SÖYLEŞİ

Aptülika İle Konuşmalar Serisi (1)

Murat Arda - 31 Ekim 2006

Aptülika, Aptüll, Abdülkadir Elçioğlu; Dinozor, Solcu, Tutucu, İlerici, Atatürkçü, Metalci, Rocker, Milliyetçi, Sanatçı, Yazar, Karikatürist, Ressam ya da komünist Daha çok Aptülika rumuzuyla tanıdığımız kişi acaba bu kimliklerden hangisine daha yakın? Siyasi kimliği bir yana; sanırım hepimizin üzerinde mutabık kalacağı gerçek; O'nun "Rock'n'Roll kültürünün karikatüristi" olduğudur.

Hal böyleyken Deli Kasap aktivistlerinin ve bu hayat tarzına 80'li yıllarda bulaşmış kulağı kesiklerin dünya görüşünü (Rock'n'Roll) belirleyen en büyük öznelerden biri olan sanatçıyı Deli Kasap'a konuşmaya ikna ettik; bundan böyle Aptülika her ay Deli Kasap'ta Türk Rock'n'Roll'unun Kazım Karabekir'i Kasabaya geri döndü!!! Kendisini Şanver Ofluoğlu ile; buz gibi bir hava ve fırtınada Kuzguncuk'taki sevimli evinde ziyaret ettik; mutfağını ve şaraplarını talan ettik! Şimdiden yengeden özür diliyoruz!!!


Murat ARDA - Şanver OFLUOĞLU

Murat ARDA: Aptül Baba, seninle her şeyi konuşacağız; müzik dergiciliği, hayat, rock müzik, kadınlar, politika, heavy-metal, punk; kayda başladık; Şanver Baba, haydin bakalım ilk soru senin; konuşmalarımıza başlayalım!

Şanver OFLUOĞLU: Ben müzikle ilgili sorayım!?

Murat ARDA: Elbette ağabeycim, Sabah gazetesi değiliz; rahat olalım, kayıttayız!..

Şanver OFLUĞLU: Tamam

(Herkes soruyu bekler)

Şanver OFLUOĞLU:  ..

(Murat Arda - Abdülkadir Elçioğlu ve Şanver Ofluoğlu gülüşürler, zira Şanver'den ses çıkmaz)

Ş.O.: Tamam, soru şu: Heavy metal dinlemeyi bıraktın mı? Şebek sonrası olaylar; satanizm mevzuları falanYani bazı mevzulardan dolayı kitleden uzaklaştığnı biliyorum, belki konuşmamamız gereken şeyler bunlar ama  Hatta Reha Muhtar ile olan olaylar falan

Abdülkadir ELÇİOĞLU: Ya heavy metal dinlemeyi bıraktım ya da bırakmadım diye bir olay yok. Şöyle söyleyeyim; geçen gün Billboard diye bir dergiden aradılar, görüş istediler, soru şu: "Heavymetal öldü mü?"  İki ayrı görüş varmış falan Hatırlarsanız bir ara Metal Hammer'da vardı, alternatif yükselirken; 'Thrash Öldü mü?', 'Deathmetal öldü mü', benim böyle şeylerle pek derdim olmadı fakat, aklıma şu geldi: 'Heavy-Metal dediğinden kasıt ne?' Eğer Iron Maiden diyorsan, tamam, son albüm güzel ama Iron Maiden dışında heavymetal olarak pazarlanan bişey var mı müzik sanayi içinde? Onların mantığına göre baktığında Iron Maiden tek heavy metal grubu olarak kaldı. Benim sıkıldığım şöyle bir şey oldu; benim heavy metal olarak bildiğim, 70li yıllardan beri dinlediğim gruplar artık klasik gruplar oldu. Yani bir Judas Priest dinlemiyorum diye bişey diyemem, Motorhead'i dinlemiyorum diye bir şey diyemem ama yeni gruplara çok yabancıyım çünkü benim anladığım anlamda heavy metal ile ilişkili görmüyorum. Ama bu bir Tanrı kanunu değil, zevk olarak. Def Leppard eskiden heavy metaldi bize göre ama artık başka bir şey diyorlar; artık türleri birbirine karıştırdılar. Ve bu durumdan açıkçası artık rahatsız değilim. Ben modernist bir dinleyiciydim.

M.A.: Hangi süreçte modernisttin?

A.E.: Her zaman. Tanıdığım kadarıyla, hem Şanver hem de sen de öylesindir muhtemelen. Fakat 90'lardan sonra bir başka tür dinleyici türü oluştu, yani; postmodern dinleyici. Bizim bakış açımız daha çok yoksunluk ile şekillenirdi, çünkü bir tek TRT1 vardı; orda heavy metal çalar mı acaba diye beklerken diyelim ki kasabaya bir jazz-band geldi; acaba içinde bir 'rock bulabilir miyiz' diye koşuyorduk konsere. Dolayısıyla biz çok araştırıcı bir dinleyiciydik. Bu araştırıcılık kayboldu, benim sıkıntım ondan. O yüzden bugünkü heavy metal'in dinleyicisi değilim ve öyle olarak gözükmek de istemiyorum.

M.A.: Yani 2006 senesinde popçu, rockçı, metalci ve bunun gibi altkültür anılmamaları senin için artık bir şey ifade etmiyor mu?

A.E.: Etmiyor. Hani Nuh gemisine her türlü hayvandan ikişer tane alıyordu ya. Benim hayatımın son 4-5 senesi şöyle geçiyor: 70li, 80li, 90'lı yıllara kadar olan grupları biriktirmek. Ama yeni grupları hiç merak etmiyorum. Pop, Caz; sanırım biraz geri kafalıyım, eskiyi korumak çok istiyorum, dolayısıyla kavram karmaşasından dolayı sıkıntılıyım. Heavy metal dediğin zaman 'hangi heavymetal' diyor; onu çok iyi bilemiyorum. Benim o günkü heavymetal olayım neydi; mesela tipik olarak dediğimiz,  gitar solosu bizim için önem taşırdı mesela. Doğaçlamalar önem taşır, sürprizler önem taşır basitlik de olabilir, saflık da olabilir çünkü her grubun ilk albümü mesela; o güce erişemezsin çünkü o samimiyettir önemli olan. Fakat ortam çok değişti işte bu bahsettiğim samimiyeti ulaştıracak bir müzik evreni yok ortada.

M.A.: Aptül baba, ancak çok genel şeyler söylüyorsun, senin için bu farkındalık ile ilgili milat ne oldu? Mesela Şebek dergisi dönemi mi? Birçoklarının 90lar için yaptığı "Nirvana her şeyi bitirdi" klişesi mi?

A.E.: Milat benim için Şebek dergisidir.

M.A.: Şebek dergisinin senin için yarattığı hayal kırıklığı nedir?

A.E.: Samimiyet yoktu.

M.A.: Nasıl yani?

A.E.: Tek tek insanlar için demiyorum, okuyucuda her zaman bir samimiyet vardır fakat ben girdiğimde olay çok alevleniyor. Bak bunu kendimi övmek için söylemiyorum. Her yerde piyasa canlanmaya başlıyor. Fakat piyasa canlanmaya başladığında ben asıl anlatmak istediğimi kaybediyorum. Benim en sevdiğim dönem Hıbır'da yaptığım dönemdi. Şimdi şunun acısını çok duyuyorum: Yolda 25 yaşında biriyle karşılaşıyorum; rock müzikle alakasız bile olsa, mesela bir iş ortamında yahut bir siyasal eylemde 'Biz seni Şebek'te okuduk.' Ama benim Hıbır dönemim silinmiş!?!?

Ş.O.: Ama Aptül, onlar yetişmedi ki o döneme?

A.E.: Şebek dergisi piyasanın gereksiz yere patladığı bir dönemde, piyasa dediğim de underground müzik sanayinin birdenbire piyasa iyi gidiyor diye alevlendirdiği ve dolayısıyla samimiyetin yok olduğu bir dönem gibi geliyor bana. Bu samimiyetsizlik bana çok acı vermeye başladı, beni çok sıkmaya başladı. Ne dediğine dikkat edilmiyor; sadece imajlara dayalı bir durum yaşanmaya başladı. Dolayısıyla biz kalkıp pop düzenine imaj düzeni derken aynı şeyin benim yazı yazdığım çevre içinde olması beni çok rahatsız etti. En yakınındaki samimi bulduğunu sandığın arkadaşın kurt olmaya başladı. Şanver, bunları sen çok daha iyi bilirsin. Mesela ben o zamana kadar müzik yazarı diye bir kimlik kullanmazdım çünkü müzik yazarı demek başka bir şeydi ve biz müzik yazarı değildik. Fakat birden bire kullanmaya başladık. Örneğin ben Şanvere ilk dediğimde onun ne yazarlıkla, ne dergicilikle bir ilgisi yoktu. Benim yaptığım da buydu. Sen dinlediğin müzikten heyecan duyuyorsun ve bunu insanlara tavsiye etmek gibi düşün. Laneth dönemi de böyledir. O çocuklar dinleyici iken başlamıştır. Biz bunu genç insanlarla da paylaşmak istedik fakat birden bire genç insanlar promo-cdlerle falan karşılaştılar ben hayatımda daha bi promo sahibi bile değildim!!! Müzik git gide 2. planda kalmaya başlamıştı, sonra 3. planda kalmaya başladı ve ben iyice rahatsız oldum. Hayatta hiç pişman olduğun bir şey var mı diye sorulur ya genelde de hep 'Hiç pişman olduğum bir şey yapmadım' denir, ben söyleyeyim: 'Şebek dönemini hiç yaşamasaydım daha iyiydi'. Şebek'in samimi okuyucusu bundan rahatsız olabilir.

M.A.: Abdülkadir Elçioğlu'nu Gırgır dergisiyle tanıdım ve sevdim. Eskiokul tayfanın bildiği o dergi sayfaları altına üstüne yazdığı yazılar falan, büyüleyiciydi. Sonra Hıbır'da, o sevimli 'grup perişan' tiplemeleri falan efsanedir. Belki Aptül kendisi de o kadar farkında değildir ama benim gibi birçok insan için çok önemlidir; bunu dışavurmak bile çok zor benim için.

A.E.: Deli Kasap'ın sloganı olarak "rock'n'roll kültürü mecmuası" yazmanız benim için çok önemli o yüzden ben de o bahsettiğin sevgiyi paylaşıyorum.

M.A.: Teşekkürler Aptul... İşte o dönemlerde Aptulika'nın her dediği, her hareketi bizim için çok önemliydi; bizi hayal kırıklığına uğrattığı noktada daha da önemliydi çünkü Aptül'ü çok severdik. Şimdi Aptulika burada özeleştirisini yapıyor elbet ama şunu belirtmek lazım. Tatsız polemiklerde sen de vardın? Çağlan Tekil ile girdiğiniz polemikler falan; işte Non Serviam ile Şebek sanki iki ayrı fraksiyon gibiydi rock dergiciliği ve heavyrock dünyasında. Yani politikada da aynı şey vardır bir daha tutucu bir çizgi ve öte yanda daha özgürlükçü bir yapı. Yanılıyorsam düzelt ama sen bir taraftın o dönemde?

Ş.O.: Aptülika'nın o döneme haksızlık yaptığını düşünüyorum. Yani şimdi Şebek dönemine baktığın zaman bir yayın çıkıyor. Başında Abdülkadir vardı. Tamam; salt heavymetal, pure heavymetal diye bir imajı vardı metal içerisinde milliyetçi bir imajı vardı ama 90'larda Nirvana'yla birlikte bu müzik deforme olmaya başladı ve biz o dönemde Avrupa'da bikaç heavy metal albümü yayımlandığında "İşte bu albümler bize ışık oldu!" gibi çocuksu şeylerle çıkıyorduk, sloganlarla filan çıkıyordu bu dergi. Kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürü hareketlendirme gibi bir misyonu oluştu Şebek dergisinin. Bunlardan en çok gaz alan sendin Aptul? Ben senin bu kadar gaz almanı bir tek şeye bağlıyorum: Evet, Hıbır'daki o dönem bir daha asla olmayacak o senin köşendeki şeyler falan ama senin insanlara bir dergi yapmak sözün vardı ve bu hepimizin için bir fırsat oldu. Hasbelkader biz de girdik işin içine ama orada asıl varolan gerçek sendin. Ne Şanver'di önemli olan ne Arda idi ne de Özgür'dü. Orada bilinen tek isim Aptülika idi! Orada yapılan hataların ben de farkındayım ama ben asıl seni suçluyorum!

M.A.: Niye?

Ş.O.: Çünkü daha otoriter olsaydı onun hoşnut olmadığı şeyler ortaya çıkmazdı. Orada senin dediğin bir şey vardı: "Heyecanını paylaş." Başta herkes yazıyordu Cenk Eroğlu yazmıştı, Çağlan Tekil yazıyordu, Pentagram Cenk yazmıştı, bi sürü insan yazmıştı sen bile yazmıştın

M.A.: Ben zehir zemberek Şebek'i eleştiren tek bir yazı yazdım, Aptül de kendi köşesinde başyazı olarak yayımladıydı.

Ş.O.: Aslında Şebek dergisine bir müzik dergisi bile denilemezdi çünkü çok farklı bir konsepti, yapısı vardı ve kapandıktan sonra beni çok kızdıran bir şey vardı ve bunu maalesef deli kasap ilk başlattı; 'Şebek'in etkafalı zamanı' diyor deli kasap, buna tahammül de edemiyorum.

M.A.: Canım; o lafı pozitif anlamda da kullanıyoruz biz. İroni var orda Şanverim

Ş.O.: İyi de Mazhar o dönemde Şebek dergisinde yazmıyor muydu!? Yazıyordu, Tiamat Amca ismiyle yazıyordu. Mazhar'ın verdiği tepki saçmasapan absürd bir tepkidir.

M.A.: Şebek dergisinde yeralmış sen de dahil birçok insan deli kasap'ta da yazıyor. Dolayısıyla çok toptancı yargılara prim vermemek lazım. Benim Şebek'te sevmediğim şey ellerindeki gücü bazı yazarların istismar etmesiydi.

Ş.O.: Saxon yazısında ben de yaptım o yanlışlığı. Aptül de bir şey demedi ben de takır takır yazdıydım o yazıyı. İçimden ne geliyorsa yazdım mal gibi! Ondan sonra bazı şeylerin ben de farkına vardım. Aptül'ün mesela orda beni uyarması gerekirdi.

A.E.: Açıkçası bunun muhasebesini yapmak istemiyorum. Benim için bitmiştir. Yanlış bir dergicilikti.

Ş.O.: Değildi!

A.E.: Bana göre yanlış bir dergicilikti


SÜRECEK...

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: