MÜZİK ÖTESİ

Uni-rock'tan Wacken'a, Faith No More'dan Leonard Cohen'e "Benim Konserlerim" (1)

Murat Arda - 24 Ağustos 2009

Bu yaz inanılmaz bir konser maratonu yaşadık. Almanya-Türkiye hattında dünyanın en büyük heavy-metal organizasyonu Wacken'in 20. Yıl kutlamalarına kadim dostlarım Burak İzmirlioğlu, Umit Bozkurt ve Serpil Kutay ile katılırken Wacken adındaki bu şirin Alman Kasabasında çok iyi vakit geçirip harikulade dostlar edindik. Almanya'ya yolculuğumuzun hemen öncesinde ise belki de ileride Türkiye'nin Wacken'i olmasını umut ettiğimiz Uni-rock Festivalinde eski yeni tüm Deli Kasap dostlarıyla kurtlarımızı döküp adeta Wacken festivalinin provasını yaptık. Hamburg maceralarımızın hemen ertesinde soluk kesmeden yurda döndüğümüzde ise bambaşka heyecanlar bizi bekliyordu: Leonard Cohen; dünyanın yaşayan en büyük ozanlarından bu dev müzisyen ve deneysel metal'in küllerinden doğan prensleri "Faith No More"u biricik şehr-i İstanbul'umuzda ağırlayacaktık!!!

Şu anda bile tüm bunlar gözümün önüne tekrar geliyor ve tüylerim diken diken oluyor...

Uni-rock Festivali bu sene pek çok açıdan başarılı geçti. Öncelikle hala ve ısrarla "metal festivali" düzenlemeye devam eden başta Özgür Sevinç ve Adil Akbay olmak üzere Uni-rock Festivali düzenleyicilerinin saygı duymamıza neden olan "inatlarını koruyabilmeleri" önemliydi. Ülkemizde bir çok festival katılımcısının kafasını taktığı ve eleştirdiği bazı meseleler, bu yıl da popülerliğini korudu ve konser sonrasında yapılan değerlendirmelere bakınca çoğu yerde grupların müzikal performansından daha çok aşağıdaki mevzuların dile getirilmesi çok da şaşırtıcı değildi:

"Tişörtlerde logo neden yok?"

"Bira kuyruğu var, neden?"

"Türk kızları neden çirkin?"

"Iron Maiden neden gelmiyor?"

"Tuvaletler bu kadar iğrenç olmak zorunda mı?"

Bazı eleştirilerin haklı olduğunu kabul etmekle birlikte, Deli Kasap dergisi çevresinde toplananların genelde düşünceleri aşağı yukarı aynıydı: Bağımsız medya olarak zorluğunu paylaştığımız ve karşı karşıya olduğumuz bir realite var;  'sponsorsuz, kısıtlı imkanlarla bu işlerin zor olduğu' meselesinden bahsediyorum arkadaşlar. Bunu bin senedir insanlara anlatmaya çalışıyoruz, "para çok önemli bir aşköldürücüsüdür".

Ülkemiz insanları kültür tüketicisi değildir. İnsanlarımızın maalesef kültürel harcamaları çok sınırlıdır ve günümüz ekonomik şartlarında giderek yoksullukları artmaktadır. Festival kültürü Türk dinleyicisi için yeni bir kavramdır. Türk-İslam toplumunda festival, kadın ile erkeğin bir arada olduğu sosyal ortamlar geleneksel olarak varolagelmiş değildir; bugün Üni-rock'a giden bir çocuğun ebeveyni bu müziğin öncüllerini sahnede izlemedi çağdaşı Frenk çocuklarının ebeveynleri gibi ve işte başta heavy-metal konserleri olmak üzere festivaller ve tüm bu kültürel, eğlence anlayışlarımızdaki geriliğimizin altında işte bu "köksüzlük" meselesi yatmaktadır.

Birçok psikolojik, ekonomik, sosyolojik sebep-sonuç ilişkisi taşıyan bir mevzuda tüm bu verileri hesaba katmadan "abi bi gavurların festivaline bak bi bizimkine" kolaycılığına kaçmamamız gerekir diye düşünüyorum. En azından yaşanan tüm olumsuzlukları organizatörlere mal etmek vicdanen kabul edilebilir bir durum değildir. Bu noktada "müzik medyasından" olduğumuz için taraf olduğumuz ve politik davrandığımız kimilerinin aklından geçebilir buna da bir açıklık getirmek gerektiğini düşünmekteyim.

Önce kişisel olarak, sonra da Deli Kasap dergisini temsilen şunları söyleyeceğim:

-Bizim kimseye eyvallahımız yok. Bağımsız bir müzik dergisi üretmenin en büyük ve belki de tek getirisi budur; kimsenin çanak yalayıcılığını yapmadan inandığınız şeyi yapmak, doğru bildiğimiz şeyleri dile getirmek.-

...

Deli Kasap rock 'n' roll kültürü mecmuası, Türkiye dergicilik tarihinde ilk defa sınıfsal açıdan rock müziği ele alan ve başta rock, metal, punk ve tüm alternatif müzikler olmak üzere 'agresif müzik' olarak niteleyebileceğimiz alt-kültürlere şimdiye kadar hep burjuvazinin çizdiği sınırlarda "rock'n'rollculuk oynayan" egemen medya şarlatanlığının tam aksine; işçi sınıfının (çalışan insanların) penceresinden bakan bir oluşumdur ve sadece müzik değil dünya olaylarını yorumlarken alacağı tek kıstas 'vicdan'dır. Bu anlamda seksenlerden bu yana yine aynı medya tarafından karikaturize edilen ve "olması istenen rockçı" imajına teker sokmaktan ve ezber bozmaktan gayet memnundur. (Deli Kasap üyelerinin büyük çoğunluğu en az bir sivil toplum kuruluşuna,  legal Marksist bir partiye ve/veya benzeri toplumsal muhalafet örgütlerine üyedir). Dolayısıyla yapılan bir güzelliği övmek yahut yanlışı yermek hususunda kimseye gebe olmamamız bize gerçeklerle olan temasımız konusunda büyük avantajlar sağlamaktadır.

...

Buradan hareketle, bir sonraki yazımda, başta yeraltı (underground) konser organizasyonları ve "alternatif" festivaller olmak üzere "kültür tüketimine" yönelik iş üretmeye çalışan insanları bu toplumun Don Quijotte'leri olarak gördüğümü tekrar vurgulayarak konuyu açmaya çalışacağım. Şimdi ise Leonard Cohen'in Londra konserini izlemek zorunda olduğumdan yazıma ara vermek durumundayım (Leonard Cohen İstanbul konseri izlenimlerimi ve Hürriyet Turkish Daily News' in benimle yaptığı (?!?) muhteşem röportajla (?!?) ilgili değerlendirmemi de yine bir sonraki yazımda okuyabilirsiniz).



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: