam her zaman öyle yapacağım.

Aşiyan: Hayatı ciddiye mi alıyorsun, dalga mı geçiyorsun?

Deniz: Çok ciddiye alıyorum. "Hayatı çok ciddiye alırsan yaşayamazsın"  gibi kalıplaşmış sözlerden nefret ederim. Hayatın farkındayım, kendi hayatımın da farkındayım ve ona sahip çıkmak istiyorum çünkü;  o yüzden geldim bu Dünya'ya.  Bu Dünya'dan boş gitmek istemiyorum, her zaman kendimi yetiştirmeye çalışıyorum, öğrenmeye çok açığım. Okumayı seviyorum, yaşamayı seviyorum, müzik yapmayı çok seviyorum. Hayatın kendisinin bir melodi olduğunu düşünüyorum. Hayatı ciddiye almayanlardan nefret ediyorum hatta. An'da kalmayı seviyorum, ne geçmişi ne de geleceği fazlaca kurcalamıyorum. Sadece geçmişte yaptığım hatalardan ders alıyorum. Özgürlüğümüz için hayatı ciddiye almamıza hepimizin  ihtiyacı var. Örn: Mustafa Kemal Atatürk!

Aşiyan: Bir pop şarkıcısı sahne programında "The Wall"ı söyledi, bunun üzerine ünlü bir rock star da " ben destekliyorum, bir sahne sanatçısı sahneye çıktığı zaman her şeyi söyleyebilir" dedi. Sen de böyle mi düşünüyorsun?

Deniz: (gülüyor) Ben onu izledim, komikti, şöyle komikti; o popçu aslında İngilizcesi iyi olan bir insan (takıldığı hatunlardan bunu anlayabilirsiniz) ama söylerken "The Wall" şarkısı ile dalga geçtiği izlenimi verdi bana.  O zaman ben de rock müzik yaparken İstiklal Marşı söyleyeyim, bu hoş olur mu? O rock star'a da asla ve asla katılmıyorum, bu şarkı efsane Pink Floyd grubunun yine efsane şarkısıdır, kesinlikle dalga geçilecek bir şarkı değildir. İsteyen istediğini söyleyemez, herkes konumunu bilmeli O popçu o şarkıyla çok güzel dalga geçti, o rockçı da bunu güzelce yutmuş ama ben yutamam…

Aşiyan: Çok güzel, keyifli, çok güldüğüm samimi bir röportaj oldu, çok teşekkür ederim, seni tanıdığıma da, röportaj teklifimi kabul ettiğine de çok sevindim. Sayfamızı şenlendirdin, sağolasın…

Deniz: Ben de çok memnun oldum, aynen çok keyifli ve samimi bir röportajdı. Deli Kasap'a ve sana albümüme gösterdiğiniz ilgi için ben teşekkür ederim…

Gitarist Deniz Demiröz ile Söyleşi

İletişim bilgilerim: yazarasyn@gmail.com

Facebook: Aşiyan KUTLU 

 

 

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: