MÜZİK ÖTESİ

Ya Sonra?

Ergül Akyürek - 21 Nisan 2012

Ya Sonra?

(kazadan önce Pripyat )

"Kiev şehrinin 130 km kuzeyinde Pripyat Nehri kıyısında, 25.000 nüfuslu Çernobil kasabası ile 10.000 nüfuslu Pripyat kasabası arasındaki nükleer santral, 25 Nisan 1986 da reaktörlerden birinde yapılan deney sonucunda 26 Nisan 1986 saat gece yarısı 1:00'da deney sırasında güvenlik sisteminin devre dışı bırakılması ve peşi sıra yapılan hatalar sonucunda patlamıştır. Bu kaza, 20. yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olarak anılmış, etkileriyse o günden bu güne kadar hala devam etmektedir "

Ya Sonra?

Bugün internette nükleer santrallerle ilgili bir araştırma okurken, yazı beni internette derin arayışlara soktu ve "Arayan bulur." hesabı ilgimi çeken bir site ile karşılaştım. Belki aranızda bu siteyle daha önce karşılaşmış olanınız vardır; olmayanlar içinse, sitenin sahibi Elena, tam bir motosiklet tutkunu, motoruyla gezmekten çok hoşlanıyor, gezileriniyse bu sitede paylaşmış. Ama bu geziler pek de benim bloğumdaki gibi gezi yazıları değil. Elana, Çernobil'de yasamış ve bölgeyi daha sonraki yıllarda düzenli olarak ziyaret edip gördüklerini hem fotoğraflamış hem de deneyimlerini web sitesinde paylaşmış. Aslında yazılarına ve fotoğraflara bakınca hem deneyimlime isteği duyuyorsunuz hem de bazı karelerde kendinizi korku filminde gibi hissedebiliyorsunuz, gerçekten çok etkileyici… Tabi okurken yazılar zihnimdeki toz bulutunu kaldırıp, beni o yıllara götürdü. Yaşım itibariyle patlamayı hatırlamıyorum ama sonraki yıllarda insanların dillerinden düşmeyen - etkileri sonraki yıllarda çıkacak- "Yediklerimiz içtiklerimiz zehir." söylemlerini hatırlıyorum bir de aklımda kalan bir kare var, annemlerin bir arkadaşının kızının gülüşü… Küçük kız normal çocuklara benzemiyordu, kafası vücuduna göre oldukça büyüktü… Bir gece amcamlara gelmişlerdi. Büyükler ona üzüntülü gözlerle bakarken, biz çocuk bakışlarımızla, ilk başlarda "NEDEN?" ile başlayan cümleler kursak da, büyüklerin o yıllarda sessizliğinin çok şey anlattığını anlayamadığımız için, yanıt gelmeyen sorulardan sıkılıp, küçük kızı güldürmeye çalışmıştık, elinden yasama hakkinin alındığını bilmeden bizim yaptığımız garip hareketlere gülüyordu… Bu onu ilk ve son görüşümdü, zaten bir kaç ay içinde ölüm haberi gelmişti. Sonra tabi her şey devam etti sanki o kaza hiç olmamış, ölenler ölmemiş, zarar gören çocuklar hiç doğmamış gibi bizler hayatlarımıza devam ettik. Kimimiz olduğumuz yerden ses çıkardık; ama duyulmadı, kimimiz ortalıkta ses çıkardı ama dinlenmedi, kimimizse her şeyi unutup ders, almaktan korktuğumuz için, aynı reaktörün çelik bir lahde gömülmesi gibi etkilerini derinlere gömdük. Ama üzgünüm 1986'da bu kaza gerçekleşti, insanlar ve doğa büyük zararlar gördü… Peki kazadan sonra neler oldu, o kazanın olduğu terk edilmiş yerler ne durumda? İşte onu da Elena anlatıyor:

Ya Sonra?

"Ukrayna dilinde Çernobil bir çiçek ismidir, pelin çiçeği. Bu çiçek buradaki insanları korkutur, çünkü burada pelin çiçeği İncil'de geçen bir kıyamet alametidir: "8:10, üçüncü melek borazanını çaldı. Gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü.", "8:11, Bu yıldızın adi Pelin'dir. Suların bir kısmı pelin çiçeği gibi acılaştı. Acılaşan sulardan içen bir çok insansa öldü." Radyasyondan kaç kişi öldü bunu bilen yok, tahmini rakamlar olsa da maddi kayıpları belirlemek daha kolay. Açtığı etkiler göz önünde bulundurulursa son ölü sayısına kadar gerçekte kaç kişinin öldüğü asla bilinemeyecek. Olay yerine ilk giden itfaiyeciler olay yerine gidene kadar normal bir yangını söndüreceklerini düşünseler de, karsılaştıkları manzara hiç de öyle olmamış bir daha evlerine dönememişler. Likidatörlerse radyoaktif kirliliği temizlemek için görevlendirilmiş askerlerdi; ama çoğuna koruyucu kıyafetler sağlanamadı. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kaldılar, bu terk edilmiş, cehenneme dönmüş, bölgeyse şimdilerde hayvanlar için rahat yasayabilecekleri bir yasam alanı haline dönüşmüş, kimse onları avlamadığı için sayıları oldukça artmış, tabi radyasyonun onları nasıl bir genetik yapıya soktuğu, güvenli bölgeyle ilişkileri tam olarak bilinemiyor. Pripyat, yani hayalet kasaba ise patlamanın olduğu yere 4 km uzaklıkta. 1986 yılında burası yeşil, modern bir yerdi. İlk girişte burası hala yaşanılan bir yer olarak görünse de bir binanın üzerindeki şu slogan "Lenin'in Partisi Bizi Komünizmin Zaferine Taşıyacak" sanki bize, zamanın burada durduğunu anlatıyor. Kasabadaki sessizlik ise insanin kendisini dünyada tek başına gibi hissetmesine neden oluyor. Sonraki yıllarda buraya turistlik gezi düzenlense de insanlar sessizlikten rahatsızlık duymuş ve hemen buradan ayrılmak istemişler. Priyat'tan ayrılıp motorumla kuzeye, Beyaz Rusya'ya yöneliyorum.

Burası ayrı bir ülke; ama radyasyona, vize uygulaması konulamıyor. Bundan dolayı da kazadan en çok etkilenen yerlerden biri de Beyaz Rusya. Yollarda, doğanın insana ait olan şeyleri nasıl da yok etmeye başladığını görüyorsunuz, birkaç yüzyıl sonra insana ait hiçbir kalıntı kalmasa da buralarda hala radyasyon olacak. Burada doğa gerçekten çok güzel, çok zengin; ama ne suyunu içmeye ne de ağaçtan bir meyve koparmaya cesaret edebiliyorsunuz. Bazı yerlerde ise insanlar yasadıkları yerleri terk etmek istememiş ve "Ölürsem kendi topraklarımda öleyim." diyerek büyük bir cesaretle burada kalmışlar; ama onlardan mutluluk hikâyeleri beklemeyin, insanlar yaşlı, yorgun ve mutsuz. Kazanın en kötü yanıysa çocuklar. Kazadan sonra doğan çocukların fotoğrafları kazanın boyutunu gösterse de yetkililer kazadan önce de bu tür çocukların doğduğunu, nedeninin alkol ve uyuşturucu olduğunu söylüyorlar. Ama kim ne derse desin yaşananlardan sonra onlar asla normal bir çocuk olamadı. Uğradığım kasabalardan birisi de Poleskoye kasabası. Kasabanın eski isminin anlamı, "Mezara yakın." demek. Bu kasaba Moğol istilasından, büyük kıtlıktan ve savaşlardan çıkmış; ama Çernobil'den aldığı büyük doz onu yavaş yavaş öldürmüş, şu ansa eski adının kaderini yasıyor. "

Ya Sonra?

Benim yazdıklarım, sitede okuduklarımın ufak bir derlemesi. Siteye girdiğinizde, yazıların sadece bir gezi yazısı olmadığını, aynı zamanda bilimsel olarak yapılan değerlendirmelerin de olduğunu göreceksiniz. Elena'nın sitesi, 2004 yılında dünyada en çok ziyaret edilen internet sitesi olmuş. Tabi ki övgüler almasının yanı sıra birçok yerden tepkiler de almış ve yazdıklarının doğru olmadığı söylenmiş. Ama bugün hala -ben dâhil- bu siteyi yeni keşfedenler, bu yol hikâyesini okuyanlar var. Umarım birçoğunuz bu siteyi benden önce bulup okumuşsunuzdur. Siz de benim gibi yeni karsılaşıyorsanız, biraz zaman ayırıp o gün ve sonrasında yaşananlara bir göz atmanızı tavsiye ederim. -ki sadece fotoğraflara bakmak bile işin ciddiyetini anlamaya yetiyor- Unutmamalıyız ki var olan bir şeyi derinlere gömsek de o, hep orada… Yaşadığımız hiçbir şey, o gün orada yaşanıp bitmiyor. Etkileri görünmez bir güç gibi devam edip her gün birilerinin kapılarını çalıyor. Umarım bir şeylerin farkına varmak için kapınızın çalmasını beklemezsiniz. Çünkü hayalet kasabada kapıların hiçbir önemi yok.

Ya Sonra?

NOT: Şunu belirtmek isterim ki nükleer enerji konusunda herhangi bir eğitimim yok, bilimsel herhangi bir açıklama yapamam; ama elimden geldiğince araştırmaları takip ediyorum. Belki bu kaza 25 yıl önceki teknolojiyle yapılan bir deney sonucu oluşmuş olabilir; ama en son Fukuşima'da yaşananlar bize dünyanın her an risk altında olduğunu gösterdi. Elena` nın yazısında çarpıcı bir cümle vardı: "Radyasyona vize uygulaması olmuyor." Ne yazık ki ülke politikaları sadece o ülkeyi, orada yaşayan insanları etkilemiyor; tüm dünyayı, tüm insanlığı, tüm doğayı etkiliyor… Yazımın başında bahsettiğim küçük kızın, o dönemde, o şekilde doğmasının nedeniyle ilgili elimde kesin bir bilgi yok, bildiğim kadarıyla bu konu üzerine tam bir araştırma da yok. Ama o dönem, o bölgede doğan çocuklarla hemen hemen aynı belirtileri taşıdığı ve zihnimde yer ettiği için, hem yazımda anmak, hem de o yıllarda evlerimizde oluşan sessiz korkuyu ifade etmek istedim.

- Elena'nin yazilarina göz atmak isterseniz, Türkçe dahil bir çok dilde çevirisine, şu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.elenafilatova.com

- Fotoğrafları Elena'nın sitesinden ve Çernobil Projesi'nin yer aldığı

"http://www.26-04-1986.com" adresinden aldım. 

Ya Sonra?

Ya Sonra?

Ya Sonra?

Ya Sonra?

Ya Sonra?

Ya Sonra?

(Çernobil Projesinden)



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: