SÖYLEŞİ

BLUES' NOT DEAD! JOE BONAMASSA ÖZEL RÖPORTAJI

Yiğit Elvis İlgü - 10 Mayıs 2009
 İlk kez dinleyecekler için albüm önerisi: You & Me
New Yorklu, yüzyılımızın başından itibaren blues gündemine oturan, çılgın bir gitarist Joe Bonamassa. Birçok gitar ve müzik dergisinde yılın en iyi gitaristi seçilmesi artık olağan. (Guitar Player tarafından iki kez, Blueswax tarafından üç kez...) Kullandığı Gibson Les Paul elektro gitarın yanı sıra akustik gitarda da bir virtüöz. Aynı zamanda iyi bir vokalist ve şarkı yazarı. 

İlk gitarlarını onlu yaşlarında (teenage) harçlıklarını biriktirerek en ucuzundan alabilen Chuck Berry yada Eric Clapton gibi pek çok meşhur gitaristin aksine, Joe'nun çok küçük yaşlarda gitar ve blues ile tanışmasında babasının blues hayranı bir gitar dükkanı sahibi olması büyük rol oynamıştır. Daha on bir yaşında New York ve çevresindeki blues mekanlarında çalmaya başlar. On iki yaşına geldiğinde ise modern bluesun öncülerinden BB King ile sahne alır! On beş yaşına gelmeden Miles Davis, Waylon Krieger (The Doors) ve Berry Oakley (The Allman Brothers) gibi ünlülerin oğullarının yer aldığı Bloodline grubuna katılır. Grubun soundunu belirlemesinin dışında, babası ünlü bir müzisyen olmayan tek kişidir grupta. Aynı adı taşıyan bir albüme imza atarlar. 2000 yılının yazında Jethro Tull ile turneye çıkar ve ardından solo projesine başlamaya hazırdır artık.

Aynı yılın sonlarında, yirmi iki yaşındayken, ilk albümünü çıkartır ve 90larda yeni nesil tarafından anlaşılmadığı düşünülen blues ateşini adeta coşturur. Rock ve country havalarını da içeren, ama özünde saf bluesu barındıran, sanki Stevie Voughan'ın tekniği, BB King'in duygusu ve Robert Johnson'ın beste kabiliyetini biraraya getiren bir müzik yapar.

Birdenbire popüler olan bu virtüöz genç, sekiz yıla birbirinden başarılı altı stüdyo ve iki konser albümü sığdırır. Bir o kadar da turne.

Guitarist Magazine kendisinden bluesun yeni kralı diye bahsederken, gibson.com günümüzde Bonamassa'dan daha iyi bir blues-rock müzisyeninin olmadığını yazmaktadır.
Malum çoğu blues şarkısı, dolayısıyla gitar riffleri birbirine benzer ve dinlerken 'aa, ben bu şarkıyı biliyorum' dedirtir. Aslında bir sürü bestesi olduğu halde 'günün birinde tamamen bana ait bir beste yapabilirsem çok sevinirim' diyerek de alçakgönüllülüğünü ortaya sermiştir Joe.

Avrupa turnesinin Berlin ayağında Joe ile söyleşi yapmak için fotoğrafçı Bülent Engüzel ile konserden birkaç saat önce mekana gittik ve önce soundcheck'i izleyelim dedik. O da ne! Joe tüm soundcheck boyunca, daha sonradan öğrendiğimize göre Paris'te bir müzik dükkanında görüp aldığı, elektro bağlama ile Iron Maiden'ımsı şeyler çalıyor! Çok ilginçti.

Soundcheckin ardından söyleşiyi yapmak üzere tur otobüsüne geçiyoruz. İki Alman groupie de otobüse davet ediliyor ve Joe kızlarla biraz konuştuktan sonra başlıyoruz:


Oldukça sık turneye çıkıyorsun ve birçok yer geziyorsun. Bazen yorulduğun oluyor mu? 
Bu turne oldukça zor geçiyor benim için. Tüm turne boyunca hastaydım diyebilirim. Ama şu sıralar daha iyiyim.

İptal edilen konserin oldu mu?
Hayır, her gece çaldım.

Müzisyenlerin aslında finansal nedenden turneye 'çıkmak zorunda' olduklarını okumuştum farklı röportajlarda...
Ekonomik bir kaide tabii var. Turnede çalışan on iki eleman, birçok gider falan. Fakat aslında burada olmamın tek nedeni bu işi sevmem. Bu işi ne kadar sevdiğimizi ve önem verdiğimizi bizi sahnede gören herkes fark edebilir.

Gittiğin şehirleri gezme imkanı buluyor musun?
Şunu görüyor musun? (ve otobüsün en önünde, 270 derece görüş açısı olan özel koltuğunu gösteriyor) Orada oturduğum yerden bütün ülkeleri görüyorum. Puro içiyorum... Benim için özel gitar bölümü de yaptılar, bütün aletleri var. Dvd çalar, bilgisayar...


Müzisyenler genellikle ilk yıllarında pek çok turneye çıkarken, yıllar geçtikçe bunun sayısı azalıyor. Keza albüm de az çıkartıyorlar. Sence bunun nedeni nedir?
Nedeni yaşlanmak! Eğer hala yirmi yaşımdaki gibi, 13-14 gün aralıksız çalıp, her gece tüm ekipmanları taşıyor olsaydım acaba hala bu işi yapabilir miydim bilmiyorum. On yıldır hep turnedeyim ve insan yoruluyor, yaşlanıyor. Ben saydım, yirmi iki tane beyaz saçım çıktı. Bu yıl otuz yaşıma girdim.

Yani sen de daha az konser vereceğini söylüyorsun.
Eskiye göre daha az olabilir. Ama uzun süreliğine ortadan kaybolmamaya çalışacağım. Seyahat etmek, yeni insanlarla tanışmak hoş şey. Zaten evinde oturan bi tip değilimdir. Her ne kadar evim on sene öncesinden daha güzel olsa da. Eskiden ufak bir apartman dairesinde oturuyordum.

Son albümün Sloe Gin benim için şimdiden bir blues klasiği. Black Night ise favori şarkım. Her yıl bu kalitede yeni bir albüm çıkartmayı nasıl beceriyorsun?
Zor bir şey. Aslında şarkıları bulmak zor değil, stüdyoya girince zaten çıkıyor bir şeyler. O da olmadı, bir Buddy Guy veya Jeff Beck tribute albümü de yapabilirsin. Ama önemli olan iyi bir albüm olması ve insanların bunu sevmesi. Biliyor musun, ben orta sınıf bir ailede büyüdüm ve 17 dolara bir Cd almak ne demektir biliyorum. 17 dolar benim için hala çok para. Bu yüzden o satılan albümün çok iyi olmasına uğraşıyorum. Yani eğer bir albüm çıkacaksa, en azından benim kıstaslarıma göre iyi bir albüm olması gerekir. 'Bu benim son albümüm, en iyi albümüm' gibi bir şey değil. Ben kendim gidip satın almayacağım bir şeyi, başkalarına da satmam.

Bazen bir sonraki albümü tamamlamak için şarkı yazmak zorunda kaldığın oluyor mu?
Mesela az önce sazla heavy metal çaldığım gibi bir şarkı bile yapabilirim. İki-üç hafta harcıyorum genelde albüm başına. Hatta birçok parça kayıt esnasında oluşuyor. Son albümdeki Another Kind of Love, Black Night, India ve Richmond parçalarını kayıt sırasında yaptık.

Son albümünün adı Sloe Gin nereden geliyor? Sanırım bir çeşit likör bu.
Evet bu bir likör; çakaleriği likörü. Buralarda bir yerde olacaktı hatta (diyor ama göstermiyor)... Çok çılgın bir şey. Sek içilmez, genellikle karıştırılarak içilir. Albüme adını veren şarkıya da bu ismi verdim, kulağa hoş geldiği için. Sonuçta bu bir alkol ama o kadar sert değil. Albümü alan birçok genç var bu yüzden ismini sigara ya da İrlanda viskisi gibi bir şey koymadım.


Albümüne India gibi sıradışı bir şarkı koymanın nedeni nedir?
Değişik şeyler denemeyi seviyoruz. Yaklaşık iki ay önce Bombay'daydık, sahnede Mountain Time şarkısını çalarken Hint müziğiyle karıştırdık biraz. Fikir o zaman çıkmıştı. Hint müziğinin, özellikle sitarın benim için değeri büyük. Bluesa benzetiyorum ben, ikisinin de orjinali doğaçlama yaparak, duyguyla çalınıyor, notayla değil. Benim yaptığım müzik, sadece blues, Amerikan bluesu veya world music değil. İsme önem vermeden çalıyorum, bazen tek akordlu bir şarkı, bazen de karışık bir şey olabilir. India parçasını da sevdiğim için kaydettim. İşin ilginci Avrupalılar şarkıyı anladılar ve sevdiler ama aynısı ABD için geçerli değil. Amerikalılar bu şarkıdan nefret etti. Benim uyuşturucu falan kullanıp bu şarkıyı kaydettiğimi düşündüler. Artık gitarı bırakıp, sitara geçer dediler. Şurda dolapta güzel, kocaman bir sitarım var aslında (diyor ve göstermiyor yine...). Ama o sadece bir denemeydi, devamı gelecek bir şey değil.

Son albümünde eskiye nazaran vokal birçok parçada daha çok duyuluyor, daha önde. Bir şarkıcıdan çok, iyi bir gitarist olarak biliniyorsun. Bu seni hiç rahatsız etti mi? Ve hiç şan dersi aldın mı?
Hala haftada iki kere şan dersi alıyorum. Çok iyi bir hocam var: Ron Anderson. Red Hot Chilli Peppers, Alicia Keys, Janet Jackson gibi ünlülere de ders vermiş biri.

Sloe Gin parçasını çok güzel söylemişsin!
Teşekkürler, şimdiye kadar söylediğim en zor parça bu zaten.

Şarkılarını nasıl yazıyorsun? Müziğin üzerine söz mü, yoksa tersi mi?
Müziğin üzerine sözleri yazıyorum, öyle daha kolay oluyor.

İkinci albümün So It's Like That diğerlerinden oldukça farklı bir albüm. Böyle popüler bir albüm yapmanın nedeni neydi?
So It's Like That benim en az sevdiğim albümüm diyebilirim. Berbat bir albüm değil aslında. Kayıt sırasında birçok şarkıyı kısaltmam, değiştirmem istendi malesef. Bunu sadece ilk altı şarkıda uyguladılar. Yani altıdan itibaren seviyorum parçaları. Ama birden altıya kadar olanlar kötü. Mesela Mountain Time'ın yavaş versiyonunu ve Pain and Sorrow'u hala çalıyoruz bu albümden. Ama tahtaya vurmam lazım, böyle bir albüm bir daha yapmak istemem.

Müzik kariyerinin yanı sıra farklı blues aktivitelerinde hep adın geçiyor. Mesela çocuklarla blues hakkında workshoplar yapman gibi. İnsanların ilgisini bluesa çekmek senin için ne kadar önemli?
Önemli iki şey var. Birincisi çocukları çok seviyorum, onlarla konuşmak çok zevkli. Ben farklı bir yolu seçtiğim için aile, çoluk çocuk gibi şeylerden çok uzağım. Kısa süre önce bir yeğenim oldu ve sana şunu söyleyebilirim ki, dünyanın en iyi amcası ben olacağım! Ama ben kendi hayatımı seviyorum. Turnede olmak harika, çok iyi insanlarla çalışıyorum, etrafta kızlar falan oluyor, yani bi arkadaşının karısı falan değil, böyle genç ve güzel kızlar. (Yanımızda oturan kızları gösteriyor, gülüşmeler.) İkinci olarak, çocuklar bizim geleceğimiz, ben tabii ki orda kendi reklamımı yapmıyorum. Onlara gitarın ne olduğunu gösteriyorum, beraber müzik dinliyoruz. Orda beni dinleyen beş yüz çocuktan sadece bir tanesi bile dinlediğimiz BB King'den hoşlanıp bu müzikle ilgilenmeye başlasa bu bana yeter.

ABD'de bluesa olan ilgi günümüzde ne kadar?
Son 10 - 15 yıla oranla ilgi oldukça yoğun. Canlı blues çalan yeni mekanlar da açılıyor. İnsanlar daha gerçekçi olan bir müzik arayışına girdi.

2007'nin en iyi blues gitaristi seçildin ve her çıkardığın albüm blues chartlarında bir numaraya oturuyor. Dinlediğin ve başarılı bulduğun genç bluescular var mı?
Derek Trucks'ı severek dinliyorum. İngiltere'den birkaç iyi eleman var. Kenny Wayne Shepherd da çok iyi. Birçok iyi gitarist var...

Senin gibi diğer genç gitaristlere başarılı olmaları için ne önerirsin?
Kopyalamadan, çok çalışıp, hissederek, kalpten çalmaları gerekli. Metal olsun, blues yada rock fark etmez. Eğer seyircilerin müziği dinlerken memnunsa, bu doğru yoldasın demektir.

Bu işi ilk ciddi olarak ne zaman yapmaya başladın?
Profesyonel müzik hayatım on bir yaşındayken başladı.

Okul ve müziği o yaşta nasıl birarada götürdün?
Öğretmenlerim hep anlayışlıydı ve dokuzuncu sınıftan sonra da çocuk aktör ve müzisyenlerin gittiği bir okula gittim.

Blues, rock ve bazen country çalıyorsun. Heavy metal dinliyor musun?
Şurada birçok müzik dvdmiz var (diyor ve göstermiyor). Whitesnake, Pink Floyd falan. Hemen her tarz müzik dinliyorum.

Jazz çalmayı hiç düşündün mü?
Jazz için bende gerekli olan malzeme yok. Ben hiçbir şeyi çok ciddiye alamıyorum. İşimi tabii ciddiye alıyorum ama eğleniyorum da. Mesela jazz dinleyicisinin hep suratında sert bir ifade vardır, eğer sahnede yanlış bir şey yaparsan sıçtın! (Gülüşmeler)

En son severek dinlediğin ne var?
Masters of Reality dinliyordum turneye çıkmadan önce.

Bir sonraki stüdyo albümünü ne zaman çıkarmayı düşünüyorsun?
2009'da. Ama ondan önce bu turnede kayıtlarını yaptığımız bir konser albümü çıkacak. (19 Ağustos'ta albüm çıktı: Live From Nowhere in Particular)

Ve klasik sorumuz: Türkiye hakkında ne biliyorsun?
Okulda biz Türkiye'den çok Osmanlılar hakkında dersler gördük. Ama Türkiye deyince aklıma döner geliyor ya da lahmacun falan. Türkiye'de çalmayı çok isterim. Aralık'ta Bağdat'a gidiyoruz. Güney Afrika, Brezilya, Japonya gibi yerlere gideceğiz ama Türkiye henüz planda yok. 


Bu röportajın tamamını bu ay yayımladığımız Deli Kasap Koleksiyon Sayısı 4'te okuyabilirsiniz.
Fotoğraflar: Bülent Engüzel

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: