MÜZİK ÖTESİ

Zühtü Bayar: "İyi Yaşadı"

Murat Arda - 27 Mart 2011

Zühtü Bayar öldü demek, ne kadar saçma!

Hayır, bunu kabul etmiyorum. "Zühtü Bayar Öldü." Bu ne saçma bir ibare.

Sizlere soruyorum, Zühtü agabeyi tanıyanlar:

Zühtü Bayar öldü mü daha gerçekçi yoksa "Zühtü Bayar İyi Yaşadı" mı?
 
"Karaciğerim hasta lan sarı", diyordu mesela.

"E Zühtü baba o elindeki rakı ne o zaman!?"

"Rakı yoksa, öleyim daha iyi lan!"
 
Zühtü Baba'yı tanıdığımdan beri hep aynı; "Gene karaciğerim kötü Murat!!!" ama hep elde rakı, hasta karaciğere inat; yüzünde hep o muhteşem Ortadoğulu gülümseme ve kafasında her daim devrimci yıldızlı bere!
 
Senin arkadaşın olmak benim için bir şerefti Zühtü abi.

Son zamanlardaki ve belki de tüm zamanlardaki en iyi arkadaşlarından biri olan Fatoş, sürekli bana ondan haber getiriyordu.

"İyi" diyordu hep sevgili Fatoş. "Gayet iyiye gidiyor durumu."

...

"İyi yaşadın Zühtü Bayar, seni gülümseyerek uğurluyorum!"
 
Not: Aşağıdaki yazıyı 2001 senesinde kaleme almış ve deli kasap mecmuasının 2. sayısında (Ağustos 2001) yayımlamıştım. Güzel insan Zühtü Bayar'a veda ederken, bu yazıyı tekrar paylaşmaktan onur duyuyorum:
 
FİLLER MEZARLIĞI'NDA YAŞLI BİR ROCKER
 
"Neyse, olmadı. Hindistan'ı sadece filmlerde ve kartpostallarda görmeyi sürdürdüm. Ama günün birinde oraya gideceğimi kesin olarak biliyordum. Çünkü orada beni çeken, ne olduğunu bilmediğim bir şey vardı ve ben o şeyi gidip, arayıp, bulmalıydım. Yoksa mutlu olamayacaktım. Bu durumu yeryüzünde sadece ve sadece iki insan anlayabiliyordu ve bunlardan biri Marianne ise öbürü de Ira'ydı. Onlar çok iyi biliyorlardı ki, benim alın yazımda Hindistan yazılıdır..."
 
Zühtü BAYAR
 
Zühtü Bayar:

Seneler önce bir geceyarısıydı. Daha 19 yaşındaydım ve dünya şu an algıladığımdan çok farklıydı benim için. Kemancı'dan içeriye adımımı atar atmaz çoğunluğu onlu yaşlarını sürmekte olan kalabalığın arasından onu farketmiştim: Yaşlı bir adam, kafasında Che beresiyle D.J.'e sesleniyordu: "Adnan!.. Anthrax çalacaktın!!!" Etrafıyla kesinlikle ilgilenmeyen, salt müziğe ve sürekli içmekte olduğu rakısına odaklanan bu ilginç adamı bir yerlerden gözüm ısırıyordu. Onu izlediğimden habersiz, müziğin ritmiyle sallanan bu kişiyi Express dergisi'nde gördüğümü hatırladım. Bu adam 50'li yaşlarını aşmış, bilim kurgu yazarı ve komünist Zühtü Bayar'dı. Ama hepsinden önemlisi, Türkiye'nin en yaşlı Heavy-Metal hayranıydı. Hemen gidip tanıştım bu sakallı ilginç adam ile. İşte Zühtü Bayar ile dostluğumuz, böyle bir Kemancı akşamında başladı.

Zühtü Bayar'ı çağdaşı yazarlardan ayıran en önemli özelliği Rock müziği inceleyerek içselleştirmesi ve bunu sol dünya görüşüyle sentezlemesidir. Zühtü Bayar her platformda Rock müziğinin önemini vurgulamıştır. Onun en önemli esin kaynakları, Beat hareketi, Cyber Punk'lar ve heavy metal'dir. Zühtü Bayar 1965'de 'Oturum' dergisinin, 68'de 'Türk Solu' gazetesinin sanat sayfalarını yönetti. 1972'de 'Yeni Ortam' gazetesinin kuruluşuna katıldı ve uzun bir süre bu gazetede editörlük yaptı. (Bu arada bende yıllar sonra onunla aynı dergide -İnsancıl- yazı yazma onurunu yaşadım-Mur.) Nazım Hikmet üzerine araştırmalarda bulunan Zühtü Bayar, benim asıl üzerinde durduğum, 'Filler mezarlığı' adlı hippy-kurgu romanını 1991 yılında Stüdyo İmge yayınlarından çıkardı. Roman 60'lı yılların Sultanahmet hippy ortamlarının, esrar partilerinin, guzel avrupalı kızların, LSD'lerin etrafında dönüyor. Zühtü Bayar dönemin atmosferini aktarırken bildik klişe olumsuz unsurları kullanmamış. Tam tersine, bizzat yaşadığı beat felsefesinin olumlu taraflarını akıcı bir üslupla vermeyi başarmış:
"Kendisi gibi bir meyhanecinin oğlu olan Baba Yorgi, aşağı yukarı yirmi beş yıla yakın bir zamandan beri burayı işletiyor, hipilerle uluslararası gezi yapan öğrencileri burada ağırlıyordu (...) Kimler gelip geçmemiştiki bu restorandan... 1964'de ayaklanan ve 68 Paris öğrenci hareketinden sonra civcivlenen ilk hipi kuşağının Hindistan yolcuları, gerçek kimliğini gizleyerek dünya turuna çıkmış ünlü yazarlar ve sanatçılar, Hesse'nin büyüsüne kapılıp yollara düşenler, lejyon kaçkınları, Mafioso'nun ikinci derecedeki adamları hep buradan geçmişlerdi..."
Sol adına o dönemde yapılan saçmalıkları (Bir greve destek vermek amacıyla gelen Cem Karaca'nın uzun saçlı olduğu gerekçesiyle dışlanması gibi) düşündükçe Zühtü Bayar gibi insanların değerini anlamamız gerekiyor. Zira O (en son hatırladığım kadarıyla) Evrensel ve İnsancıl gazetelerinde yazı işçiliğine devam ediyorken uzun saçlarına karışacak puriten solcular ortalıkta görünmüyor. (Tabi Şahin Alpay'ların, Hadi Uluengin'lerin dolaştıkları plazalarda uzun saçlı varmıdır, bilemem...)
Zühtü Bayar övünerek şunu söylüyor: "Türk edebiyatına "esrar'ı" ve "rock n roll'u" sokan ilk yazar benim." 
Zühtü Bayar:

Eh, diyecek bişey bulamıyorum Zühtü abi, alın yazında yazmışsa... Bu arada tesadüfe bakın, Zühtü Bayar, ben bu yazıyı kaleme aldıktan sonra bir kitap daha yayınladı. 'Sahte Uygarlık' adındaki soneseri sosyo-politik içerikli bir serüven niteliğinde. Kitap İnkılap Kitabevi'nden çıktı.
Yapıtları:
Eğitim sorunlarımız (1964), Nazım Hikmet üzerine (1967), Yazdık Nazım Nazım diye (1974), Yazıları (1976), Zaman aynası (1980), Filler Mezarlığı (1991) ve Sahte Uygarlık (2001)
 
Bir de, yine sevgili arkadaşım, Metin Demirhan'ı anmadan geçemeyeceğim. Zühtü ağabey de Metin Demirhan da gerçek birer DeliKasap idi. Oluşumumuzdaki emeklerini unutmayacağız.
 
Aşağıda verdiğim bu linkteki yazı da, hem Zühtü Bayar'ın Metin Demirhan arşivindeki karikatürleri içermesi açısından hem de Metin kardeşimizi de hatırlamak açısından çok güzel bir çalışma:
 
http://mavimelek.com/manyak_savasci.htm

 
Görseli ise "aynı geminin mürettebatı" bir başka güzel insan Güven Erkin Erkal'dan aparttım. Ona iyi bakacağız! Duydun mu Güven!?


Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: