MÜZİK ÖTESİ

Tuzlu Fıstık da Biranın Yanına Ne iyi Gider Be!

Tunca Arıcan - 4 Temmuz 2013

Tuzlu Fıstık da Biranın Yanında Ne iyi Gider Be!"Yasadışı" ilk biramı on beş yaşında babamın nezaretinde Ankara Sakarya Caddesi Ayaküstü Piknik'te içtim. Orta hallice bir ev salonu kadar mekânda konumlandırılmış, kolların dayandığı üç tane masanın etrafında, yaş ortalaması elli olan insanlarla birkaç bira çeşidinin içildiği bir Piknik'ti zihnimde kaldığı kadarıyla. Yıllar geçti aradan, hala ara ara içmeye giderim Ayaküstü'ne, her ne kadar büyüse, değişmiş olsa da. Mekânın büyüdükten sonra edindiği şöyle bir özelliği var diğer birahanelerle belki de ortak olan: Eğer tek olarak oturacak masa yoksa sizi sandalyesi boş olan herhangi bir masaya oturtabilirler. Neticede amaç bir şeyler içmek, demlenmek, tuzlu fıstıkla susamak aslında. Nedense bu durum bir süredir anlamlı gelmeye başladı bana. Çünkü kimsenin rüzgârını kesmeden, masanın raconuna ters düşmeden, kendiliğinden gelişebilecek bir muhabbetin tam ortasına düşüyorsunuz. Sessizce, yanınızda oturanlara ilişmeden, sigaranıza abanabilirsiniz o masada. Biraz demlenince yarı duyulur şekilde selam da edebilirsiniz. Ama kesin olan şu var ki demlenmek amaç ise kimsenin rüzgârını kesemezsiniz: Bu sizin ve size masayı size sunan garsonun aklından geçendir. Garson size ve sizin için gözüne kestirdiği diğer müşterinin rüzgârını ölçe de bilir ölçmeye de. Ama emin olduğu tek bir şey vardır ki: Amaç aynı ise masanın sahibinin kim olduğunun önemi yoktur. Yeter ki sormadan kimsenin tuzlu fıstığını almayın. Nezaketle alınan tek bir fıstık, tabağı paylaşıma açabilir!

Yanında oturduğunuz insan tuzlu fıstığınıza baktığında herhangi birisidir. Fıstığı paylaştığınızda ise artık hem masanın hem de fıstığın ortağı. Ne zaman ki tabakta yemiş biter ve O, sipariş ettiğini sizinle paylaşır işte başlayan bir diyalog sürecidir. Artık o andan itibaren, içilen bira, nezaket ve de fıstık günün, gecenin ve paylaşmanın etkisindedir. Umulmayan bir ortaklığın ya da hoyrat bir tartışmanın ne zaman başlayacağını da işte artık siz belirlersiniz. "Ne idüğü belirsiz" bir tavırla iliştiğiniz masanın ilk oturanı, zamanla kişiliğe bürünmeye başlar. Yanında bulunan gazete gözünüze ilişir, birayı isteyiş tavrı kulağınıza takılır, fıstığın kabuğunu nereye attığı elinize yapışır. Daha az yabancı hissetmenin verdiği rahatlıkla, tuzlu fıstığın lezzeti ile ufak laflar atar; gazeteyi pek tutmasanız da kendisinin kim olduğuyla ilgilenmeye başlarsınız. Herhangi birisi olabilir: Tekel Biracısı, Tuborgçu ya da Efesçi. Tekel'i devletin elinden sever, Tuborg'u İskandinavların sosyal demokrasisinden, Efes'i HES'lere ettiğinden, etik olarak tutmaz. Bilinmez bir şekilde yanına tünediğimiz şahıs, şahsına münhasır bir "ortak" olur.

İlk yasal biramı bir barda içtim. Rock, blues ve metal çalan, Sakarya'da bir barda. Defalarca gittim. Ama hiçbir zaman tek başına oturan birisinin yanına oturtmadı garson beni. Müziğini sevdiğim için hep beklemek zorunda kaldım o tek kişinin kalkmasını ya da kalabalık bir masanın kafasının olmasını. Hâlbuki ben de rockseverim, metalciyim ya da bluesfili. Ortak birçok noktamızın olması mümkündü yanına hiç tünemediğim şahısla. Üniversite öğrencisi görünüyorlardı benim gibi ya da asgari ortak politik değerlerde buluşmamız da çok olasıydı. Ama garson oturtmadı hiç beni o masalara; yıllarca içtim buna benzer yerlerde. Dikkat ettim, kör parmağına ortak değerler beni bilmediğim masalara o kadar da kolay yerleştirmedi.

Uzun zamandır "adam" akıllı ne Tekel ne Efes ne de Tuborg hakkında rastlantısal olarak, tuzlu fıstık eşliğinde konuşmuyorduk. Ne iyi ettiler de "son birayı yasakladılar be!"

Uzun zamandır tuzlu fıstık hiç bu kadar lezzetli olmamıştı!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: