SÖYLEŞİ

Deli Deli Kulakları Küpeli Müzisyen

Kaan Çağlayangil - 24 Şubat 2010

Afro-Cuban Percussion akımının tek Türk müzisyeni

Müziği çok iyi bilen, profesyonellerle çalışan, üretken, olmadık fikirlele herkesi şaşırtan bir o kadar değişik bir dünya görüşüne sahip bu hayatı dolu dolu yaşayan bir insan; Ayhan Sicimoğlu'ndan bahsediyorum. Kendisiyle geçtiğimiz sene büyük ses getiren 'Friends&Family' albümü ve müzik yaşamı üzerine konuştuk. 1970 yılında Tarsus Amerikan Lisesinde okurken Türkiye'nin en iyi davulcusu seçildi ve Avrupa'da sürdürdüğü müzik yaşamı ona artık değişik kapılar açmıştı. Tüm merak edilenleriyle karşınızda Ayhan Sicimoğlu.

Kolej yıllarında Tarsus Amerikan Lisesi'nin davulcusu olarak 1969 yılında Milliyet Liselerarası Müzik yarışmasında en iyi davulcu seçilmiştiniz. Hatta o yıllarda 'Cream' grubunun davulcusu Ginger Baker gibi çift davul çalacağım diye tutturmuşsunuz. Bu hikayeyi bir de sizden dinleyelim istiyorum.

Evet o yarışmada bir numaraydım ve Türkiye birincisi oldum. O yıllarda benim idolüm Ginger Baker'dı. O sahnede double bas ton davul kullanırdı tabii benim davul basım yoktu bir tane davulum vardı. Ama ben Ginger Baker'ı hayalimde o kadar canlardımışım ki dinleye dinleye çift davul isterim diye tutturdum. Hiç unutmuyorum o zamanlar Mehmet Ali Birand ve Hıncal Uluç bakıyordu Milliyet Liselerarası Müzik yarışmalarına, ikisi ilgileniyorlardı. Hıncal Uluç beni hala görünce; 'Vay, geldi en rezil davulcu, o zaman bizden çift davul istedi der'. Bugün görse yolda hala öyle diyecektir. O yarışmadan önce Mehmet Ali Birand'a telefon mu açtım mektup mu yazdım tam hatırlamıyorum, demiştim ki; çift davul bulmazsanız ben gelmeyeceğim yarışmaya dedim. Ama yarışmaya katılmamız lazım, çünkü birinci sene katılmışız 3. olmuşuz ve çok iyi davul çalmışım. Yarışmanın yıldızıyım bir önceki sene. Bu defa en iyi davulcu seçilmem gerekiyor diye düşünüyordum, sonuç olarak zaten birinci oldum.

Deli Deli Kulakları Küpeli Müzisyen

O yıllardan Nur Moray'ı tanıyorsunuz sanırım. Kadköy Ticaret Lisesi'nin davulcusuydu.

Tabii tabii tanıyorum. Hatta onların çok iyi bir gitarist bir arkadaş daha vardı; Nezih Cihanoğlu adında. Jimi Hendrix tarıznda çalıyordu. Bizim tarzımız daha değişikti çok uçuk bir tarzda çalıyorduk ama şimdi dinlesen avantgarde müzik olarak listeye girer. Şarkımızın ismi; 'Dirge For The Death Of Innocence(Masumiyetin ölümüne ağıt)
O zaman 'Cümbüş' marka davullar vardı yerli malı ama bu davullar çok iyi davullar değildi fakat benim trampetim çok iyi bir trampetti;'Premier' markaydı. Rahmetli babam getirmişti, çevresi mavi sedefti. Ben çıkmadan önce sahneye benim çift davul gelir, büyük bir setti. Çalarım diye yalan söylemiştim çünkü o zamana kadar hiç çift davul çalmamamıştım ama içime öyle bir işlemişki çift davulu ilk defa sahnede çaldım. Çift davulu bir çaktım millet böyle kaldı. Durul Gence o zaman çok meşhur bir davulcuydu ve jürideydi, o beni dinlerken kalakaldı. Daha sonra tanıştı benimle ve hala anlatırlar benim çift davul sahneye çıkışımı. Yani böyle güzel bir anımız var.

Daha sonra perküsyona geçiş nasıl oldu?

Onu da anlatayım; İngiltere'ye okula gittim ben. İlk önce sağda soğda davul çaldım sonra Londra'ya gittim böyle ufak barlarda çaldım yani çok meşhur olmadım. Oralarda perküsyon çaldım ama çok da bilimsel çalmadım çünkü bilmiyordum fazla. Sonra hayatımın en büyük tesadüfü oldu; Roma'ya fotoğraf çekmeye gittim 1976 yılında, zaten fotoğrafçılık okulundan mezunum. Küçük bir iş aldım ve orada tanıdığım bir kızın arkadaşı oranın en büyük davulcusu Tony Espotito'nun sevgilisiymiş. Paula adında çok hoş bir kızdı. Daha sonra bir akşam arkadaşım 'Tony Esposito'nun konseri varmış sen de davul çalıyorsun' dedi ve arkadaşımla o konsere gittik ama ben o zamanlar tam 'art' bir tipim, altın küpeler, şalvarlar, hint işi gömleklerle dolaşıyorum. Bir yere girdik adı 'İşgal edilmiş manastır' anlamına gelen bir yer. Gençler işgal etmişler, komünist gençler işgal etmişler çünkü o zaman komünizm var dünyada, gençler orada gösteri yapıyorlar bir takım sanatsal faaliyetler içindeler kendi aralarında. Orada Tony Esposito'ya bir oda vermişler bir prova odası. Orada prova yapıyor bedava ve senede bir defa orada konser veriyor. Hiç unutmuyorum bir yaz günü, koca bir ay, palmiyeler, inanılmaz bir yaz gecesi ve yüzlerce çok güzel İtalyan oğlan ve kız, Günay Afrikalı, Kübalı, Porto Rikolu, Panamalı tipler. Daha sonra Tony Espotito sahneden;' Londra'dan birisi gelmiş iyi davul çalarmış, çıksın çalsın bakalım bizle' dedi. Ben atrafıma bakıyorum kim acaba bu diye, arkadaşlar seni anons ediyor dediler. Sahneye çıktım çok güzel çaldım ve adam bana hemen turne teklif etti bir turne yaptık Güney İtalya'da. Daha sonra orada uluslararası bir müzik olrtamına girmiş oldum. Çok önemli hocalarım oldu Afro-Cuban müzik alanında. 1977 yılında oluyor bu anlattığım olay ve ben o yıllardan beni Cuban müzik dinlerim. Kimsenin Türkiye'de göremeyeceği adamlar benim yanıbaşımda oldu.

Sizin 1976 yılında Türkiye'de ses getiren bir grubunuz var, İpucu Beşlisi. Bu grup hakkında neler söylemek istersiniz?

İngiltere'de 'Kokomo' adlı bir grupla çalmaya başladım. Bu grup 'White Funk' tarzı bir müzik yapıyordu, yani siyah funk türünün beyazlar tarafından yapılan hali. Bu grupla bir süre çaldım sonra Türkiye'ye döndüm, Mazhar zaten arkadaşımdı ve bir şarkı yapmış 'Heyecanlı' adında bir folk şarkısı. Ben Mazhar'dan bu şarkıyı aldım ve bu şarkıyı yeniden düzenledim ve 'White Funk' yaptım. Hem conga çaldım o şarkıda hem davul çaldım. Girdik biz stüdyoya hiç unutmuyorum 2 kanallı stüdyo var ve tonmeister Sıtkı Acim'di ve şimdiki gibi kes yapıştır imkanı yok makas ve bantla yapılıyordu. O teknolojiyle yapılan müzik bile bak ne kadar güzel. Ondan sonrada Türkiye'nin ilk klibini ben yönettim, yazan da benim yapan da benim. Yapımcısı İzzet Öz'dür yönetmeni bendim.


 

'Ele Güne Karşı' albümüne bir katkınız oldu mu?

Afro-Cuban Percussion akımının tek Türk müzisyeni


Müziği çok iyi bilen, profesyonellerle çalışan, üretken, olmadık fikirlele herkesi şaşırtan bir o kadar değişik bir dünya görüşüne sahip bu hayatı dolu dolu yaşayan bir insan; Ayhan Sicimoğlu'ndan bahsediyorum. Kendisiyle geçtiğimiz sene büyük ses getiren 'Friends&Family' albümü ve müzik yaşamı üzerine konuştuk. 1970 yılında Tarsus Amerikan Lisesinde okurken Türkiye'nin en iyi davulcusu seçildi ve Avrupa'da sürdürdüğü müzik yaşamı ona artık değişik kapılar açmıştı. Tüm merak edilenleriyle karşınızda Ayhan Sicimoğlu.

Kolej yıllarında Tarsus Amerikan Lisesi'nin davulcusu olarak 1969 yılında Milliyet Liselerarası Müzik yarışmasında en iyi davulcu seçilmiştiniz. Hatta o yıllarda 'Cream' grubunun davulcusu Ginger Baker gibi çift davul çalacağım diye tutturmuşsunuz. Bu hikayeyi bir de sizden dinleyelim istiyorum.

Evet o yarışmada bir numaraydım ve Türkiye birincisi oldum. O yıllarda benim idolüm Ginger Baker'dı. O sahnede double bas ton davul kullanırdı tabii benim davul basım yoktu bir tane davulum vardı. Ama ben Ginger Baker'ı hayalimde o kadar canlardımışım ki dinleye dinleye çift davul isterim diye tutturdum. Hiç unutmuyorum o zamanlar Mehmet Ali Birand ve Hıncal Uluç bakıyordu Milliyet Liselerarası Müzik yarışmalarına, ikisi ilgileniyorlardı. Hıncal Uluç beni hala görünce; 'Vay, geldi en rezil davulcu, o zaman bizden çift davul istedi der'. Bugün görse yolda hala öyle diyecektir. O yarışmadan önce Mehmet Ali Birand'a telefon mu açtım mektup mu yazdım tam hatırlamıyorum, demiştim ki; çift davul bulmazsanız ben gelmeyeceğim yarışmaya dedim. Ama yarışmaya katılmamız lazım, çünkü birinci sene katılmışız 3. olmuşuz ve çok iyi davul çalmışım. Yarışmanın yıldızıyım bir önceki sene. Bu defa en iyi davulcu seçilmem gerekiyor diye düşünüyordum, sonuç olarak zaten birinci oldum.


O yıllardan Nur Moray'ı tanıyorsunuz sanırım. Kadköy Ticaret Lisesi'nin davulcusuydu.

Tabii tabii tanıyorum. Hatta onların çok iyi bir gitarist bir arkadaş daha vardı; Nezih Cihanoğlu adında. Jimi Hendrix tarıznda çalıyordu. Bizim tarzımız daha değişikti çok uçuk bir tarzda çalıyorduk ama şimdi dinlesen avantgarde müzik olarak listeye girer. Şarkımızın ismi; 'Dirge For The Death Of Innocence(Masumiyetin ölümüne ağıt)
O zaman 'Cümbüş' marka davullar vardı yerli malı ama bu davullar çok iyi davullar değildi fakat benim trampetim çok iyi bir trampetti;'Premier' markaydı. Rahmetli babam getirmişti, çevresi mavi sedefti. Ben çıkmadan önce sahneye benim çift davul gelir, büyük bir setti. Çalarım diye yalan söylemiştim çünkü o zamana kadar hiç çift davul çalmamamıştım ama içime öyle bir işlemişki çift davulu ilk defa sahnede çaldım. Çift davulu bir çaktım millet böyle kaldı. Durul Gence o zaman çok meşhur bir davulcuydu ve jürideydi, o beni dinlerken kalakaldı. Daha sonra tanıştı benimle ve hala anlatırlar benim çift davul sahneye çıkışımı. Yani böyle güzel bir anımız var.

Daha sonra perküsyona geçiş nasıl oldu?

Onu da anlatayım; İngiltere'ye okula gittim ben. İlk önce sağda soğda davul çaldım sonra Londra'ya gittim böyle ufak barlarda çaldım yani çok meşhur olmadım. Oralarda perküsyon çaldım ama çok da bilimsel çalmadım çünkü bilmiyordum fazla. Sonra hayatımın en büyük tesadüfü oldu; Roma'ya fotoğraf çekmeye gittim 1976 yılında, zaten fotoğrafçılık okulundan mezunum. Küçük bir iş aldım ve orada tanıdığım bir kızın arkadaşı oranın en büyük davulcusu Tony Espotito'nun sevgilisiymiş. Paula adında çok hoş bir kızdı. Daha sonra bir akşam arkadaşım 'Tony Esposito'nun konseri varmış sen de davul çalıyorsun' dedi ve arkadaşımla o konsere gittik ama ben o zamanlar tam 'art' bir tipim, altın küpeler, şalvarlar, hint işi gömleklerle dolaşıyorum. Bir yere girdik adı 'İşgal edilmiş manastır' anlamına gelen bir yer. Gençler işgal etmişler, komünist gençler işgal etmişler çünkü o zaman komünizm var dünyada, gençler orada gösteri yapıyorlar bir takım sanatsal faaliyetler içindeler kendi aralarında. Orada Tony Esposito'ya bir oda vermişler bir prova odası. Orada prova yapıyor bedava ve senede bir defa orada konser veriyor. Hiç unutmuyorum bir yaz günü, koca bir ay, palmiyeler, inanılmaz bir yaz gecesi ve yüzlerce çok güzel İtalyan oğlan ve kız, Günay Afrikalı, Kübalı, Porto Rikolu, Panamalı tipler. Daha sonra Tony Espotito sahneden;' Londra'dan birisi gelmiş iyi davul çalarmış, çıksın çalsın bakalım bizle' dedi. Ben atrafıma bakıyorum kim acaba bu diye, arkadaşlar seni anons ediyor dediler. Sahneye çıktım çok güzel çaldım ve adam bana hemen turne teklif etti bir turne yaptık Güney İtalya'da. Daha sonra orada uluslararası bir müzik olrtamına girmiş oldum. Çok önemli hocalarım oldu Afro-Cuban müzik alanında. 1977 yılında oluyor bu anlattığım olay ve ben o yıllardan beni Cuban müzik dinlerim. Kimsenin Türkiye'de göremeyeceği adamlar benim yanıbaşımda oldu.

Sizin 1976 yılında Türkiye'de ses getiren bir grubunuz var, İpucu Beşlisi. Bu grup hakkında neler söylemek istersiniz?

İngiltere'de 'Kokomo' adlı bir grupla çalmaya başladım. Bu grup 'White Funk' tarzı bir müzik yapıyordu, yani siyah funk türünün beyazlar tarafından yapılan hali. Bu grupla bir süre çaldım sonra Türkiye'ye döndüm, Mazhar zaten arkadaşımdı ve bir şarkı yapmış 'Heyecanlı' adında bir folk şarkısı. Ben Mazhar'dan bu şarkıyı aldım ve bu şarkıyı yeniden düzenledim ve 'White Funk' yaptım. Hem conga çaldım o şarkıda hem davul çaldım. Girdik biz stüdyoya hiç unutmuyorum 2 kanallı stüdyo var ve tonmeister Sıtkı Acim'di ve şimdiki gibi kes yapıştır imkanı yok makas ve bantla yapılıyordu. O teknolojiyle yapılan müzik bile bak ne kadar güzel. Ondan sonrada Türkiye'nin ilk klibini ben yönettim, yazan da benim yapan da benim. Yapımcısı İzzet Öz'dür yönetmeni bendim.

'Ele Güne Karşı' albümüne bir katkınız oldu mu?


'Geldiler' albümüne müzikal olarak katkım oldu o albümde çaldım. Ama 'Ele Güne Karşı' albümünde kapak fotoğrafını ben çektim ve MFÖ'ye ilk şapkayı giydiren benimdir biliyor musun? Fuat Güner'in babası Sami Güner'in stüdyosunda çektik fotoğrafları, birçok profesyonel makine var ve fotoğrafları çekmeye başladım ama Fuat'ın saçları yok ve görüntü olarak fotoğrafta hoşuma gitmiyor kareyi beğenmiyorum, atladım gittim Yüksekkaldırımda Yahudi bir şapkacıdan fötr şapka aldım ve bir daha şapkasız çıkmadılar uzun yıllar boyunca ve olay Şapkasız Çıkmam Abi'ye kadar geldi. Albüm kapağında bir takım sorunlar oldu, benim istediğim gibi olmadı kapak ve kontrastı ayarlayamadılar. Benim düşüncemde mavi neon yazıyla Mazhar-Fuat-Özkan yazısı vardı. İnsan birşeyi düşününce herşeyi kendisi yapmalı, fotoğrafı ben çekeyim dizaynı başkası yapsın diye düşününce olmuyor. Benim albümümde mesela fotoğrafı başkası çekti dizaynı başkası yaptı ama ikiside benim kontrolümde oldu. Yeni albümümün kapağını Fransız moda fotoğrafçısı 'Andy Julia' çekti grafik tasarımı ise Ayşe Çelem'e ait.

1970'li yıllarda Türkiyede grup müziği çok yaygındı, siz kimleri dinlerdiniz grup müziği olarak o yıllarda?

Açıkçası ben o yıllarda hiçbir Türk grubu dinlemezdim diyebilirim çünkü ilgimi çekmiyordu fazla.

Yeni albümünüz Friends&Family birçok müzisyeni içinde barındıran bir albümdü. Albüme baktığımda en çok dikkatimi çeken isim Aydın Esen oldu, Aydın Esen'in albümde çalması nasıl gerçekleşti?

Aydın Esen'le ben geçmiş yıllarda Taksim'de bir caz klüpte çaldım devamlı olarak. Bas gitarda Harun Kolçak, piyanoda Aydın Esen, perküsyonda ben, davulda 'Parmaksız Cengiz' vardı. Biz zaten Aydın'la birbirimizi beğeniriz ve ben albümde 'Amapola' şarkısını çok jazzy istedim hatta şarkının başında davul yoktu loop vardı ve daha sonra düşündüm Aydın'a bu şarkıda jazzy piyano çaldırayım dedim. Şimdi ben bunları nasıl yapıyorum biliyor musun? Gece bunlar rüyalarıma giriyor öyle pat diye oluşmuyrlar kafamda, sabah 6-7'de kalkıyorum kimse yokken daha hava aydınlamadan aklıma geliyor bunlar, o saatler daha taze oluyor beynin bakire halde oluyor. Aydın'a telefon açtım sağolsun aldı soundboard'uyla beraber ve bir iki tekrar yaptı en fazla. Bitirdik kaydı Aydın'la ve çok güzel oldu. Hatta vokal için bazı bayan sesler denedim ama içime sinmedi ve kızıma söylemesi için ısrar ettim ama ilk başta kabul etmedi. 'Bana bak Ayşe söyleyeceksin yoksa küserim' dedim ve bunun üzerine 'Peki' dedi ve çok güzel söyledi. Volkan Öktem, ben, Eylem Pelit, Aydın Esen ve kızım Ayşe ile bu parçayı tamamladık ve 'Amapola' çok güzel oldu.

Albümdeki diğer müzisyenleri nasıl bir araya getirdiniz? Mesela Özkan Uğur.

Tesadüf oldu aslında çoğu, Özkan yanıma geldi nasıl gidiyor diye, yardıma gelmiş ve 'Ahi Na'ma Kaynana' 'yı Özkan'a söylettim.

Perküsyon son yıllarda tekrar gündeme geldi ve insanlar perküsyona ilgi duymaya başladılar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Moda oldu galiba biraz. Ama geçer gibi geliyor bana çünkü İstanbul'da perküsyon kursları vardı çoğu kapattı.

Müzisyende sizce en önemli olan şey nedir?

Bence en önnde gelen şey kişiliğidir, benim için ilk önce o gelir, iyi adam olacak. İlk önce insan olması gerekiyor. İnsan olunca müzisyenliği zaten ona bağlı olarak gelişir. Ama bütün sanatta böyledir bu, sadece müzikte olan birşey değildir.

Sizin beğendiğiniz perküsyoncular ve davulcular kimler?

Davulcu olarak Horaci'o El Negro Hernanadez, perküsyoncu olarak Chanqito ve Giovanni Hidalgo'yu beğenirim.

Türkiye'de latin müziğinin geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Latin grupları kalabalık gruplardır, 12 kişi 16 kişi 18 kişi gibi. Türkiye'de sağolsunlar kötü latin gruplarını getiriyorlar ve onlara bir sürü para veriyorlar. Alman bir adam latin müzisyen geliyor latin yapmaya çalışıyor ama olmuyor ben Türçlşk olarak latin müziği yaparım ama Alman yapamaz ve yapamıyorda zaten. Bu adamlara bir sürü para veriyorlar ve bu benim ağrıma gitti bir grup kurayım dedim. Ünlü bir müzisyen geliyor latin bir müzisyen arkasında çalanlar Avrupadan toplanmış bir karma grup ve birbirleriyle prova yapmamışlar ve kötü sonuç ortaya çıkıyor ama bunusadece Türkiye'ye yapıyorlar. Çünkü latin müziği Türkiye'de pek anlaşılmadığı için yedirebiliyorlar. Bu kadar parayı böyle karma gruplara vereceklerine ben burada bir latin orkestrası kurayım adını da Latin All Stars koysam iyi olur dedim. Birbirleriyle çalmış olan müzisyenlerden oluşan bir grup.

Türkiyede caz son yıllarda yükselişe geçen bir tür özellikle Türk caz müzisyenleri birçok albümler yaptı bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii güzel şeyler yapılıyor ama ben klasik caz dinleyelerden değilim, fusion, latin, avantgarde ağırlıklı müzikleri seviyorum. İmer Demirer iyidir, ama bazı isimler kendini tekrarlıyorlar.

Bizim etnik enstürmanlarımızı dünya müziği içinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada enstümenlar ve müzik türleri bir kültürden yetişirler ve teknikleri vardır. Mesela bizim darbuka çalan çocuklara darbukanın stili var mı diye sordum, çünkü bizim afro-cuban müzikte bir stil bir teknik vardır. Darbukacı çocuklar bana ilginç bir cevap verdi; 'Herkes kendi stilini yaratıyor dedi'. Bir tek Mısırlı Ahmet kendi stilin yarattı dediler ama o da kimseye öğretmiyormuş. Yani kökü yok, bizim darbukada tarz yok. İstanbul tarzı çalayım Urfa tarzı çalayım demiyor herkes uyduruyor. Afro-cuban müzikte öyle değil, her enstrümanın bir tazı var mesela conganın bir sürü tarzı var, Küba tarzı ayrıdır Havana tarzı ayrıdır. Mesela Djembe öyle değildir Djembe daha bilimsel bir çalgıdır. Amerikada bir müzik okuluna giderseniz Djembe dersleri var ama darbuka dersleri yok. Berklee'de Djembe derslerine girebilirsin ama darbuka dersine giremezsin. Ancak şöyle olabilir; etnik enstrümanlar dersi açarlarsa içinde belki 'İndian Tabla' yanında darbuka dersi olabilir ama bir metodu olmadığı için kendi uydurmuştur dersi veren kişi.

Son olarak sizi örnek alan davul ve perküsyon çalan gençlere neler önerirsiniz?

İlk başta çok iyi bir hoca bulsunlar çünkü kafadan atarak çalmaya başladığın zaman o alışkanlık haline geliyor ve yanlış öğrenmiş oluyorlar.

Sizin gibi önemli bir müzisyeni tanıdığım için çok mutluyum ayrıca cevaplarınız için teşekkür ederim.

Ben de bu röportajdan çok keyif aldım ve benim hakkımda bu kadar şey bileceğini tahmin etmiyordum, çok şaşırttın beni. Teşekkür ederim.

Ayhan Sicimoğlu bazen MFÖ'nün başlangıç formatı olan İpucu Beşlisi'yle geliyor gözümün önüne, bazen Latin All Stars ile bir açık hava konserinde perküsyon çalarken bazen de TV'de müthiş yemekler ile. 'Peki Peki Anladık', 'Deli Deli' şarkılarının onun için yazılması boşa değil sanki değil mi?

En güzel grubu sen kurdun
En güzel ritmi sen buldun
En iyi dalgıç sensin
En güzel filmi sen çektin!

RÖPORTAJ : KAAN ÇAĞLAYANGÖL (YAZININ ORİJİNALİ DELİ KASAP YAŞAR KEMAL KOLEKSİYON BASKISI NUMARA 4'TE YAYIMLANMIŞTIR)



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: