SÖYLEŞİ

Before The Dawn Ulan! *Bu bir Derya Engin 'DişiKasap' Özel Röportajıdır*

Derya Engin - 7 Eylül 2011

Before The Dawn Ulan! Dağılın şimdi!

Evet, ne zaman Before the Dawn'dan bahsetsem bir despotluk, bir hodbinlik hasıl oluyor bana ve yukarıdaki gibi gereksiz çıkışlar yaparken buluyorum kendimi. Neden diye sormayın, mantıklı bir cevabım yok. Hani bazı gruplar vardır, dinlerken zevkten dört köşe olursunuz ve kendi kendinize "Oha lan! Bu kadar da güzel albüm yapılmaz ki kardeşim!" dersiniz. Bir yanınız "O kadar güzel ki, bunu herkes dinlemeli!" derken diğer bencil yanınız "O kadar güzel ki, bunu sadece hakeden dinleyebilmeli!" ikilemine sürükler sizi. İşte benim için o grup Before the Dawn'dır gençler.

Before The Down

Çalışma hayatına yeni atılmanın getirdiği hayal kırıklığı ile depresyona girme/girmeme kararsızlığı içinde debelenirken, yağmurlu, gri ve kasvetli 2005 kışıma güneş gibi doğdu Before the Dawn'ın "My Darkness" albümü. Bir dakikalık bir "intro"dan sonra insanın yüzünde okkalı bir tokat gibi patlayan ilk parça "Unbreakable" , ne depresyon bıraktı bünyede ne de kasvet! Hatta öyle ki, bırak depresyonu "A... korum lan ben bu dünyanın!" hissiyatına bile giriyorsun ardarda bir kaç kez döndürdükten sonra albümü.

Hal böyle olup da, neyin nesiymiş bu Before the Dawn diye araştırırsanız karşınıza tek isim çıkar; Tuomas Saukkonen. Bu şarkı makinası nevi şahsına münhasır kişiliğin "One Man Army" (tek kişilik ordu) diye boşuna anılmadığını anlarsın zaten yaptığı diğer işleri de görünce. BtD'n yanı sıra Black Sun Aeon, Dawn of Solace ve bir takım başka yan projelerde çalan, şarkı üreten ve yaratıcılığın doruklarında gezinen biri kendisi.

Ve işte geçtiğimiz mayıs ayında İstanbul ve Ankara'da gerçekleşen 2 konser için Tuomas ve saz ekibi yurdum topraklarındaydı. Konserden yaklaşık bir kaç ay önce duyduğumda kulaklarıma inanamadım çünkü izlemeyi en çok istediğim gruplar listesinde ilk 3'e kafadan giren Before the Dawn'ı, grubun underground konumu gereği böyle erken izleyecek olmayı ummuyordum. Hatta konsere 1 ay kala dahi grubun resmi websitesinde Türkiye şovlarının anons edilmediğini görünce şaşırmadım bile. Fakat en nihayetinde sessiz sedasız gelip az ama öz bir dinleyici kitlesine çaldılar. ("Hakeden dinleyebilsin." kehanetim tuttu.) Ne öyle "Aman bu ne küçük venüe, aman bu ne az seyirci!" kompleksine girdiler ne de kendilerini eğlenceden mahrum bıraktılar. Murat Arda ve bendeniz Delikasap olarak dinleyici kitlesi arasında konumumuzu aldık ve bu yetenek dehası çılgın Finli'nin eğlencesine ortak olduk.

Konser öncesi Tuomas ile yaptığım kısa ve öz röportaj ise aşağıdadır. Facebook arkadaşım olması sebebiyle "Madem geliyorsunuz, bi röportaj yapalım o zaman seninle." talebime "Hell yeah!" diye cevap veren bu şahsiyet Finli soğukluğundan eser bulunmayan bir tavırla daha ilk merhabadan itibaren samimiyetiyle kendine hayran bıraktı beni- sanırım benim en sevdiğim rock'n roll tavrı da bu; Yaptığı işi ciddiye alan ama kendini fazla ciddiye alıp da "rockstarım ben adamım!" triplerine gimeyen müzisyenlere saygım sonsuz. Son olarak; Before the Dawn candır ama haketmiyorsan dinleme! ( Sınır kişilik bozukluğu örnek no.17)

Before The Dawn Ulan!

D: Evet, nasılsın bakalım?

Tuomas: Mutlu! Yorgun ve mutlu...

D: Bilindiği üzere bu ilk Türkiye ziyaretiniz. Beklentiler neler?

Tuomas: Daha önce hiç bulunmadığın bir ülkede olmak her zaman çok heyecan vericidir. Prodüksiyon açısından hiç bir zaman çok büyük beklentilerim olmadı zaten. Turnedeyken de fazla bir beklenti içine giremiyorsun çünkü gelip çalıp gidiyorsun ve genelde gördüğün benzer oteller ve benzer konser mekanlarından ibaret oluyor. Benim için en önemli eğlence, gidebileceğimiz en uzak yerde çalabilmek ve şu an Türkiye'de olmam inanılmaz "cool"

D: Peki hiç Türk izleyicisi hakkında birşeyler duydun mu?

Tuomas: Hayır... Ama kimi zaman belli yerlerle ilgili bazı hikayeler ya da söylentiler duyarsın ve bu seni bir beklenti içine sokar. Şu an bende öyle bir şey yok, sanırım böylesi daha iyi.

Before The Dawn Ulan! *Bu bir Derya Engin 'DişiKasap' Özel Röportajıdır*

D: Yeni albüm "Deathstar Rising"e gelen tepkiler ne durumda?

Tuomas: Çok iyi. Şaşırtıcı derecede iyi aslında... Albümü yaparken hiç stresli süreç geçirmedim ama 6 albüm ve bir de ilk zamanlarımızdaki demoyu da sayarsak 80 civarında şarkı yaptım. Bu oldukça yüksek bir rakam ve tüm bu zaman içinde dikkat etmem gereken bir Before the Dawn soundu vardı. Sanırım bu albümde de bunu koruduk.

D: Nuclear Blast ile anlaştığınızı duydum?

Tuomas: Evet. Bu bir grup için büyük bir şans. Büyük bir şirket ve albümün de o derece iyi olması gerekiyor. Dinleyiciye değişik birşeyler sunman isteniyor ve bazen ufak şeyler ekleyerek büyük değişiklikler yapabiliyorsun. Tabi en nihayetinde yine dinleyici son kararı veren taraf; yeni mi, değişik mi, ilginç mi... Çünkü şarkı yazarı olarak ben zaten albümü en iyi şekilde yaptığımı düşünerek kaydediyorum ama objektif olarak değerlendirecek taraf tabi ki dinleyici ama son albüme gelen yorumların %90'ı bunun en iyi albümümüz olduğu yönündeydi ve müziğimdeki yeniliklerden olumlu şekilde bahsediliyordu. Bu sevindirici çünkü 2008'deki albümün aynısını yaptığımı duysaydım sanırım üzülürdüm.

D: Evet bu sormayı düşündüğüm şeylerden biriydi aslında; genelde müzisyenler son albümlerinin en iyi albümü olduğunu iddia ederler.

Tuomas: Evet, buna katılıyorum. Tabi ki bizim için ürettiğimiz her yeni şey her zaman en iyisi çünkü yenilik her zaman heyecan verici oluyor ama objektif olarak değerlendirebilmek için üzerinden en az bir kaç yıl geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama eğer dinleyici, eğer fanlar bunun üretilen en iyi albüm olduğunu iddia ederse bu daha inandırıcı olur çünkü düşünsene bir müzisyen olarak bir buçuk yıl boyunca üzerinde çalışıyorsun ve sonunda "Tamam bu da güzel oldu ama en güzeli bir öncekiydi.":) Kim böyle birşey diyebilir ki? Ben diyemem şahsen...

D: Peki Before the Dawn'ı tarif etmek için bir şarkı seçmek zorunda kalsaydın, bu hangisi olurdu?

Tuomas: Hmmm zor soru... Sanırım cevabım, hmm, bana göre son albümün ilk parçası "Winter within" müzik hakkında iyi bir fikir verebilir ama sadece bir parçayla sınırlamak neredeyse imkansız. Ama bu parçayı sahnede çalmayı bayağı seviyorum, senin fikrin ne?

D: Deadsong, Unbreakable ve Heaven diye üçleme yapayım.

Tuomas: Ama ben bir tane söyledim, hiç adil değilsin! Ayrıca "Deadsong" ? Hayıır.

D: Neden olmasın? Tipik BtD elementleri mevcut.

Tuomas: Kısmen ama çok "catchy" bir parça ve bunu kısmen bilerek yaptım.

D: Bunun nesi yanlış?

Tuomas: "Catchy" parçalar yaparak popüler kültüre hizmet etmek istemiyorum. Müzisyen olarak amacım radyo parçası yapmak değil.

D: Ama anlaşılan bir tane yapmışsın...

Before The Dawn Ulan! *Bu bir Derya Engin 'DişiKasap' Özel Röportajıdır*

Tuomas: Evet bir tane yaptım,(arka masada oturan, onların ekiple gelen ve elinde kamerayla bizi çeken elemanı göstererek) şu beyaz tişörtlü elemanı görüyor musun? O bizim şirketin..."patronu" diyelim -çok cool bi heriftir bu arada- "Deadlight" albümünü yaptığımız esnada albümü tanıtmak için bir tür "radyo" parçası yapmamızı istedi ve ben de yapmayacağımı söyledim ama O ısrarla tekrar tekrar isteyince "Tamam" dedim, "Yarın mail atarım sana." Ve deadsong'u yazmam 20 dakikamı aldı.

D: Gerçekten?

Tuomas: Evet, basit kurallara dayandırarak kolayca şarkı yazabilirsin. Giriş, ara bölüm ve nakarat. Aynı sorun son albümde de oldu; bana göre clean vokal sadece nakarat kısmında iyi duruyor ve bu şekilde radyo için "fazla heavy" oluyor . Onlara bu şekilde dinlettiğimde "Hayıııır, yine mi brutal kaydettin herşeyi? Süper bir radyo hitini mahvetmişsin." Dediler.

D: Ama sanırım bir şekilde kaderlerine razı olmuşlar.

Tuomas: Kesinlikle. Evet bu eleman benim patronum ama yaptığımız kontratta bir müzisyen olarak her türlü özgürlüğe sahibim. Tabi ki fikirler veriyorlar ama çok da fazla müdahaleye izin vermem.

D: Sıradaki soru o zaman: Before the Dawn'ın son on yılını düşündüğünde ulaştığın en büyük başarı neydi sence?

Tuomas: Hmm, sanırım bu on yılın sonuna doğru, 2009 sonlarında Amorphis ile çıktığımız turneydi. Grupça zor zamanlar geçiriyorduk ve sonra bu turne işi çıktı. Bir yıl boyunca Amorphis ile tüm Avrupa'yı turladık.Dinleyiciden hiç bir bekletimiz yoktu ama bir şekilde her yerde fanlarla karşılaşmak çok iyi geldi bize. Amorphis'ten bile "Daha iyi bir ön grup seçemezdik." yorumunu aldık, bu özgüvenimizi arttırdı tabi ki.

D:Bu aralar ne dinliyorsun?

Tuomas: Kendi demolarımı. Başka müzik projelerim de var bildiğin üzere ve dolayısıyla yaptığım kayıtları dinleyip üzerinde çalışıyorum. Üçüncü "Black Sun Aeon" albümü yolda ve önümüzdeki ocak ayında bir sonraki "Before the Dawn" albümü için kayıtlara başlayacağım. Tüm işleri ben yaptığım için bu tüm zamanımı alıyor.

D: On yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Tuomas: Emekli olarak görüyorum... (Gülüyor)

D: Bir grup yaşlı metalci olarak yeni grupları destekliyor mu olacaksınız yoksa bir metal efsanesine mi dönüşeceksiniz?

Tuomas: Efsane? Hayıır... (Gülüşmeler) Günümüzde metal efsanesi olmak imkansız. Zaman çok değişti, neden bilmiyorum bir Lemmy, bir Dio gelmez artık. Yapılan işlere eskiden olduğu gibi değer verilmiyor, insanlar albüm almak yerine bedavaya indiriyorlar ve sanatçıya saygı duymak yerine sadece şarkıları dinleyip eleştirmeyi tercih ediyorlar. Efsane olmak icin çok büyük şeyler değiştirmen gerek.

D: Ben mucizelere inanmayı tercih ederim...

Tuomas: Ben gerçekçiyim... Sıkıcı olmadığımı söylemiyorum, bu doğru. Ben sadece müzik yapmak istiyorum, bu beni mutlu ediyor. Ve sanırım bana yetiyor. Eğer çok yüksekleri amaçlarsan, bazı şeyler senin elinde olmuyor, çalıştığın şirketler,albüm satışları vs. Eğer müziğim dinleyenler tarafından takdir ediliyorsa, bu bence oldukça büyük bir şey benim için. 12 saat önce Finlandiya'daydım ve şu an İstanbul'da, burada oturmuş seninle sohbet ediyorum çünkü yaptığım müziği seven ve takdir eden birileri bunu sağladı. Sence yeterince "cool" değil mi?



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: