SÖYLEŞİ

Crossfire Röportajı

Sadi Tirak - 29 Ekim 2005

İlk albümleri "Aggression Treaty" ile dikkatleri üzerine çeken Ankaralı grup Crossfire, uzun süredir eksikliği hissedilen mükemmel bir Thrash/Power albümü sunmuştu 2005 Mart ayında. Albümü dinleyen hemen herkes grubun sıkı hayranı olmuştu bir anda.

Yaz dönemi ile birlikte bu sene albüm çıkaran diğer Metal gruplarımız gibi Crossfire da yoğun bir konser trafiğine girmişti. Ardından ise nihayet sorularımızı cevaplayacak bir elemanı yakaladık:) Başkent Ankara'nın son yıllarda yetiştirdiği en büyük Metal grubunun davulcusu Can Beşli ile yaptığımız röportaj aşağıdadır. Keyfini çıkarın

SelamlarÖncelikle ''Aggression Treaty'' adlı ilk albümünüz için sizi kutlayarak söze başlamak istiyorum. Albüm sonrası gelen tepkilerden bahseder misiniz biraz? Genel itibar ile albüm sonrası oluşan durumdan memnun musunuz ve şu günlerde grup olarak neyle meşgulsunuz?
Albüm sonrası gelen yorumların neredeyse tamamı olumluydu. Tarzımızı ya da bizi sevmeyenler var tabii doğal olarak ama albümü alıp dinleyip, "Ben bu albümü beğenmedim" diyen birisiyle karşılaşmadık, ne yüzyüze ne de sanal ortamda. Şu günlerde grup olarak müziğimize ayırmamız gereken zamanı ayıramıyoruz, malum herkes kendi geçim derdinde. Ben (Can) birkaç farklı bar grubunda çalıyorum ve hukuk son sınıftayım, Kerem sabahtan akşama kadar bir müzik mağazasında çalışıyor, Kaya ve Uğur ortak stüdyo işletiyorlar. Hepimizin sıkıntısı vakit darlığı. Nakit darlığını da biraz aşabilirsek müziğimize ayırmamız gereken zamanı ayırabiliriz. Yakın zamanda bu evreyi atlatırız.

Grubu henüz dinlememiş ve hakkınızda bilgi sahibi olmayan arkadaşlarımız için biraz Crossfire'ın hikayesinden bahsedelim. Crossfire kimdir, nedir, grup bu günlere nasıl geldi ve ismini nereden aldı?
Crossfire'ın şu anki kadrosu yeni sayılır. 2002'de bu kadro oluştu ve 2003'te "Decisions of Hate" EP'sini çıkarttık. Ardından konserlerdi, kayıtlardı derken kendimizi ilerler bulduk. İsmini CounterStrike oyununun hastalarından Kaya ve Rıfat koydu. Ben o zamanlar gruba girmemiştim ama sadece cover çalınan ilk konserini Ankara İnka Bar'da 2000'de izlemiştim. Thrash Metal grubu için güzel isim değil mi? Çapraz Ateş! Çok militarist geliyor kulağa, aslında savaş karşıtıyız ama savaş oyunlarına ve silahlara ilgi duyarız.

Crossfire Ankara çıkışlı bir grup olarak, özellikle son iki yıldır İstanbul Metal ortamlarında adından sıkça söz ettiren bir isim durumunda. Ankara'daki kitle tarafından zaten çok yakından takip ediliyorsunuz. Bu durum nasıl oluştu? Grup bu ilgiyi nasıl karşılıyor?
Ankara'da kurulduk evet ama konserler ile Konya, Çanakkale, İzmir derken tabii ki İstanbul'da da çaldık, hem de iyi kötü birkaç farklı etkinlikte. Ankara'da ise "home, sweet home" denebilecek bir ev sahipliğimiz var ama bu nereye gidersek o ilin gruplarında gözlemleyebildiğimiz bir durum. Bir tek Çanakkale, albüm galamızı da orada yapmamızdan ötürü müdür bilinmez, ikinci ev gibi bizi sahipleniyor.
Ankara'ya gelince Demolu gruba Fan Klüp kurulur mu? Kuruluyormuş. İnsanlar müziğimizi sevdikleri için henüz albümümüz bile yokken bizden ismi kullanmak için izin isteyerek fan klüp kurdular. Bence önemli bir oluşumdur bu. Üye sayısı şu an 100'e yakın sanırım. İstanbul'a, İzmir'e, Çanakkale'ye nereye gidersek bizimle birlikte istisnasız her konsere gelip, bize destek oluyorlar. Die-hard fan bunlar oluyor herhalde. Bileklerine jiletle SLAYER yazanlardan farklı değiller bağlılık olarak, sadece jiletlemiyorlar kendilerini o kadar, jiletlemesinler de zaten sakın! O t-shirtleri giyip, sahne önünde yerlerini almaları, bizi yalnız bırakmamaları bizi yeterince gururlandırıyor, mutlu ediyor, gaza getiriyor.

Müziğinizde net olarak hissedilen bir hırs ve sert bir enerji söz konusu. Sound olarak bu öfkeyi oluşturmanızdaki etkenler ve sebepler nedir?
Yaptığımız tarzda hırs, sert enerji olmasa, zaten akustik gitarla Hotel California çalıyor olurduk. Öfke aslında sounddan çıkıyor, stüdyoda herkes o kadar çok açıyor ki sesi, kimse bir şey duyamıyor, haliyle herkes öfkeleniyor. O kadar diyorum sakin olun öfkelenmeyin diye adamlara, nafile!

Albümünüz Çanakkale Zaferi'nin 90. yılının kutlandığı tarih olan 18 Mart 2005 tarihinde piyasaya sürüldü. Bu özellikle planlanmış bir şey miydi yoksa tesadüf eseri mi gerçekleşti? Eğer kendi seçiminiz ise neden böyle bir karar alma gereği duydunuz? Albümde "Gelibolu" adlı bir şarkınızın da bulunmasından yola çıkarak, Kurtuluş Savaşı hakkında ve genel olarak dünyadaki son dönem savaşlar hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bu planlanmış bir olaydı, zaten albümün çıkışını 19-20 Mart'ta Çanakkale'de konser vererek kutladık. Ne o parçanın albümde yer alması, ne albümün çıkış tarihi, ne de gala niyetine Çanakkale'de tanıtım konserine çıkmamız tesadüf değildi. Bizim için çok önemliydi ve albümü daha da anlamlı kıldı. Hiçbirimiz şovenist değiliz. Hayatınızın yarısı boyunca ilkokulda, ortaokulda, lisede okuduğunuz Türk Tarihi'nden hiç etkilenmediyseniz bile, Çanakkale'ye gidip, şehitlikleri ziyaret ederseniz, tüyleriniz diken diken olacaktır, size garanti veririm. Hayal kurmayı sevmeseniz bile, savaş alanını, mermilerin yağmur gibi yağdığını gözünüz açıkken kurgularsınız. Yazılan bir destan var ortada, ama iki tarafın da ağır kayıpları var, insan olarak. "Biz Türk'üz, şöyle yendik, böyle patlattık" diye sözler yazılmadı Gelibolu parçasına. Sonuç zaten gün gibi açık! "Milletin kaderini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" diye bir söz vardır, bilir misiniz? Atatürk'ün bu sözü, bugün milletlerarası hukuk kuralları içinde yer edinmiştir. Devletlerin kaderlerinin başka milletler tarafından tayin edilemeyeceği kuralını hatırlıyorum, devletler genel hukuku derslerinden. Bu yüzden işgali yapan Birleşik Devletler'de bile insanlar, yaptıkları yanlış seçimlerin şimdi farkına varmaya başlıyorlar. Dünya haritası artık belirlenmiş durumda, bu saatten sonra yeniden çizilmesi için verilen savaşların hepsine hayır!

Müzikal tarz olarak Iced Earth ve Grave Digger kıyaslamaları arasındasınız. Bu grupları örnek aldığınız için mi bu böyle yoksa bir araya gelip çalmaya başladığınızda kendi kendine mi oluşuyor bu sound?
Bir grubun tarzını tam anlayabilmek için birkaç albüm çıkartmış olması gerekir, çünkü ancak oturur tarz. EP'de tarz Iced Earth'e benzetilmişti, albümde biraz Nevermore etkilenimi oldu. Belki ikinci albümde başka etkilenimler olur. Müzik yaparken birinden etkilenmemek mümkün değildir, yeni bir tarz yaratmadığınız sürece. Uğur'un sesi Barlow'a benziyor, ancak örnek aldığımız ya da büyük beğeni ile takip ettiğimiz gruplar arasında Iced Earth yok. Tarzımızın tam anlamıyla oturduğunu söyleyemem, gelişmekte olan bir grubuz, kendimizi bile yavaş yavaş çözüyoruz. Demo parçalarımızla albüm için yazdığımız parçalar arasında çok farklar var. Hepimiz enstrüman hakimiyetimizi geliştirdik, deneyim kazandık. Bir sonraki albüme daha da iyi şeyler vermeyi amaçlıyoruz.

Albümdeki şarkı sözlerine baktığımızda çeşitli konulardan feyz aldığınızı gözlemliyoruz. Biraz bu sözlerden bahseder misiniz? Albümde yer alan parçalardaki sözler neleri anlatıyor? Kafanızda belli olaylara ve olgulara yönelik şarkı sözü eğilimleri var mı yoksa o an hissettiğiniz herhangi bir duygu mu sizi yazmaya yöneltiyor?
Ben dahil diğer elemanların söz yazma yeteneği olmadığı için, söz yazma olayı Uğur'a kalıyor. Kendi yazmadığı parçalar da var albümde, tasarımcımız ve dostumuz Abdülkadir Yıldırım'a ait iki tane parça sözü var. Eski elemanlarımızdan Kaan Dirgin de iki parçada katkıda bulundu. Uğur ortaya bir fikir atıyor, biz de yaz bakalım diyoruz, ortaya güzel bir şey çıkıyor ittire kaktıra. Parça sözü yazmak hakkaten zor iş. Bir parçada cellatın hislerini, başka bir parçada kandırılmış halkına uyan diyen bir adamı, bir diğerinde düşüncelerimizin sistematik yozlaştırılmasını, Gelibolu Destanı'nın anlamlı bir anlatımını, uyuşturucu kullanımını, ikili ilişkilerde boynuz olayını ve hatta Tanrı ile diyalog halindeki Şeytan'ı bile görebilirsiniz sözlerde. Satanizmle ilgimiz olmadığı ve biraz felsefi, biraz da mitolojik bir bakış açısıyla ele aldığı için bu sözleri sakıncalı görmedik ve besteye kullandık. Ortaya Non-Serviam (Eternal Lies) gibi vurucu bir parça çıktı. Thrash yapıyoruz ama kendimizi belirli kalıplara sokmuyoruz. Bazen aşk parçası da çıkıyor.

Konserlerden bahsedelim biraz da. Ankara'da sizi sürekli destekleyen bir Fan kulübünüz var. Hatta İstanbul'da DoRock'taki İTÜ Party'sinde ardından Rock Republic'te ve Rock The Nations'ta da Fan Kulüp'ten arkadaşları gördük. Genel olarak bu konserleriniz hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Ne yalan söyleyeyim, konserlerde eğlenmek istiyorum ama eğlenemiyorum. Konserlerde brutal vokali duyar duymaz kendinden geçen tayfa vardır ya, biz sahne grubu değiliz, bu tarz bir müzik yaparak kötü performansla bile seyircinin kafasını döndürme şansımız yok. İyi bir sound bizde önemli. Bunu yakalayabilmemiz için albümde kullandığımız ekipmanı sahneye taşımalıyız. Bunun için şehiriçi ve şehirdışı konserlerde kendi ekipmanımızı götürüyoruz. Bunun faturası ne oluyor? Öncelikle bu ağır yükü taşımak... Yardım edenler oluyor mutlaka ama davulu saymayalım bile, 3 tane 4x12 kolon, amfi kafaları, gitarlar, 5-6 zil sehpası, trampeti, pedalı, zilleri derken, konser alanına indiğinizde zaten yorgun olan vücut artık iyice yoruluyor. Bu şekilde sahneye çıkıyoruz, elimizden geldiğince iyi performans sergileyelim diyoruz, eğlenelim diyoruz ama dinleyici çoğu kez bizi ilk dinlediği için eşlik etmek yerine karşıdan bakıyor. Ha, parçalarımızı bilen adam ya da ikinci kez bizi izleyen coşuyor o ayrı. Herkesin bu şekilde katılabilmesi için şehirdışı konserlerine çok çıkmamız gerekiyor. Tanınmamız için reklam yapılması gerekiyor. Organizasyon düzenleyen organizatörlerin büyük eksiğidir bu. Konserden 3 gün önce afiş basmak! Büyük organizasyonlarda böyle şeylere rastlamak mümkün değil tabi. Rock Republic ve Rock The Nations bizim için çok önemli iki referans oldu. Benim o iki konserden öğrendiğim çok şey oldu ayrıca. Mesela yanımda ip taşımam gerektiğini öğrendim, trampetimin kord telinin ipi koptu, ki yüzde birlik bir ihtimaldir. İlk grup olursan seyirci olmaz, son grup olursan headliner dinleyicisi seni yuhalar, bunları öğrendim. Bunlar tabi sadece Türkiye'de geçerli sanırım. Fan kulüp ise istisna olsa gerek

Son dönemde yerli Rock piyasası Ankara'dan oldukça beslenmeye başladı. Manga, Deja-vu, Çilekeş gibi gruplar Ankara'dan çıkıp da popüler piyasada isim yapmaya başlamış olan gruplar. Hem bu gruplar hem de genel olarak son dönemde hatırı sayılır bir yükseliş gösteren Türk Rock piyasası hakkındaki görüşleriniz ne yönde?
Saygı duymak lazım, çünkü yapmak istedikleri müziği yaparak tanındılar. Ha, tanınmak için mi bu müziği yaptılar bilmiyorum tabi ki. Şu bir gerçek, yabancı sözlü müzikle gelebileceğiniz bir sınır var, bu sınırı aşmak için yani tüm dinleyiciye ulaşmak için sözler Türkçe olmak zorunda. Bu üç grup kadar popüler değiliz kesinlikle, ama bu üç grup kadar popüler olmak için sözlerin Türkçe olması şart. Belki ileride Türkçe parça da yaparız, kim bilir? Kendilerine yolları açık olsun diyoruz. Bizim içinde bulunduğumuz arena küçük, sınırlar belli ve aşmak hem şansa, hem de doğru zamanda doğru hamleyi yapmaya bakıyor. Bunları yapabilirsek biz de bu piyasa içerisinde sivrilebiliriz. Bu unsurları bir araya getirme potansiyeli olan tüm gruplar eminim iyi işler çıkaracaktır. Yetenek olarak hiç de etkilenimlerinden aşağı kalmıyor ülkemizin müzisyenleri, grupları. Şartların farklılığı ve olanaksızlıklar kaçınılmaz eksiler ama olsun. Yükseliş var mı dersen Evet daha büyük gruplar geliyor, daha büyük etkinlikler oluyor ama bu rakamlar nedense küçük konserlere katılımlara, demo ya da albüm satışlarına, dergilerin içerikçe olmasa da sayıca ve periyotça kendilerini geliştirmelerine olanak vermiyor. Gelişme ağır aksak ama bu da iyidir. Biz birbirimizin kuyusunu kazmayalım da

Running Wild Tribute Albüm'de yer almanız çok sevindirici bir durumdu. Yurtdışında birkaç festivalde çaldınız. Bağlantılarınız ne durumda? Albüm yurtdışında satışa çıktı mı veya çıkacak mı? Mesela Almanya'da yakın zamanda çalma durumları var mı yine?
Yurtdışında 2003'te Metal Bash Fest'te çaldık. Bağlantımız ise organizator Joern Ruter'leydi. Tribute Albüm'ü de yine o bastı Remedy Records olarak. Amazon.com'da satışta şu an albüm, tüm dünyaya gönderiliyor. Türkiye'de satışını üstlenecek firma bulursak Türkiye'de de piyasaya sürülecek. Olmadı fanlar bu konuda gönüllü. Yurt dışında albüm için de kimi görüşmeler var, olursa bir gelişme hep birlikte kutlarız zaten.

Sahnede size enstrümanıyla eşlik etmesini en çok isteyeceğiniz kişi kim olabilir? Eğer bundan sonra yer almak istediğiniz Tribute albüm sorulsaydı cevabınız hangi grubunkinden yana olurdu ve özellikle hangi şarkısını seçerdiniz?
Bu çok bireysel bir soru o yüzden Crossfire adına değil, tüm elemanlar kendi adına cevap versin dedik Göreceğiniz üzere kimse, "ya ben Crossfire elemanlarından memnunum sahnede" gibi klasik bir yanıt vermeyecek, o derece gıcığızdır biz birbirimize
Uğur (bas/vokal): Şebnem Ferah'la aynı sahnede olmak isterdim, vokal de bir enstruman sayılırsa. Ama gerçekten hayalini kurduğum, samimi bir cevap isterseniz; o da Blind Guardian'da bas çalmak  olurdu sanırım. Blind Tribute için seçeceğim parça da Bright Eyes.
Kerem (gitar): Slash ile aynı sahnede olmak isterdim kesinlikle. Guns'n Roses Tribute olsa da ben de It's So Easy yorumlasam keşke demiyorum değil
Kaya (gitar): Megadeth'in Rust In Peace kadrosundaki herhangi bir elemanla aynı sahneye çıksam yeterli, parça olaraksa Megadeth Tribute'da In My Darkest Hour yorumunu yapmak isterdim.
Can (davul): Benim de aynı sahnede olmak istediğim kişi Slash ama tribute albüm, grup ya da parça konusunda bir fikrim yok.

Grubun bundan sonraki hedefleri nedir? Genel olarak Crossfire'ı 5 ya da 10 sene sonra nerede görmek istersiniz? İlerliye dönük planlarınız arasında neler var?
Anlaşma sağlanamadığı için albümü Remedy Records'tan çıkartmadık. Albümün yurtdışından çıkmış olması bize tabi ki çok avantaj sağlayacaktı. Şu anda kesin tarih belli olmamakla birlikte, 2006 Eylül gibi ikinci albümü çıkartmış olmayı düşünüyoruz. Bu süre içerisinde Almanya'da bir festivalde çalmak güzel olur tabi. 5-10 sene çok uzun bir süre ama Türkiye için olabileceğinin en iyisi Pentagram'ın konumu sanırım. Yeni albümler, daha güzel konserler, daha etkin katılım, yurt dışı Hedef çok ama şartları kestirmek oldukça güç.

Bu benim röportaj yaptığım gruplara yönelik klasik sorum: İnternet ile aranız nasıl? Özellikle takip ettiğiniz siteler nelerdir? Web siteniz ile kendiniz mi ilgileniyorsunuz yoksa birçok grubun yaptığı gibi arkadaş vasıtasıyla mı hallediliyor bu durum?
Benim aram iyi ancak site tasarımı hakkında hiç bilgim yok. Bunun eksikliğini kendi sitemizde görüyorum, güncelleme gibi basit işlemleri öğrenirsem, siteyi daha sık güncelleriz. Siteyle şu an Kaya ilgileniyor, grafik arabirimini Abdülkadir Yıldırım hazırladı. İletişime geçmek isteyenler olursa, grup üyelerinin, fan klübün mail adresleri sitemizde var: www.crossfirenet.com
Ben daha çok gazete, müzik forum ve açık artırma sitelerini takip ediyorum.

Cevapladığınız için teşekkür ederim. Size müziğinizde başarılar diliyorum. Grubun DeliKasap Rock'N'Roll kültürü mecmuası hakkındaki yorumları ve okuyuculara iletmek istediği son mesajlar ile bitirelim
DeliKasap eskiden beri gerek içeriği, gerek yaptıkları ile kendini kabul ettirmiş bir oluşum. Sanallık ulaşılabilirliği kolaylaştırıyor, siz de bunu en iyi şekilde kullanıyorsunuz. Helal olsun ne diyelim, oturuyor zaman ayırıyorsunuz. Deli misiniz nesiniz? Bara gidip içip, müzik kutusunda çalan albüm hakkında atıp tutsanıza, ne işiniz var gidiyor para veriyor albüm alıyorsunuz, yok konsermiş, yok demoymuş peşinde koşuyorsunuz. Şimdi sen bu yazıyı hazırlamak, derlemek, bilgi toplamak ve gelen yanıtları okumak için iki saat harcadın mı, harcadın. Deli misin kardeşim? Okuyucu, sana da diyorum Aç iki oyun oyna, ne işin var röportajmış, neymiş







Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: