SÖYLEŞİ

Ant Balci (River) Röportajı

Sinan Uluç - 30 Eylül 2006

In Spite'ın kurucu elemanlarından gitarist Ant Balcı, geçtiğimiz günlerde solo projesi olan River ile gündemimize oturdu. İnternet üzerinden paylaşıma sunduğu şarkılarını o kadar çok beğendik ki, arkadaşımız Sinan Uluç'tan Ant ile bir röportaj yapmasını istedik. Ortaya da bu keyifli söyleşi çıktı...

Öncelikle saman altından su yürütmene değinelim=River. Bu olayın geçmişini, geleceğini anlatır mısın? Yani ne zamandır kafandaydı? Ne kadar sürede her şey tamamlandı? Devamı gelecek mi?
Her şey 1 yılda tamamlandı. Pek bir gizliliği yoktu aslında, çok uzun zamandır kafamdaydı. Güneyli hard rock gruplarını hep çok sevmiştim (Monster Magnet - Lynyyd Skynyrd gibi) ve bu grupların müziğine biraz daha brutal öğeler katabilir miyim diye yola çıktım. Ortaya River çıktı. Devamı umarım gelir, gerçekten bilmiyorum ama tepkilere ve gidişata bağlı. CD satılmadığı için internetten bedava yayınlama yoluna gittim fakat sanırım o bile zor geliyor insanlara.

Şu ana kadar aldığın tepkiler ne durumda peki?
Gayet güzel, sadece bir web sitesi "bu tür müziği Türkiye'de görmek istemediklerini" belirten bir beyanat verdi. Beni de msn'de engelledi. Çok ilginç bir durumdu, bir iki saat içersinde düşman oluverdim. Onun dışında gayet iyi :)

Nedir o olay? Kim yaptı bunu, hangi site?
Yok, boş ver, site yazarlarının kendilerine madalya taktıkları bir site olduğunu söyleyeyim. Cidden madalyaları var :)

Hahaha, neyse zorlamayacağım daha fazla o zaman. In Spite' da zaten birçok şeyi sen yapıyordun, bu solo projenin tam olarak başlangıç noktası nedir? Yani tam olarak ne oldu da "Evet, yarın başlıyorum" dedin? Bir de bestelerin tamamlanması da bu bir yıla dahil sanırım?
Bilmiyorum, aklımda bir şey varsa, "Neden şimdi başlamayayım ki?" diye soruyorum kendime. In Spite'ın yorucu 2.albüm kayıtlarını da tamamlamıştık, onu da kafamdan atıp bu projeye odaklandım. Aslında ben de bu projenin tam olarak nereden çıktığını seninle beraber kendime soruyorum şu an. Besteler ve sözler 3 ay içinde bitti aslında ama yoğunluğum yüzünden hayata geçirmek bir 9 ay daha aldı. Bazı şeylerin detayları ana hatlarından çok daha fazla uğraş gerektirebiliyor.

Yoğunluğun demişken, şu an Stüdyo Negatif'i işletmek dışında bir uğraşın var mı? Hani okuldur, meslektir vs...
Okul bitti sayılır (hala "sayılır" yalnız).  Müzik ve stüdyo dışında bir uğraşım yok. Geri kalan vaktim de ailemle geçiyor. Geleneksel Türk El Sanatları'nda okuyorum güya. Halı kilim ve eski kumaş desenler ana sanat dalı... Gülme!

Yok gülmüyorum, şeyi soracaktım zaten, en sevdiğin desen hangisi? Hahaha
"Eli belinde motifi!!" Hadi bakalım!

Ooo, iyi giydirdin :) Bu River projesinde en çok hoşuma giden olaylardan birisi de şarkıları simgeleyen fotoğraflar oldu. Bir kere çalışmalar çok başarılı, insanın baktıkça bakası geliyor. Bu fotoğraf olayının detayları, çıkış noktası nedir?
Pink Floyd albümleri... Açık ve net. Pink Floyd da müthiş albüm kapaklarında o albüm konseptine yakın imgeler kullanır ve başarılıdır. İnsanı müziği görüntülerle dinlemeye zorlar. Pink Floyd da dünyanın en büyük grubu olduğu için -Bunu hepimiz biliyoruz değil mi?-  ve hayranlığımdan dolayı bu fikri çaldım.  Bu fotoğraflar, dünyanın farklı köşelerinden fotoğraf sanatçılarının çalışmaları. Onlarla iletişime geçtim ve projeyi anlattım. Maddi bir çıkar söz konusu olmadığını söyledim ve yayınlanması konusunda bir problem çıkarmadılar.

Güzel, "Lay Me On Your Breath" ve "Closed Curtains" en sevdiğim parçalar oldu. En iyi fotolara sahip parçalar da onlar bence. Senin favorin hangisi?
Benim favorim "Never To Forget".

O da iyi aslında ama "Closed Curtains" zirveye oynar bence. Seninle In Spite'ın şarkı sözleri hakkında konuşmuştuk, C.Schuldiner ve E.A.Poe'dan etkilendiğini söylemiştin. Grubun sözleri dış dünyada olup bitenlere çok sert tepkiler şeklindeydi. Bu sefer sözler daha bir içsel duruyor. En azından şarkı isimleri öyle.
Evet, bu sefer hiç çekinmeden tüm sözleri kendimle ilişkilendirdim. Son derece serbest hissettiğim için böyle oldu. Ortaokulda girdiğim kavgadan, beni ilk aldatan kıza, 30'lu yaşlara yaklaştığım şu günlerdeki kaygılarıma kadar bir çok şeyden bahsettim. Sözlerin oldukça samimi olduğunu düşünüyorum. Tümüyle hatıralarıma kaygılarıma ve mutluluklarıma dair, In Spite'a nazaran oldukça yüzeysel fakat çok daha candan olduklarını düşünüyorum.

Ben bu tarz sözleri yüzeysel bulmuyorum. Kişinin iç dünyası ile ilgili yazdıkları şeyler beni daha çok ilgilendiriyor hatta. Ortaokul kavgalarını anlatan şarkı "Junkies In The Junkyard"mı? :)
Hayır, o olayları anlatan şarkı "Never To Forget". "Junkies In The Junkyard" biraz daha masalsı bir şey. Hurdalıkta yaşamlarını sürdüren iki insan hakkında o. Hurda tepelerini krallık olarak, vincin tepesini de tahtları olarak gören bir kral ve kraliçesinden bahsediyor.

River söz konusu olunca, internetle ilgili bir soru sormak zorundayım haliyle. Projenin daha başındayken mi böyle bir karar almıştın yoksa her şey bittikten sonra "Aslında böyle yapsam daha iyi olur" mu dedin?
Aslında 1 yıldır aklımda bu. Türkiye'deki grupların hali, cd satış rakamları, yapım firmalarının gruplara yaklaşımları, mp3 patlaması tüm bunlar beni çok derin bir umutsuzluğa itti. Ben de en sonunda en mantıklı şeyin teslim olmak olduğunu düşündüm. "Buyrun alın, siz yapmadan korsanını yaptım bile!" diyip internetten sundum hepsini.

Ama daha çabuk tepki almak gibi küçük de olsa bir artısı yok mu sence? Yani internetten yayma fikri olmasaydı şu ana kadar aldığın tepkiyi yine alır mıydın sence?
Bence alırdım, çünkü In Spite ile ciddi bir geçmişimiz var. Aynı tepkiler daha uzun zamanda belki ama yine de gelirdi diye düşünüyorum ama emin değilim. Denedik işte, bakalım ne olacak. In Spite için de aynı şeyi düşünme olasılığımız var. Buna karar vermek için erken, fakat olabilir. River'ın getirdiklerini ve götürdüklerini hesap edip –paradan bahsetmiyorum- bir karar vereceğiz.

Emin değilim ama ben elimdeki cd'yi discman'e koyma taraftarıyım.
Ben de. River bunun bir deneyi olacak. Birçok grup için de referans olabilir bu sonuçlar.

Demir Demirkan da bu tarz bir şey yapmıştı sanırım, ya da yapacaktı. Tam takip edememiştim.
Şarkı başı 1 ytl' ye download'a açtı şarkılarını. Demir Demirkan'ın yaptığı daha farklı bir olay.

In Spite'a dönelim. Grubun şu anki beste durumu nedir? Ya da bu soru için çok mu erken?
Evet, çok erken fakat çok ama çok şaşırtıcı bir albümle geliyoruz. O kadarını söyleyeyim. In Spite fanlarını ikiye bölebilecek bir durum söz konusu.

Çok sansasyonel oldu bu şimdi... Dur tahmin edeyim grind yapacaksınız yeni albümde?
Yemek kitabı basacağız albüm yerine, Onur Usta'dan tatlı tarifleri!

E tamam grind yapacaksınız yani? Hehehe. Konu In Spite'a gelmişken, konser olayına değineceğim. 12 Kasım'da Ketum ile bir konseriniz var ve 2. albümden sonra yanılmıyorsam bu ikinci konseriniz olacak. Bunun sebebi nedir?
Hayatlarımızın git gide zorlaşması, askerlik, işe girme ve para kazanma kaygısı vs... CD'lerimiz yüz binler sattı da mı konser vermedik? Ya da konserler verdik de mi CD'lerimiz yüz binler satmadı?

Aslında haklısın, kaldı ki İzmir gibi bir şehir söz konusu...
E yani...

Sonuçta İzmir'in en popüler ve en kaliteli stüdyolarından birine sahipsin, İzmirli gruplar hakkında neler düşünüyorsun? Geleceği parlak olan gruplar, prodüktörlük düşündüğün yeni gruplar falan bahseder misin?
Bir yıl önce bu soruya pek olumlu yanıt veremezdim ama şimdi açıkçası biraz daha umutluyum. Geleceği parlak gruplar var. Hemen aklıma gelenler Prime Object, Erythrocyte (isminden emin değilim) Dawnfall. Aslında Dawnfall umut vaad etme kısmını geçti, alır başını yürür artık. Sonra Stoutchild isimli Manisalı bir power metal grubu var. Grup elemanları enstrümanlarına hakim ve sağlam besteleri var. Onlarla kayıt çalışmalarına  Aralık – Ocak gibi başlamayı düşünüyoruz.

Ölü İzmir için ne diyorsun? Kemancı mesela, kapanıyormuş o da
Kemancı ne yazık ki kapısının önüne diktiği laftan anlamaz orangutanlar yüzünden kapanıyor. Ne zaman konser olsa herifler bir kaç kişiyi temiz bir dayaktan geçiriyordu. E kapanır haliyle. Onun dışında İzmir mutlu rehavet memleketi, pek de lafa gerek yok.

Peki, o zaman itiraf et, hiç İstanbul'da olsaydım, grubum da İstanbul olsaydı dediğin oldu mu kendi kendine?
Asla, hayatta dilemem bunu! Sevmiyorum İstanbul'u. Karanlık, kalabalık, kaba ve görgüsüz. Daha ne diyeyim? Fakat "Ankara" demişliğim oldu. 2003 RS dönemlerinde bunu dilemiştim. Oradaki ortam, hareketlilik çok iyiydi. Hala da öyle sanırım.

Gerçi son yazılanları okuduysan eğer, herkes bir ölülükten şikayetçi olmuş son Rock Station olayından sonra.
Evet ama İzmir de "şu günlerde" biraz daha aktif değil mi sanki? Tamam konser falan belki olmuyor o kadar ama, söz konusu üretimse, son bir yılda 4 albüm çıktı bu şehirden. Bu hiç de az bir sayı değil. Bu arada İstanbul istediğin her şeyin olduğu bir şehir, istemediğin her şeyin de olduğu bir yer ama. Bu yüzden İzmir diyorum.

İstanbul kaba evet, görgüsüz ve kasvetli evet ama ben İstanbul'u değişmem İzmir'e. Neyse, son olarak söylemek istediğin bir şey ya da sansasyonel bir açıklaman var mı? :) Onu da alayım da bitirelim.
Tahriklere gelmeyeceğim ama Bayburt'tan adam çıkmaz mesela! :) Bu güzel muhabbet/röportaj için teşekkür ediyorum. Sağ ol...



River'in resmi web sitesi: www.river-project.com



 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: