SÖYLEŞİ

Cem Köksal İle Deli Kasap Söyleşisi

Aşiyan Kutlu - 12 Ekim 2010

Başarılı gitarist Cem Köksal ile yüzyüze gerçektiğimiz röportajı siz Deli Kasap okurları ile paylaşıyoruz...

Cem Köksal İle Deli Kasap Söyleşisi

Aşiyan: Konser albümü ile birlikte dördüncü albümüne hazırlanıyorsun. Aldığımız duyumlara göre, eylülde çıkartmayı düşünüyormuşsun. Nasıl gidiyor hazırlıklar, biraz tüyo var mı?

Cem: Eylülde olmayacak, büyük bir ihtimal kış gibi çıkacak. Bunu bir grup projesi olarak da lanse edebilirim. Belki de Cem Köksal ismiyle çıkmayacak, şu an kadroyu da söylemiyorum. Çok eğlencesizim biliyorum ama, kesinleşmemiş bazı şeyler var. Onları kafamda tam olarak kesinleştirince lanse edeceğim.
Tarz ve tür olarak dö şunları söyleyebilirim; besteleri ben yapıyorum, İngilizce sözlü olacak, ilk albüm gibi de değil, ikinci albüm gibi de değil, biraz daha profesyonel bir iş çıkartabileceğime inanıyorum. İnsan zamanla kendini geliştiriyor, daha doğru işler yapacağımı tahmin ediyorum. Şu ana kadar yaptığım şarkılarda da onu hissediyorum. Prodüksiyon aşamasındaki bir albüm nasıl tarif edilebilir ki? Pek söyleyebileceğim bir şey yok bu konuda. Yeşil, mavi, üç kilo falan gibi bir şey olmadığı için sadece şunu söyleyebilirim; melodik olacak, hissiyat anlamında kuvvetli bir prodüksiyon olacak.

Aşiyan: Eyvahlar olsun (gülüyoruz)...

Cem: Kayıt teknolojileri anlamında da farklı olacak, analog kayıt yapacağım, eskiden özlediğimiz o sound'ları geri getirmek istiyorum.

Aşiyan: Ben daha önce yaptığın bir ropörtajda şöyle bir şey okumuştum; "Bundan sonra Türkçe albüm yapacağım. Türkiye'de Türkçe rock albüm nasıl yapılır, bu iş nasıl olur, nasıl yapılabilir, bunu göstermek niyetindeyim"...

Cem: Öyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum ama demiş de olabilirim. Bu çok mantıksız gelmiyor kulağa. Bu albümü daha çok yurt dışı için düşünüyorum zaten. Daha doğrusu, zaten bunu artık kariyerimi yurt dışında geliştirmek ve daha fazla dünyaya açılmak istediğim için yapıyorum.

Aşiyan: Dünyada yeterince tanınmıyor mu Cem Köksal?

Cem: Hayır, tabii ki... Hiç tanınmıyorum hatta. Yani o tanınmak değil, 3-5 kişinin bilmesi... Benim Joe ile yaptığım albümü dinlemeleri, Cem Köksal'ı dünyada tanınır yapmıyor. En azından benim tanınma kriterlerim bu değil. Oralara turnelere gitmekten ve herkes tarafından biliniyor olmaktan bahsediyorum.

Aşiyan: Albümün ve sen, Türkiye'de yeterince tanınıyor mu? Yeterli buluyor musun yoksa daha fazla kişiye ulaşma hedefin var mı?

Cem: Hayır, yine aynı cevap (gülüyor). Öncelikle ben kendim için yapıyorum müziği ve sonra insanlarla da bunu paylaşıyorum. Yapacağım projede bu konu ile ilgili biraz daha hin davranacağım galiba... Daha komplike işler yapacağım. İnsanlara ulaşmanın daha kolay yolları olduğunu ve o şifreyi biraz daha çözdüğümü düşünüyorum. Sonuçta müzikten para kazanıyorsak da, şarkılarımızın dinlenmesi, telif geliri almamız, sponsorluk almamız, konserlerimize insanların gelmesi, bundan para kazanıyor olmamız lazım ve dünya bir okyanussa biz bir çay bardağı içindeyiz şu an. Müzik sektörü olarak Türkiye anlamında söylüyorum, onun için de okyanusa açılmayı tercih ediyorum.

Aşiyan: Bu albüm hazırlıkları, futbolcuların maça hazırlanmalarına benziyor mu? Onlar gibi kendinizi kampa alıyor musunuz? Bu dönemde nasıl bir psikolojide oluyorsunuz? Albüm döneminde müzisyenlerden uzak durun derler...

Cem: Yok, öyle bir şey yok. Öyle bir şey olduğuna da inanmıyorum açıkçası. Biraz dramatizasyon var o işin içinde. Biraz reklam kokuyor o hareketler gibi geliyor bana. İşte; kozaya girdim, altı ay stüdyoda kaldım gibi, biraz fazla abartıldığını düşünüyorum. Benim için yaratma süreci çok zor bir süreç değil. Kolay üretebildiğimi düşünüyorum, yaptığım ve yapmak niyetinde olduğum zaman çok hızlı yapabiliyorum. Onun için biraz abartılı geliyor.

Aşiyan: Ama sadece besteyi yapmakla olmuyor o iş.

Cem: Prodüksiyon aşaması mı?

Aşiyan: Evet...

Cem: Daha çok zaman alan o oluyor zaten, onu düzenlemek. Hani şöyle; yemeği yapmayı bilirsiniz ama onun nasıl sunulacağı farklı bir durum. Tarif hazır, yemeği yapmak tarifi çıkarmaktan daha uzun sürer.

Aşiyan: İyi yemek yapmayı bilenlere, "elinde gizli ben var" derler. İyi beste yapanlara ne deniyor acaba?

Cem: Müzik için de ona benzer şeyler söylenir de, bunlar biraz batıl inanışlar. Ben biraz materyalist düşünüyorum bu konularda herhalde (gülüyor).

Aşiyan: Kapsamlı (Serdar kapsamlı bulmuştu ya) bir soru olacak ama, müzik sizin için ne ifade ediyor?

Cem: Benden daha çok, şöyle bir cevap verebilirim; müzik, dünyada herkesin ortak olarak sevdiği tek sanat dalı. Ama ilahi dinler, ama heavy metal dinler, ama türkü dinler, ama jazz dinler... Kim ne dinliyorsa dinler ama mutlaka dinler. Böyle başka bir sanat dalı daha var mı? Daha doğrusu, başka herhangi bir şey yok böyle.

Aşiyan: Bir de insanların o dinlediği şeyi üretmek var sizin açınızdan.

Cem: İşte bu kadar popüler olduğu zaman da herkes bunun peşinde koşuyor, herkes bunu üretmeye kalkışıyor gibi bir durum var bugün ortada.

Aşiyan: Bir film seyrettim; "Kalbinin sesini dinle" diye. 12 yaşında küçük bir çocuk, hiç nota bilmediği ve müzik bilgisi olmadığı halde, senfoni besteleyebiliyordu.

Cem: Senfoni bestelemek için nota bilmeye gerek yok zaten. Ama birinin kağıda dökmesi gerekir.

Aşiyan: Ben de bunu merak ediyorum zaten. Nasıl oluyor böyle bir şey? Ne oluyor da, filmde örnek verdiğim çocuk gibi, birden beste yapılabiliyor? O an da neler oluyor, nasıl gelişiyor, nasıl bir histir o?

Cem: Bunun tarifi verilebilir mi bilmiyorum. O istek, yetenek ve arzu, bazı insanlarda oluyor, bazılarında da olmuyor. Ama buna keza, bazı insanlar da çok iyi dinleyiciler oluyor mesela.

 

Cem: Bu da bir yetenek ve hatta bence çok değerli bir yetenek. Çünkü; müzisyenleri var eden de, o insanların, onu dinliyor olması. Müzik çok enteresan bir şey aslında. Bu kadar kolay insanların içine giriyor olması çok ilginç bir şey. Başka hiçbir şey yok bunu yapabilen.

Aşiyan: Dediğin doğru aslında; ne tür müzik yaparsan yap, mutlaka birileri onu dinliyor.

Cem: Tabii ki , her malın bir alıcısı vardır derler (gülüyor). İşte orada doğru işi yapmak çok önemli. Ben de bunu artık anlayabildiğimi zannediyorum. İnsanların neleri yakaladığını, neleri yakalamadığını... Bunun için müziğini kalitesizleştirmen gerekmiyor. Müziğini yine kaliteli bir şekilde icra edebilirsin ama akıllı iş yapmak lazım.

Aşiyan: Beste yaparken tedirginlik duyuyor musun? "Şurası olmadı", "Dur burasını düzelteyim, sevmeyebilirler" ve saire gibi... Veya bunu piyasaya sunmayayım dinlemezler, sevmezler gibi...

Cem: Akılda öyle bir şey varsa o projeden iş çıkmaz. Ben öyle düşünüyorum. Bu kadar kalitesiz işlerin su yüzüne çıkmasının sebebi -ki bizim Türkiye'mizdeki müzik sektörünü yok eden bir durumdur bu- o endişelerdir. Bunu kariyerimin en başından beri söylüyorum zaten. Endişelerle yapılan bir iş varsa ben o işe saygı duymuyorum. Bu; insanlara ulaşma çabası olmaması değil. Kafama estiği gibi yaparım, yaparsın da... Ama öyle bir endişen yoksa. "Bu gitar buraya fazla sert gelir, bunu kısalım"... O zaman hiç koyma. Bu tür endişeler, o işi kötü yapıyor işte.

Aşiyan: Sence, Türkiye'de müzik yapan insanların birçoğu bu endişeleri taşıyorlar mı?

Cem: (Gülüyor)) Müzisyen olmayıp da, işi müzik olan çok insan var biliyorsun. Müzikle alakası yok o insanların ama o işten bir şekilde para kazanıyorlar. O insanların bu endişeleri taşımaları da çok doğal (gülüyor). Çünkü onlar için müziğin çok fazla bir önemi yok ki...

Aşiyan: Paranın önemi var...

Cem: Yani! Hızlı "yazlık" bir şarkım olsun, yazın klüplerde çalsın ben de 2-3 tane konsere gideyim, para kazanayım. Onların müzikle alakası yok ki aslında. Ben müziği ayırıyorum; gerçek müzik var, bir de bu ip insanların yaptığı, televizyonlarda dönen saçma sapan bir durum var. Onların ikisi aynı kefeye konamaz.

Aşiyan: Sence bu, arz talep meselesi değil mi? Talep var ki, onlar da böyle bir şey yapıyorlar.

Cem: Var tabii ki... Ama gerçek müzik değil, o sadece bir enter timent, televizyon dizisi gibi bir şey. Diziler ve sinema filmleri olarak ayıralım bunu. Nasıl ki diziler çabuk tüketiliyor. Bir bölüm bittikten sonra diğer bölüm bekleniyor ve bir daha hatırlanmıyor... Ama; bir sinema filmi aradan yıllar geçse de seyredilebiliyor ve seyrederken aynı keyif alınabiliyorsa, işte bu durum da aynen öyle. Filmler 30 sene sonra da, 50 sene sonra da, hatta 100 sene sonra da seyredilip aynı keyif alınabiliyorsa, gerçek müzikte de aynı şey geçerlidir.

Aşiyan: Senin de amacın bu?

Cem: Eeee tabii ki... Şöyle bir örnek vereyim; benim ilk albümüm 2006 yılında çıktı. Dört sene oldu ve hala insanlar dinliyorlar. Dört sene önce aynı gün çıkan herhangi bir pop şarkısını insanlar dinlemiyor, iyi poplar dışında. Aslında onları da ayırt etmek lazım. Her pop şarkısı kötüdür demek istemiyorum. Pop yapanlar arasında da iyi müzisyenler ve iyi pop şarkıları var.

Aşiyan: Bu sorunun cevabını hep merak etmişimdir; cevaplandırmak sana kısmet oldu. Elektro gitar çalan müzisyenlerde; solo atarken surat ifadesi, mimikler değişiyor, sanki o an başka yerlere gidiliyor. Ne oluyor, ne hissediliyor da böyle oluyor?

Cem: Bir konsantrasyon anı... Sadece müzisyenlerde değil, sporcularda da o mimik ifadelerini görebilirsiniz. Orda ne yaptığını bilmiyorsun. Böyle yapayım, şöyle yapayım gibi bir durum yok. Bilinç dışı bir hareket, refleks gibi.

Aşiyan: Benim aklımda bir tarif var aslında. Ama sorsam mı diye düşünüyorum.

Cem: Anladım o tarifin ne olduğunu ama öyle bir şey de değil. Nasıl anlatayım; sanatı belki de diğer bütün her şeyden ayıran da bu zaten, o an.

Aşiyan: Bana sanki bir tür orgazm gibi geliyor. Doruklara çıkmak gibi.

Cem: O an öyle bir durum yok da, konser bitip seyircilerden gelen tepki alkış, kıyamet, tezahürat, işte o anda büyük bir haz duyuyorsun. Ama solo çalarken "çok eğleniyorum", "çok doruklardayım" değil. Orada aynı zamanda bir endişe içindesin de. O sırada değişik bir şey yapmak istiyorsun, o konsere özel başka bir melodi çalmak istiyorsun veya o an aklına bir şey geliyor, "acaba yapabilecek miyim" gibi endişeleri de taşıyorsunuz.

Aşiyan: Sanki öyle bir endişe yok da çok doğal gelişiyor her şey gibi.

Cem: Doğal zaten ama doğallığın içinde de çeşitlilik var. Yapmacık bir tavır yok orda zaten. Öyle yapan var mıdır, bilmiyorum. Ben sonradan videolarda kendimi seyrettiğim zaman; "Aaa ne olmuş burada" dediğim çok oldu (gülüyor). Hissedilen boşluk esasında; tam boşluk, alfa dalgaları (gülüyor), alfa moduna geçme... Gündelik yapılan işlerin frekansından (beta), daha düşük frekansa (alfa) geçme... Alfa dalgalarındayken o tip istemsiz hareketler olabilir.

Aşiyan: Peki, o an nasıl bir ortamda olduğunun farkında mısın?

Cem: Farkındaysan çok iyi bir performans sergileyemezsin, tutuk olur. Farkındalığını kaybedip o mimikleri ortaya çıkarabiliyorsan, doğru yerdesin demek oluyor.

Aşiyan: Yine bir başka ropörtajında, sözlerin çok basitleştirildiğinden bahsetmişsin. Duyduğunuz bir muhabbetten, kulağınıza takılan herhangi bir sözü besteleştirmekten bahsediyordun...

Cem: Her şey çok basitleştirilmedi mi zaten? Teknoloji zaten her şeyi çok basitleştirdi.

Aşiyan: Duygular mı bitti diyorsun?

Cem: Duygular her zaman var, onlar sabit de, bunları bir finans aracına çevirme amacı var artık her şeyde... Kullandığımız hiçbir araç-gereç eskisi gibi değil, arabalar eski arabalar değil, mobilyalar eski mobilyalar değil... Portatif, gidip alıyoruz, kuruyoruz, bir süre kullanıp atıyoruz. Her şey çok basitleştirildi. Sözler de öyle; herkesin kolay anlayacağı şekilde yapılsın, hemen kulağa yerleşsin, iki ay dinlensin sonra unutulsun gitsin. "Gel bana, dön bana, sen benimsin, ben seninim". Öyle yani...

Aşiyan: Senin albümlerin içinde en çok bilinen şarkı; "Kalbim bomboş". Herhangi rock dinlemeyen birinin bile bildiği bir şarkı. Hatta parçayı yapanın Cem Köksal olduğunu bile bilmez ama o şarkıyı bilir. Fakat senin bestelerin arasında; çok sert ve güçlü sözleri olan şarkılar var; "Haset" gibi "Kaçış" gibi. Dikkatimi çekti; facebook'ta paylaşılan videoların arasında hiç bu şarkılar yok, yabancı albümünden birkaç şarkı ve en çok da "Kalbim bomboş" var. Sence neden böyle?

Cem: O albüm bir tanıtım zafiyetine uğradı. Hak ettiğinin çok altında bir yerde kaldı, insanlara ulaşma açısından. Ben yapmak istediğimi yaptım sonuçta. Bence "Set Me Free"den daha iyi bir albüm her anlamda. Sadece sound anlamında değil, hatta bir daha o kadar kötü sound'lu bir iş de yapmam. Ama yine de çoğu standardın üstünde bir albüm (gülüyor). Prodüksiyon anlamında biraz imkansızlıklar içinde yapılmış bir albüm. O albüm için iki klip çekildi. Biri "Valse A Rosenthal"di, onu da eğlencesine el kamerasıyla kendim çekmiştim, ama en fazla seyredilen klibim oldu (gülüyor). Diğeri de "Masal"dı. O albüm tanıtılamadı ama ben o albümden bazı parçaları başka müzisyenlere vermeyi düşünüyorum. Hatta belki yeni düzenlemelerini İngilizce sözlü olarak bir başka albümde kendim kullanabilirim. O albümü bir daha değerlendirmeyi düşünüyorum.

Aşiyan: Türk dinleyicisine göre, sadece müzik mi önemli, sözler mi sence?

Cem: Türkiye'deki rock müzik dinleyicileri için müzik daha önemli olabilir ama müzik piyasasında, sözler çok önemlidir.

Aşiyan: Zaten rock müzikte sözler çok önemli değil midir? Eğer rock bir "isyan" müziği ise burada sözler çok ön plana kaymalı.

Cem: Ama dileyiciler daha çok müzikle ilgileniyor.

Aşiyan: Bu bir nevi bilinçsizlik mi sence?

Cem: Hayır, daha çok kültürel bir durum.

Aşiyan: Bir müzik atölyen var. Burası aynı zamanda stüdyon ve müzik öğretiyorsun, gitar çalmayı öğretiyorsun isteyenlere?

Cem: İlk söylediğin daha doğruydu; gitar çalmayı değil, müziği öğretiyoruz. İnsanlara haftada 1-2 saat ders vererek gitar çalmayı öğretemezsiniz. Bir insan enstrüman çalmayı öğrenmek istiyorsa bunu çalışarak, kendi kendine yapmak ve buna haftada 1-2 saatten daha fazla zaman ayırmak zorunda. Ya da tam zamanlı bir konservatuar eğitimi almak zorunda.

Aşiyan: Rock müzik yapan müzisyenlerin genelinin kendi stüdyoları var ve kendi albümlerini kendileri yapıyorlar. Bu durumun sebebi nedir? Özgür olamamak mı?

Cem: O da var ama hiçbir yapım şirketi rock müziğe destek olmuyor, para vermiyor. Kendiniz prodüksiyon yapmak zorundasınız ve bunu stüdyo kiralayarak ve o stüdyolara bir sürü paralar harcayarak yapmak yerine, oraya vereceğiniz parayla kendi stüdyolarımızı kuruyoruz. Bence işin doğru olanı da bu.

Aşiyan: Çalışma aşaması değil benim sorduğum, daha çok albüm aşaması.

Cem: Albüm aşaması için de aynı şey geçerli. İyi bir stüdyoda kayıt yapsanız çok ciddi masraflar çıkar karşınıza, sayaç sürekli ilerliyor (gülüyor). Yalnız iyi bir stüdyo yapmak için de, iyi bir yatırım gerekir.

Aşiyan: Sanki pop müzikte böyle problem yok gibi?

Cem: Yok(tu) (gülüyor). Şirketler finansal olarak sanatçılara destek olmak adına o stüdyoları kiralıyorlardı, pop müzikte daha fazla sirkülasyon olduğu için bunu çekinmeden de yapabiliyorlardı, şimdi o da yok.

Aşiyan: Neden?

Cem: Albüm satışları, MP3'ün bir türlü önlenememesi, işlerin kötü çıkması... Bu böyle birbirine bağlı sebeplerden ötürü.

Cem Köksal İle Deli Kasap Söyleşisi

Aşiyan: Albüm fiyatları yüksek mi sence?

Cem: Dünyadaki en düşük fiyat... Benzin fiyatlarının daha yüksek olduğundan neden kimse bahsetmiyor? Bir albüm 12 TL. İnsanlar her gün arabalarına 20-30 TL'lik benzin koyuyorlar ve üstelik bu benzin, dünyadaki en pahalı benzin. Ona kimse sesini çıkarmazken, 12 TL'nin fazla bulunmasını ben çok anlamıyorum. İki aylık benzin parasıyla insanlar raflarını albümlere doldurur. Bence biz daha neye tepki vereceğimizi bilmiyoruz. Her şeyin en pahalısı bizdedir, buna kimse ses çıkarmaz ama albüm fiyatlarına itiraz ederler.

Aşiyan: O zaman müzik çok geri planda mı Türkiye'de?

Cem: Sanat ve kültür zaten çok geri planda Türkiye'de. Yaklaşık 15-20 senedir de korkunç bir düzeye vardı ve de benim yurtdışı ile ilgili çok ciddi düşünmemin sebebi de budur. Çok büyük bir kültürel yozlaşma var ve bunun sonu hiç iyi olmayacak.

Aşiyan: İşin ilginci, internetten indiren de çok... Hatta albüm alandan daha çok...

Cem: Amerika'da yasak, insanlar böyle bir şey yapmaya korkuyorlar. Digital satışlar yükseliyor, albüm satışları iyi, adamlar sistemi oturtmuşlar.
Her şeyin kolayına ve ucuzuna kaçmaya alışmışız. Ayda bir albüm alabiliyorsan bir albüm alacaksın, iki ise iki. Tabii ki o albümün içinde de dinlenecek bir şey olması lazım (gülüyor). İnsanlar buna önem vermeyince kötü müzisyenler ve müzikler çıkıyor, bu bir kısır döngü böyle. Gittikçe de uçurumdan aşağı giden bir durum.

Aşiyan: İnsanlar şöyle düşünüyor olabilirler mi; pop müzik için söylüyorum, bir pop albümünün tamanına baktığınızda belki bir, belki üç şarkı tutuyor, beğeniliyor. "Üç şarkı için albümün kalan kısmına boşuna para vereceğime, internetten indiririm" diyorlar.

Cem: Ama bunun bir suç olduğunu düşünüp yapmamaları gerekiyor. Çünkü bu ciddi bir "emek" hırsızlığı. Bunu anlamak için de; albümü olan bir müzisyen ya da sinema filmi olan bir yönetmen olmanız gerekiyor. İnsanlar böyle yaptıkça daha kötü müzikle karşılaşacaklar ve dinleyecek hiçbir şey bulamayacaklar.

Aşiyan: Sanırım durum da oraya doğru gidiyor.

Cem: Evet. Sonra da şikayet etmesinler çıkmaz. Bir de işin estetiği ve zevki kaçtı artık. O kadar müziği dinleyemezsin. Sana ait olanı dinlemen lazım ve bu az sayıda olduğu zaman daha kıymetli olur. Hepimizin her şeyi var değil mi? Aslında hiçbir şey yok, ben çok mutluymuşum hiçbir şeyim yokken.

Aşiyan: Sert bir öğretmen misin ya da bunu genele yayarsak, sert bir insan mısın?

Cem: Yeri geldiğinde sert biri olabilirim. Genelde yumuşak bir insanımdır ama disiplinliyimdir. Yanlışlıkla yapılan yanlışa sonsuza kadar ama salaklıkla yapılan yanlışa asla yok. Bir yanlış bir kere yapılır, iki kere yapılır, üç kere yapıldığında artık o salaklığa girer. Bunu kendim de yapıyorum zaman, zaman. Yanlışlar yaptığım oluyor ve bunu 3-4 kere yaptığım oluyor, o zaman da kendimi cezalandırıyorum. İnsan çok zor değişiyor. Kendim de yaptım diyorum ya zaten. Ama bir de şu var; belki de hayatın güzelliği budur, her şey doğru olsaydı çok saçma bir hayat olmaz mıydı? Herkes her şeyi doğru yapsaydı, nasıl bir hayat olurdu? Hele biz Türkiye'de yaşayan insanlar olarak bunu ne kadar kaldırabilirdik bilmiyorum (gülüyor).

Aşiyan: Fazlaca yanlışla ve hatalara alışkın bir toplum olarak diyorsun...

Cem: Evet (gülüyor).

Aşiyan: Şarkı bestelerken, "Ya bu rock sound'u olmadı, düzelteyim, şurasını yeniden yapayım" vesaire gibi bir kaygın var mı?

Cem: Hayır, asla yok. Zaten albümlerime de baktığınızda; "Siyah Beyaz" ve "Set Me Free" çok farklı albümler. Bu albüm de farklı olacak ama bundan sonra sırf akustik bir şey de yapabilirim, jazz da yapabilirim.

Aşiyan: Eleştiriler?..

Cem: Hiç umurumda değil, hiçbir zaman olmadı ve olmayacak.

Aşiyan: Ama belki de gerçek dinleyici de onlar.

Cem: Bir müziği niye eleştirirsin ki?

Aşiyan: Dinleyicilerin kafasında "Cem Köksal bir rock müzisyenidir ama yaptığı müzik farklı, rock değil" vesaire gibi bir durum yok mu?

Cem: Ama Cem Köksal "sadece" rock müzisyeni değildir işte. Bir müzisyen zaten sadece "Ben rock müzisyeniyim ya da bestecisiyim" diyebiliyorsa bence çok bağnaz ya da geridir. Öyle düşünen insanlar da bence; metal head. Ben metal head değilim ve hiçbir zaman olmadım. Ben rock ve metal müziği severim, black metal müziği sevmem, dinlemem. Ama gidip de, black metal yapan bir grubu eleştirmedim, çünkü dinlemem, dinlemediğim bir şeyi de eleştirmem. Ben şimdi gittim senfonik bir albüm yaptım, gitar çalmadım, hatta içinde ben de yokum, bir orkestra çalıyor diyelim; insanlar bunu mu eleştirecekler şimdi. "Cem Köksal rock müzisyenidir, neden böyle bir şey yaptı" diye... E dinleme, eğer beğenmiyorsan git rock müzik dinle.

Aşiyan: Böyle bir endişen yok yani?

Cem: Kesinlikle yok.

Aşiyan: Sence insanlar birbirinin açığını aramak için yol mu gözlüyor? "Yanlış bir şey yapsa da onu eleştirsem, yerden yere vursam" diye...

Cem: İnternet sayesinde böyle oldu. İnternet olmasa nasıl eleştirecektin, kendi kendine ya da 3-5 arkadaşınla. Ya da bir dergide köşe yazarı olman gerekiyordu. Mesela, kaç dergi vardı, hangi dergide köşe yazarı olacaktın da eleştirecektin? Ne eleştirisi, eleştri dediğin şey (masadaki notebook'u göstererek) bununla icat oldu.

Aşiyan: Haklısın, ortamın sanal olmasından mı cesaret aldılar sence?

Cem: Herkes her şeyi yazıyor, konuşuyor ve eleştriyor ve ben bunu mide bulandırıcı buluyorum artık. Okumuyorum, ilgilenmiyorum, hiçbir şey yapmıyorum bununla ilgili.

Aşiyan: Hz. google'a "Cem Köksal" yazdım, karşıma yaklaşık 105 bin sonuç çıktı. Bazılarına bakabildim; eski ilişkilerinle alakalı, verdiğin konserler, albümlerin forumlarda yer almış. Ben de zaten daha çok forumlara baktım. Onlardan birinde "Cem Köksal; üzerinde kendi resminin olduğu bir thisirt'ü giyecek kadar kendini beğenmiş biridir" diye bir yazı vardı. Bunu okuduğumda, öyle bir thisirt'ü giymiş olduğunu düşünmek bana çok sempatik geldi. Giydiğine dair herhangi bir fotoğraf görmedim ama giydiyse de mutlaka espri olsun diye giymiştir diye düşündüm.

Cem: "Just Set Me Free" thisirt'ümü giyerim, çok da severim. Kendim yapmıştım onun tasarımını. Önünde "Don't You Hear" (duymuyor musun), arkasında da "Just Set Me Free yazıyordu. Giyerim, büyük bir zevkle de giyerim (gülüyor). Ama üzerinde kendi fotoğrafımın basılı olduğu bir thisirt giymedim. Öyle bir şeyi yapsam da, söylediğin gibi makarasına yaparım. Böyle bir yalanı insan niye söyler, ne için böyle bir şey yapar onu çözemiyorum mesela.

Aşiyan: Yerden yere vuranlar da var, göklere çıkaranlar da, ilah ilan edenler de var forumlar arasında.

Cem: Hani derler ya; eleştirilmeyen bir iş başarısızdır. Dinliyorlar ve takip ediyorlarsa bir şekilde, demek ki bir şeyler yapıyorum. Ne çok sevenin sevgisine ne de nefret edenin nefretine inanıyorum. Belki de nefret eden en çok seviyordur.

Aşiyan: İhtiyaç meselesine gelince...

Cem: Hiç belli olmaz o, aşk ve nefreti ayıran ince bir çizgi var. Belki de onlar en çok seviyorlardır. Niye takip ediyorlarsa onu da anlamadım (gülüyor).

Aşiyan: Bazıları da hayal kırıklığına uğramış gibiydiler, hani; beklentileri farklıymış da, umdukları olmamış gibi.

Cem: Neden düşmüşüm, neden ilah olmuşum?

Aşiyan: Dinleyiciler; müzisyenin müziğinden ziyade hayatıyla, özel yaşamıyla daha mı çok ilgileniyor?

Cem: Ben onun hayatını incelesem neler bulurum. "Ah be oğlum, bu kızla olur muydu"? falan (gülüyoruz).

Aşiyan: Sen de "Sezen Aksu" gibi yanında bir kaydedici taşıyıp, o an aklına gelen bir melodiyi kayıt mı ediyorsun, yoksa beste yapmak için özel bir zaman mı ayırıyorsun kendine?

Cem: Yapmak istediğim zaman yaparım. Oturuyorum, "Şimdi beste yapacağım" diyorum ve yapıyorum. O moda giriyorum, yani; alfa dalgalarına geçiyorum. Meditasyon gibi bir durum bu, öyle durup dururken aklıma bir müzik geldi lafına da inanmıyorum. İki notayı yan yana getirip; "Aaa çok güzel bir beste yaptım" şeklinde yapmıyorum, çok daha komplike yaptığım için. Belki de bu yüzden daha fazla zamana ihtiyacım oluyordur.

Aşiyan: Ama bu şekilde beste yapıp, fahiş fiyatlara satanlar var Türkiye'de?

Cem: Onlar beste yapmıyor ki. Onlar sadece melodi buluyorlar. Onun altında hangi enstrümana, hangi armoniyi çalacağına, düzenlemeye falan, hiçbir şeye karışmıyorlar. Sadece bir "lay lay lay" melodisi bulmak, beste yapmak değildir. Ben yaptığım zaman onu her hali ile düşünmek zorundayım. Onlar besteyi öyle satıyor. Ben çok duydum pop müzik dünyasında; mikrofona okumuş sadece melodiyi.

Aşiyan: Ya bir de sürekli kendini tekrar eden müzisyenler var. İlk albümde bulduğu ve tutan bir melodiyi alıyor, üzerine farklı sözler yapıyor, başka bir albümde onu yeni bir beste diye satıyor ve insanlar da bunu yiyor. Nedir bu durum sence?

Cem: Gerçek müzisyenin eskimesi diye bir şey söz konusu olamaz. Müziği bilen insanlardan bahsediyorum. Zaten Türkiye'deki şarkıların yüzde 80'i birbirinin aynısı, hepsi aynı melodi ve armoniler üzerine, hepsi aynı rutin şeylerle ilgili. Çok az gerçek müzisyenimiz var. İyi gelir elde edilemiyorsa; bıkkınlıklar başlıyor, artık yapmış olmak için yapılan işler çıkmaya başlıyor. Biraz da özenle ilgili bir durum bu ve taleple de ilgili tabii ki. İnsanlar onları dinleyip mutlu olabiliyorlar; o da "uğraşmama gerek yok, işte beğeniliyorlar nasılsa, yapayım böyle gitsin ya" vaziyetine geliyor durum. Genel olarak Türk müzik piyasasında bir atıllık var, bu da sektörün geldiği durumla ilgili. CD satışlarının, biletli konserlerin, sponsorluk desteğinin yeterince olmaması... Müzik artık değersiz bir meta haline geldi.

Aşiyan: Ama bunu yapan müzisyenin; aklına, duygularına, hislerine farklı bir melodi gelmiyorsa, senin bahsettiğin bu maddeler oluşsa da bir şey değişmez gibi geliyor bana. Adamın aklında iki melodi var ve hep aynı melodiye farklı sözler yazıyor.

Cem: Besteleri kendiler yapmıyor ki sadece. Farklı müzisyenlerden de alabiliyorlar ya da sevdikleri müzik odur. Yalnız bu şartlarda gerçekten çok zor.
(Fark ettiğiniz üzere kaçamak bir cevap verdi, bu da kişisel polemik yaratmamak için.)

Aşiyan: İnsanların yaşam felsefesi olmalı mı sence? Özellikle de müzisyenlerin.

Cem: Herkesin bir yaşam felsefesi vardır, istese de istemese de. Bazısı para, bazısı eğlenmek, bazısı tembellik, bazısı aşk için yaşar. Buna genel olarak karar vermeyebilir, o zaten insanın içinde olan bir şey.

Aşiyan: Farkında olur veya olmaz diyordun?

Cem: Evet, herkesin vardır bir tane (gülüyor).

Aşiyan: Farkında olanlar da; hayatlarında sadece onunla ilgili bir şeyler yapma isteği duyarlar ya genelde.

Cem: Evet, o zaman da, o yol biraz dikenlerle kaplanıyor. Eğer ideallerin varsa, o ideallere ulaşmak hiçbir zaman kolay olmuyor. Çünkü zaten eğer bir insan hayatına bir ideal yerleştiriyorsa, mutlaka o zor bir yerdedir. Kapının önüne çıkıp bir sigara içmeyi istemek, bir ideal değildir, Everest'e çıkıp bir sigara içmeyi istemek bir idealdir ama zordur.

Aşiyan: Senin ideallerin neler?

Cem: Müziğimi çok daha başarılı yerlere getirmek istiyorum, kariyer ve parasal anlamda.

Aşiyan: Senin başarılı olmanın anlamı ne; ünlü veya şöhret olmak mı, çok albüm satmak mı?

Cem: Hayır canım, yaptığım müziğin oturup muhabbet edebileceğim kişiler tarafından dinlenmesi.

Aşiyan: Şu an böyle bir durum yok mu?

Cem: Var ama daha yeterli değil, çok çok çok az. Müziğimi daha fazla insana ulaştırmak, daha fazla arkadaş edinmek, daha fazla konserler vermek istiyorum. Bunların dışında; sinema filmi çekmek, oyunculuk yapmak, kendi filmimde rol almak... Sanat anlamında çok fazla idealim var.

Aşiyan: Oyunculuk yeteneğin var mı?

Cem: Her müzisyenin vardır bence. Sahnesi olan insanların, mutlaka içlerinde bir şekilde vardır. Ama eğer o müzisyene "İyi sahnesi yok" deniliyorsa oyunculuk yeteneği de yok demektir (gülüyor). Ben görsel sanatlarla çok ilgileniyorum.

Aşiyan: Fotoğrafçılık okuduğunu biliyoruz ama hiç bu işi yapmadın sanırım mı?

Cem: Klipler çekiyorum, yıllarca reklamcılık yaptım. Şey yapmak istiyorum ben aslında, nasıl anlatayım; iş yapacak sermeye elde etmek istiyorum, başka insalara bağlı olmadan.

Aşiyan: Türkiye'de bu pek kolay olmasa gerek.

Cem: Hayır değil; müziği lokomotif yapacaksın, sonra ötekini yapacaksın. "Dünyaya açılmak lazım" diye bu yüzden diyorum. Ben iyi bir takım oyuncusu değilim, başkalarına bağlı çalışamıyorum (gülüyor). Her işi kendim yapmayı seviyorum, bu konularda biraz didaktiğim; kendi hayalimdeki şeyi yapmak ve duymak istiyorum.

Aşiyan: Bunu da yapmak istesen, yine bir takımla çalışmak durumundasın?

Cem: Onu minimize edebiliyorum. Bir klip çektiğim zaman kameraman ve görüntü yönetmeni kullanmıyorum. Montajı ve kurguyu kendim yapıyorum.

Aşiyan: Cem Köksal için şunu diyebilir miyiz; ünlü ya da şöhret olmak seni mutlu etmez ya da bu amaçla yola çıkmadın?

Cem: Yolda birileri beni görüp müziğim hakkında beğenilerini söylediğinde ya da spesifik bir bilgi verdiğinde mutlu oluyorum veya sahneye çıktığımda insanların gözündeki heyecanı, sevgiyi hissetmek beni mutlu ediyor. Evet, amacım sadece ünlü ya da şöhret olmak değil ama öyle olmaktan da rahatsızlık duymuyorum, kimsenin de duyduğuna inanmıyorum. Evet, salt amacım müzik yapmak.

Aşiyan: Müzik dışında sorular soracağım umarım yadırgamazsın...

Cem: Çok magazin tarafım yoktur (gülüyor).

Aşiyan: Sence sevgi ve aşk aynı şey mi?

Cem: Formasyon değişikliği, aşkla başlayıp sevgiye dönüşen duygu ve hisler var. Sevgi çok büyük bir kavram, esasında aynı şeyler, eş anlamlı gibi.

Aşiyan: Gerçekten eş anlamlı olduğuna inanıyor musun?

Cem: Ben mesela; dostlarımla olan ilişkime de aşk diyebilirim. O da bir çeşit aşktır, o da olmadan olmaz. Karşı cinsle alakalı düşünürsen; aşkla başlar, büyük heyecanlarla devam eder, sonra o sevgiye dönüşür, kalıcı olabilir, olmayabilir.

Aşiyan: "Aşk eşittir seks" dersem, ne dersin?

Cem: Yok, ben öyle olduğunu sanmıyorum.

Aşiyan: İlk başlangıçtan bahsediyorum. Karşında tanımadığın bir kadın var. Ona ancak aşık olursun sevemezsin. Sevgi sonradan, onu tanıdıkça gelir. Peki sence ilk görüşte duyulan bu aşk nedir, nesine aşık olunur?

Cem: Zamanla da aşka dönüşen ilişkiler vardır belki de. Mesela benim ilk gördüğümde aşık olmayıp da sonradan aşık olduğum bir insan oldu (gülüyor).

Aşiyan: Kavram kargaşası olmuş olabilir mi?

Cem: Yooo, benim bildiğim aşk böyle bir şey (gülüyor).

Aşiyan: Adrenalin nedir sence?

Cem: Hormon.

Aşiyan: Bu kadar mı?..

Cem: Ben materyalist bir adamım, daha önce söylemiştim (gülüyor). Heyecan, kalbin ağıza gelmesi, fiziksel etkisi bu.

Aşiyan: Hangi durumlarda bunu hissediyorsun?

Cem: Sahnede hissediyorum daha çok. Bunun dışında da, karşıdan karşıya geçerken, yanlış bir pozisyonda bir arabayla karşı karşıya gelince falan hissedilir heralde (gülüyor).

Aşiyan: Motorlarla aran nasıl?

Cem: Yok; rockçı oldum, motorcu olamadım (gülüyor). Büyük eksiklik (gülüyor). Bir de o tip ekstrem sporlarda var adrenalin işte.

Aşiyan: Sen adrenalini seviyor musun?

Cem: Bağımlısı değilim ama dozunda olduğunda insanı dinç tutan bir şeydir herhalde. Her şeyin kararı iyidir. Sıkıcı bir adamım (gülüyor).

Aşiyan: Hımmm... Sence heyecan ve adrenalin aynı şey mi? Seni neler heyecanlandırıyor?

Cem: Farklı... Mesela; emek ve saygı ile yapılmış her iş beni heyecanlandırıyor. Ustalıkla, saygıyla yapılmış her iş... Onlara bakıp özenip, sen de yapmak istersin ya hani; "Ben de yapacağım" diye... Bir film seyredersin, sen de çekmek istersin gibi… Ben çok üretme tendanslı bir adamımdır. Beni heyecanlandıran şey sanırım; üretmekle alakalı olan şeyler. Gidip bir lunaparkta balerine binmek beni heyecanlandırmaz mesela.

Aşiyan: Karşı cinsle alakalı düşünelim...

Cem: Çok uzun zamandır bunu hissetmiyorum. Çünkü, şu an işime çok konsantreyim. Yanılmıyorsam, bu hayattan koptuğum anlamına gelmiyor ama bazen yalnızlığı istiyorum. Yalnız olmak iyi geliyor bazen. Çoğu insanın da ihtiyacı vardır buna ama farkına varmıyorlar, bu çiftler arasında da olabilir. Her anlamda üretkenliğin artması için arada yalnız kalmak iyidir. Hiçbir kadın kriterim de yoktur; esmer olsun, sarışın olsun, avukat olsun, falan gibi hiçbir kriterim yoktur. Hiç yazılmış, çizilmiş bir şeyim yoktur, bunu sadece kadınlarla ilgili söylemiyorum, yarın öbür gün bambaşka bir albüm yapabilirim, beni heyecanlandırıyorsa.

Aşiyan: Klasik bir Türk erkeği misin?

Cem: Hiç değilim, klasik Türk erkeğinden anladığım ve senin de anlatmaya çalıştığın şeyse eğer.

Aşiyan: Şimdiki soruyla anlaşacağız bu konuda sanırım. Klasik Türk erkeğinin hangi yönleri seni rahatsız ediyor?

Cem: Fazla sahipçi olmaları, hegemonya altına almaya çalışması ve kadınların da buna çanak tutması. Çok şey var bu konuda söyleyebileceğim, daha doğrusu bunu kültürel yozlaşma ile paralel buluyorum. Kadınlarda bilhassa çok var. Kadınların küfürlü konuşmalarından nefret ediyorum, acayip itici gelir bana.

Aşiyan:Kaba konuşmakla, küfrü ayırt ediyor musun? Yani; "ya kardeşim" ile başlayan bir cümle kabadır ama küfür değildir.

Cem: O konuda biraz bağnazım ben, ayırt etmiyorum. Hepsi aynı derecede itici. Erkeklerin de iki lafından birinin küfür olması bana itici gelir, hiç hazzetmem. Çok "delikanlıyız", Türk erkeğinin en büyük sorunu o. Çok iyi değil, hele gerçek değilse hiç iyi değil.

Aşiyan: Gösteriş için olanlar daha mı fazla?

Cem: Tabii ki, çok fazla madde var ama sadece erkeklerle ilgili değil, kadınlarla da ilgili. Dediğim gibi; ciddi anlamda bir kültürel yozlaşma söz konusu. İlk okulda öğretirlerdi ya... "Türk nedir? Milleti oluşturan unsurlar; o ülkenin kültürü, sanata bakış açısı ve sosyo-ekonomik durumu..." diye anlatırlar. "Kültür nedir" diyorsun, bunu ilkokulda anlamıyorsun. Yaşamaya başladıktan sonra kültür denilen şeyin her şey olduğunu anlamaya başlıyorsun ve biz onu kaybettik. Bu da zaten bir milletin çöküşü anlamına geliyor.

Aşiyan: Bu söylediklerin sadece İstanbul için mi geçerli yoksa Türkiye geneli ile de mi ilgili?

Cem: Haberleri izliyoruz, görüyoruz, ne kadar yozlaşmışız, ne kadar saçma sapan şeyler oluyor. İstanbul zaten kaotik bir yer, bir kıstas değil, artık değil, ama İstanbullular'ı kaybettik.

Aşiyan: Kızların küfürlü konuşmalarını da buna bağlayabiliriz o zaman..

Cem: Evet, işte söylediğim noktaya gelip duruyoruz; kültürel yozlaşma.

Aşiyan: Erkeklere karşı özenti durumu mu, yoksa bir özgürlük ifadesi mi bu sence?

Cem: O kızları yetiştiren aileleri de çok merak ediyorum.

Aşiyan: Belki de, ki çok büyük ihtimalle, ailelerinin bu durumdan haberleri yoktur. Onların yanında bu kadar kaba ya da küfürlü konuşmuyorlardır.

Cem: Benim kızım küfürlü konuşacak!!!! Aileden geçmezse, başka yerden geçmez bence, zor. Ya da bir yalnızlık durumu vardır. Yani yalnız büyümüş olabilir.

Aşiyan: Peki klasik Türk kadınlarının hangi yönleri seni rahatsız ediyor, küfür ve kaba konuşma dışında?

Cem: Kendilerini çok değerli görüyorlar.

Aşiyan: Nasıl yani, değerli değiller mi?

Cem: Mesela Avrupa'da bir kadınla gidip bir şey konuşmak istersen o, seninle konuşur. Burada ise karşında bir kadın vardır, sana bakar, bakar, sonra sen yanına gittiğin zaman bir havalara girer. Ben onu Türkiye'den başka hiçbir yerde görmedim. İyi de deminden beri sen bana bakmıyor musun yani? Sen davetkar davranıyorsun, geldiğim zaman bir afra, tafra. Sen ne kadar değerliysen ben de o kadar değerliyim. Böyle samimiyetsiz bazı davranışlar olabiliyor. Modern Türk kadınında bir de sendrom var; çok güçlü, modern, yönetici kadınlar, erkek rolü oynamaya çalıştıkları için büyük bir sendrom yaşıyorlar. Bunlar öyle oldukları zaman birer canavara dönüşüyorlar ve bu beni o kadınlardan ciddi anlamda uzaklaştırıyor.

Aşiyan: İş yine feminizm konusuna geldi dayandı...

Cem: Onlar feministse; o zaman ben de feministim.

Aşiyan: Nasıl yani?

Cem: Sokakta bir kadının dayak yediğini gördüğüm zaman ben de gidip müdahale ediyorum. Kadınlar mı kurtarıyor dayak yiyen kadını, yoksa bir başka adam mı?

Aşiyan: Konuyu değiştirelim... Marjinallik nedir sence ve rock müzikle marjinallik arasında nasıl bir bağlantı var?

Cem: Toplumun genelinden daha aykırı davranış veya şekil sergileyen insan modeli. Marjinalliği, sadece marjinallik olarak ele alıp da, marjinal olmaya çalışan insanlar da komik geliyor bana. Yaptığın işle marjinal olmak güzel olabilir; emek ve ustalık da varsa. Resim mesela; ben bunu aldım boyuyorum, boyaları sağa sola attım çok güzel oldu, duygularım açığa çıktı ben marjinalim, yok öyle bir şey (gülüyor).

Aşiyan: Sen de notaları fırlat kağıda bakalım, belki marjinal bir beste çıkar...

Cem: (Ha, hö, huu gibi sesler çıkararak gülüyor) Bak ne kadar marjinal bir beste yaptım, çok marjinalim (gülüyor). İyi de ben bunu dinlemem arkadaşım. Los Angeles'e gitsen marjinal olmaz. Türkiye'de olduğu zaman rock müzik marjinal. Marilyn Manson, Kiss marjinal miydi? Evet, dönemine göre marjinal. Bütün bunların sadece bir sahne show'u olduğunu düşünüyorum. O sivrilik olmalı zaten. Herkes kendi yanındaki gibi adamı sahnede görmek istemez. Ben de deri pantolon üzerine ipek gömlekle çıkıyorum. Bunlar marjinal mi? Türkiye'de, marjinal. Orada amaç sahne show'unu desteklemek. Bunlar bana basit geliyor ama insanlara benim gibi basit gelmemeli ki zaten o durumda da farklılık olsun ve bunlardan söz edilsin. Herkese benim gibi normal ve basit gelseydi bu kadar dikkat çekmezdi (gülüyor).

Aşiyan: Türkiye'nin en marjinal rock'çısı Hayko Cepkin ve onun da senin söylediğine benzer bir açıklamasını dinlemiştim. Hatta senin de birkaç videonda makyaj yaptığını fark ettim...

Cem: Makyaj dediğin; gözlerimde kalem vardı. Pembe ruj falan sürüp çıkmadım (gülüyor). Kalem de, çekimlerde vesaire... Bakışların daha belirginleştirilmesi için kullanılır, tiyatrocular da kullanır.

Aşiyan: Erkekler pek böyle algılamıyor sanki...

Cem: Taliplerim varsa beklerim (gülüyor).

Aşiyan: (Şaşkın gözlerle) Nasıl?

Cem: Çok merak ediyorlarsa (gülüyor)...

Aşiyan: Müzisyenden sevgili olmaz denir?

Cem: Büyük kulelerde, düzgün işleri olup da o kadar çok sapıtan adamlar gördüm ki. Böyle genellemelere çok karşıyım. Müzisyen ve oyuncu gibi insanlarda biraz tabi ilişki sürdürmekte sıkıntılar yaşanabileceği doğru olabilir. Sanatla uğraşan insanların bir arada olması zor oluyor.

Aşiyan: Olduğu yeri kaldıramamak gibi bir şey söz konusu olabilir mi?

Cem: Tabii ki, insana göre değişiyor. Barış Manço iyi bir müzisyendi, iyi bir baba olamadı mı? Bu, o güne kadar yaşadıklarınla, tecrübelerinle, yaşanmamışlıklarınla ilgili...

Aşiyan: Bir tür doyumsuzluk mu?

Cem: Gibi…Bir manavdan çok iyi sevgili olabilir mi o zaman (gülüyor). Ben birini seviyorsam, gözüm başka birini görmez bu, bu kadar açıktır.

Aşiyan: Güzelliğin tanımı yapabilir misin?

Cem: Cık (gülüyor)! Saygı duyduğum, hayranlık duyduğum şeyler...

Aşiyan: Görsellik senin için önemli değil yani?

Cem: Önemli canım... Önemli olmadığını söyleyenlere de inanmıyorum zaten. "Altın kalpli bir sevgilim var" (gülüyor)... Ama gerçekten güzelliğin tarifi çok zor. Var ya bir kadın çıkmış anlatıyor, "Kaşı gözü olsun, döşünde kılı olsun" (gülüyor).

Aşiyan: Bu benim son sorumdu, senin söylemek istediğin başka bir şeyler varsa onları da alayım ve sohbetimizi bitirelim.

Cem: Daha önce söylediğim gibi; projeler var, çok ama netleşmeden açıklamak istemiyorum. Çünkü hala belirsizliğini koruyor bazı şeyler. Sizde de haber olarak çıkan 3G (Cem Köksal-Serdar Öztop-Gür Akad) ile ilgili bir şey söylemek istiyorum; bu kış gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Fakat onun için de net bir zaman veremiyorum. Çünkü; hiçbir şey "ha" deyince olmuyor. Ne yazık ki her zaman olduğu gibi, organize etmek hep bana kalıyor. Ben de elimden geldiğince çabuklaştırmaya çalışacağım.

Aşiyan: Sevgili Cem Köksal albüm çalışmaların için "kapandığın" bir dönemde, bana vakit ayırıp sorularımızı içtenlikle yanıtladığın için ve sayende çok keyifli bir sohbete daha imza attığım için sana yürekten teşekkür ediyorum. Teşekkür etmem gereken biri daha var ki; benim için değerli, önemli, kaliteli insan; Sevgili Ercan Türker. Cem'le buluşmamıza yardımcı olduğun için sana da sonsuz teşekkürler, iyi ki varsın, iyi ki seni tanıdım.

Cem Köksal İle Deli Kasap Söyleşisi

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: