MÜZİK ÖTESİ

ÜLKE SİNEMALARINDAN - 1

Rayzan Başeğmez - 21 Kasım 2008

"KONTROLL"           

 

Bir metroda görevli, bilet kontrolörlerinden oluşan bir ekibin başına gelenlerin 105 dakikalık anlatımı diye bir film tasarlansa konu eğrile büğrüle nerelere giderdi kimbilir. En başta filmin atmosferine karar vermek gerekiyor tabi. Her ne kadar şimdiye dek metro fonundaki filmlerde eğlenceli bir atmosfere rastlayamasak da Yeraltı (Subway-Luc Besson) milatlı modern yaşam metro kasvetinin ileri düzey bir örneği olarak karşımıza çıkıyor Kontroll.

 

Budapeşte metrosunun olası en kasvetli ve tedirgin edici atmosferini yaratmayı başaran film ekibi, yönetmen Nimrod Antal'ın liderliğinde filmin başına özel bir açıklama konmasını gerektirecek denli bir "metroya girememe" korkusuna neden olabilecek tuhaf bir klostrofobi yaratıyor filminde.

 

Filmin başrolünde bilet kontrolü yapan bir ekip var. Bu ekipte herkes kendine özgü karakterler olarak belirginleşirken, karakterlerin iç dünyası ile yaşam biçimleri -hatta zaman zaman- geçmişleri, minik sahneler olarak veriliyor ancak film tümüyle metroyu biletsiz kullananlarla bu kontrolör ekibin didişmesi üzerine kurulmuş. Yer yer absürdlüğün özünü bile aşan abartıların doruklara çıktığı sahnelerde bile filmin atmosferindeki kasavet, seyircinin gülmesini oldukça zora koşuyor. Film, bu bağlamda sinemasal yapı anlamında çok özel bir yere sahip.

 

Metronun bütün grafik olanaklarının temel alındığı fotografi, filmin temel görselliğini oluşturmuş. Dünyanın hangi metrosuna giderseniz gidin keskin grafik öğeler konusunda cömert tasarımlarıyla ön plana çıkar bu yapı ve belki bir kolaylık olarak da görülebilir ama filmin ana örgüsünün bu malzemeden oluşturulması sinemasal yetenek isteyen bir durum.

 

Sinematografinin neredeyse hiç üzerinde durulmadığı, özellikle bir sinemasal anlatım biçimi için üzerinde kafa yorulmadığı belli olan film, birbirinden bağımsız gibi görünen bir çok kısa filmden oluşmuş yapısıyla ilerlerken, seyircinin kendi kendine olayları bütünlemesi ilginç bir deneyime dönüşüyor. Diyaloglara eşlik eden görüntülerde, beden hareketleri ön plana çıkıyor ve diyalogların dışındaki görüntülerde metronun kasavetinden başka neredeyse hiçbir şey anlatılmıyor. Bu bölümler "bir metrodan fotoğraflar" sergisinin hareketli karelerinden oluşuyor.

 

Fondaki tekdüze ritimler, sürekli kendilerini yinelerken, konuşmalar sırasında mekanikleşen sesler de yirmi dört saatini metroda geçiren ana karakterin yaşadıklarının gerçek, rüya yada gerçek-rüya oluşu konusunda şüphelere düşürüyor. Filmin genel dramatik kurgusu ise tümüyle beklenmedik konu açılımları, sahnelerin planlara bölünüşündeki sıradışılık, olay gelişimindeki absürdlüklerle, bilinen ve henüz bilinmeyen bütün klişeleri yerle bir ediyor. "Olması gereken" plan bölünmelerini yada "alışık olduğunuz" konu açılımları ve düğümleri göremediğiniz halde filmi kafanızda bütünleyebiliyorsunuz. Filmin olağandışı atmosferi ve konu örgüsü içerisinde yaşanan her şey seyirciye günlük yaşam denli olağanmışcasına veriliyor. Yada tam tersi: gündelik yaşamdan son derece olağan, basit, sıradan olay ve kişilikler, filmde olağanüstü bir atmosfer içerisinde, olağanüstü şekillerde veriliyor. Ancak sonuç aynı! Film etiyle kemiyle bir gerçeğe dönüşüyor algılamamızda.

 

Sonuçta 2003, Macar yapımı Kontroll, 17 ödülüyle yer yer fanila, kazak her ne giydiyseniz boğaz kısmını sürekli çekiştirip nefes almanızı rahatlatmaya çalıştığınız bölümleriyle çok sıra dışı, bazen seyretmesi zor ama karşı koyamayacağınız, çok ilginç bir sinema deneyimi sunuyor.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: