şifremi hatırla
MÜZİK ÖTESİ

Temiz Yakalar, Muzsuz Beslenme Çantaları

Tunca Arıcan - 7 Ekim 2010

3.Ekim.2010 Pazar günü CHP Parti Meclisi üyesi Enver Aysever'in röportajı Akşam gazetesinde yayınlandı. Hemen hemen her bir cümlesi ile nostaljik, mutaassıp, aşırı milliyetçi, değişime kapalı, eski yirmilik düşüncelere sahip bir CHP'linin ezberini bozan Aysever bu çıkışıyla aslında çok tehlikeli fakat ufuk açıcı bir işe girişmiştir. Tabii ki parti içinden de ırkçı söylemleriyle bilinen Canan Arıtman tarafından da hemen hedef haline getirilmiştir. "CHP, milliyetçilikten uzaklaştıkça büyür" sözünü kavramayı bir terk edilmişlik, "vatan elden gidiyor" refleksiyle değerlendirenler tabii ki ellerinde silahlarla pozları olacaktır. Kalem mi silah m? Her şeyin tarifinin gözden geçirilme zamanı gelmişken silahla korunmak istenen nedir?

Temiz Yakalar, Muzsuz Beslenme Çantaları

Röportaj Linki:

http://www.aksam.com.tr/2010/10/05/haber/pazar/986/chp__artik_yuzuncu_yil_marsini_bestelemelidir.html

CHP, Baykal'ın gidişatıyla yakaladığı dalgalanma içersinde sadece oy hesabı değil, örgütlenmeden ideolojik pozisyona kadar birçok hadiseyi çözmek zorunluluğuyla baş başa kalmıştır. Türkiye Modernleşmesi'nin en önemli aktörlerinden biri olan CHP, kurduğu cumhuriyeti yenilenmemiş ideolojik yaklaşımlarla tasvir edemeyeceğini anlamak zorundadır. Bu yenilenme, geçmişinden faydalanarak geleceği şekillendirmeye soyunmuş bir siyasi platform için en elzem olaydır.

Enver Aysever'in çıkışlarını AKP-BDP fobisiyle refleks olarak ellerin tersiyle itenler aslında meselenin ne denli çetrefilli olduğunu görmekten uzaktırlar. Laikliğin ve ülke sınırlarının tehdit altında olduğu fikriyle her türlü değişime kendilerine kapatarak, sadece sekiz yıllık bir iktidarın ardından apolitikliğe varacak denli "içtepisel" atıp tutmaları bu ideolojik dönüşümün önündeki en büyük engellerden biridir. Röportajında "Andımız yerine Rakel Dink'in 'sevgilim' diyen mektubunu okutmalıyız belki de. Bir bebekten katil yaratan düzeni sorgulatacak bir metindir o." Buna ilk "içtepisel" çıkış, sanırım beş yıl boyunca andı bağıra çağıra, sesleri kısılırcasına okuyan ve o dönemde kalmış insanlardan geldi. Ben de o dönemlerde okudum bağıra çağıra. Fakat dönemin tüm dinamikleri başka yöne giderken her okumayı başka yapmak lazım. And içenler yani yemin eden çocuklara ne oldu? Reşit Galip'ten beri okunan bu yemin, bu ülkenin nelerini değiştirebildi? Herkes daha Türkiyeli, daha mutlu, herkes daha mı sevgi dolu oldu küçüklerine? Eğer mevzu bahis olan toplumsal müzakere ise tektipleştirilme amaçlı okunan bir "and" sadece sorunların üzerini kumla örter. Nasıl ki tarihi örtmek isteyenler buna başvuruyor, bu tip çıkışlarla insanlarımız sadece önlük yakalarının temiz kalması için uğraşırlar. Rakel Dink en çarpıcı şekilde şunu demişti o mektupta: "Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim..." (Rakel Dink). Çocuklarına silah alıp, ellerine kılıç verenler şimdi Aysever'in şu lafına da muhalifler: "Kalemle silah arasında kalemin tarafındayım". Canan Arıtman'ın ırkçı çıkışlarına mı destek veriyor bir grup insan yoksa Aysever'in söylediklerinin yarattığı tedirginlikle mi direniyorlar bu cümlelere bilemiyorum ama değişime direndikçe istemedikleri değişimler başlarına gelecektir. Hrant Dink öldürüldüğünde sayfalarına "Hepimiz Hrant Dinkiz" diye yazanlar mı şimdi bu röportaja karşı çıkıyor. Siyah önlüklü günler geride kaldı. Bağıra çağıra bir şeyler konuşmanın zamanı geçti; uzlaşma yolları arıyoruz. Irkçı söylemlerin dışına çıkıp, Anadolu diye kucakladığımız bu coğrafyanın ne olduğunu kavramamızın zamanı geldi.

İlkokulda o yıllarda beslenme çantalarında muz ya da salatalık konmasın isterdi öğretmenler; nefisler eziyet çekmesin diye. Artık muz kabuklarına basarak yürüyoruz sokaklarda. Çikitalar raflarda sarı sarı soyulmayı beklerken kimin nefisleri daha da açgözlülükle sivriliyor bilemiyorum ama artık herkes beslenmesine dikkat etsin. Hazımsızlık varsa eğer beyinlerde muzda bolca potasyum var ama yetmez arkadaşlar, yetmez…

Enver Aysever'i Destekliyoruz Facebook grubu:

http://www.facebook.com/note.php?created&&note_id=479931331065#!/event.php?eid=108136259249537
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
yorumlar
Kullanıcı avatarı
11 Nisan 2011 08:09

Eeee, Tunca!!?? Senin eleman nerede!!!??? =)))

Kullanıcı avatarı
3 Kasım 2010 15:15

-Örgütlenme ve Örgüt Yönetimleri Gürsel Tekin, -İdari ve Mali İşler Hurşit Güneş, -Seçim ve Hukuk İşleri Mesut Değer, - Tanıtım, Basın ve Propaganda İsa Gök -Yerel Yönetimler Alaattin Yüksel, -Meslek Kuruluşları, Sendikalar ve STK'lar İzzet Çetin, -Dış İlişkiler ve Yurt Dışı Örgütlenmeler Oğuz Oyan, -Kadın Örgütlenmesi ve Kadın Kolları Didem Engin -Gençlik Örgütlenmesi ve Gençlik Kolları Mehmet Zeki Gündüz -Ekonomik ve Mali Politika Umut Oran, -Halkla İlişkiler Mehmet Ali Özpolat, -Ar-Ge BYK Platformu Sencer Ayata, -Parti İçi Eğitim Melda Onur -Genel sekreter Süheyl Batum... Eeee? Senin eleman nerde!? =)

Kullanıcı avatarı
14 Ekim 2010 06:27

Bak cevap da veriyo:P

Kullanıcı avatarı
12 Ekim 2010 07:42

Buradaki ehven-i şer yani iki kötü arasından daha az kötü olanı CHP.

Kullanıcı avatarı
12 Ekim 2010 07:41

Yerellikteki iki büyük güç olan chp ve akp tabi ki :)

Kullanıcı avatarı
12 Ekim 2010 04:05

Ehven-i Şer nedir peki haşmetlim?

Kullanıcı avatarı
11 Ekim 2010 02:37

yerellerde desteklenen sosyal demokrasi değil ki; Ehven-i şer. ben belediye baskanı olarak topbaş ın yerine kılıcdaroğlunu gormeyi tercih edrdim.

Kullanıcı avatarı
10 Ekim 2010 12:50

Murat bu konuda anlaşamadık senne, Sosyal Demokrasi ölmüş bi idoloji ise yerellerde de güçlü ya da güçsüz alternatif olanını yaratmalıyız diye düşünmekteyim. Kendi yaşam tarzımızı da aslında bu şekilde koruyabilmekteyiz. Bi de "Kılıçdaroğlu saf adam be" :)

Kullanıcı avatarı
7 Ekim 2010 11:28

Yazar Tunca ile bu konudaki ilk görüşmemizde bende kendisine sosyal demokrasinin evrensel krizine karşı iyi niyetli katkıların çok naif kalacağını söylemiştim. Sorun şu ki; Kılıçdaroğlu iyi insan olabilir (ki bence öyle), Enver Aysever donanımlı ve hüsnüniyet sahibi bir insan olabilir (ki kendisini yeterince tanımamakla birlikte Tunca gibi değerli bir insanın güvenini kazanmışsa öyledir) ama Yeni Sol ve sosyal demokrasi son 40 senede siyaseten geriye gittikçe gidiyor, ne yazık ki her ülkede bu böyle. Örneğin Alamanyadaki La Fonten hareketi kendisine sosyal demokrat diyor mu, demiyor; cunku klasik sosyal demokrasinin ideolojik olarak liberal tezlere yenilgisinin psikolojik yükünü sırtından artmak için partisine "Die Linke" adını veriyor. Chp'yi yerelliklerde destekleyebilirim (ki bu konuda evet muhafazakarım, Beşiktaş'taki hayat tarzımı korumaya yönelik gerici bir politik tutum aldığımın ayırdındayım) ama genel anlamda sosyal demokrasi artık ölmüş bir ideoloji, Liberal Parti ya da Muhafazakar Parti adları daha dürüst, cunku dünyada sosyal demokrat şemsiyeli tüm partilerin son 20-30 senede klasik liberal iktisadi politikalar dışı bir önerme yaptığına henüz şahit olamadım. Ama; "Kılıçdaroğlu iyi adam lan", E orası ayrı! :))

Kullanıcı avatarı
7 Ekim 2010 11:15

40 yıldır sürekli denenen denendikçe duvarla yakın ilişkiye girilen bi konuda, yeniden ve yeniden denenmişi denemek de bi inat işi. Enver Aysever'in bu inadına saygı duyuyorum. Ne yazık ki; Enver Aysever tercihini yanlış yerden yaptı. Bedelini de burjuva siyasetinin kirli ve karanlık koridorlarında ödeyeceği muhakkaktır...