MÜZİK ÖTESİ

Some Kind Of Monster - O Biçim Canavar!..

Sadi Tirak - 31 Ağustos 2006

Müzik dünyası içerisinde hakkında en çok konuşulan ve tartışılan Metal grubu olma özelliğine sahip Metallica'nın; tarihinin belki de en zor ve hayati dönemi olan 2000 ve 2003 yılları arasında yaşadıklarının çarpıcı ve katıksız bir sunumu Çöküşün ve dağılmanın eşiğindeki bir "dev"in kendi dinamitleri içerisindeki enerji ile yeniden uyanışının bir video klibi Lars Ulrich'in de söylediği gibi: "Bu belgesel bir grup hakkında değil. Bu belgesel ilişkiler hakkında!"

Joe Berlinger ve Bruce Sinofsky yönetmen ikilisinin Metallica'nın 10'uncu albümünün yapım aşamasını görüntülemek ve bunu da yeni albümün ekstra DVD'si olarak satışa sunmak amacıyla Metallica'nın menajerlik şirketi Q-Prime'a teklif götürmeleri ile başlar her şey.
Metallica yeni şarkılarının bulunduğu bir albümü en son 1997'de yapmıştır. Ardından tamamen cover şarkılardan oluşan çift CD'lik bir albüm (Garage, Inc.) ve son olarak da sadece iki yeni şarkının bulunduğu geri kalanı eski bestelerden oluşan senfonik albüm(S&M) Tamamen yeni şarkılardan oluşacak olan bir albüm beklentisi had safhadadır kısacası.
Joe Berlinger ve Bruce Sinofsky ikilisi 1996 yapımlı "Paradise Lost" adlı; Metallica dinleyen bir gencin suçlu bulunduğu bir cinayet hikâyesini anlatan filmlerinde Metallica'nın şarkılarını kullanmışlardır. O güne dek Metallica hiçbir filme müziklerini satmaması ile bilinen bir grupken, bu filmde kullanılan şarkılarından grup telif ücreti dahi talep etmemiştir. Grup ile ilk kontakları o dönemlere dayanan Joe Berlinger ve Bruce Sinofsky ikilisi aslında filmin bu özelliği ile tarihi bir film olmasını da sağlamışlardır.

Metallica cephesinde ise işler 2000 yılında karışmaya başlar. Önce oldukça yıpratıcı geçen fakat sonunda kazandıkları Napster davası, ardından da 14 yıldır grupta olan bass gitarist Jason Newsted'ın ayrılma kararı Grup bir anda zor bir dönemecin tam ortasında bulur kendini.
Ülkemizde 2005 yılında 24. Uluslararası İstanbul Film Festivali dahilinde "Bu Ne Biçim Canavar?" ismiyle gösterime giren belgeselin içeriği de işte tam bu noktada başlıyor!

Jason'ın ayrılmasından sonra grup içinde birtakım "görünmez" sorunlar olduğunu sezinleyen Q-Prime'ın başındaki isim Cliff Burnstein; elemanların birbirleri ile olan ilişkilerini yeniden gözden geçirip, sağlamlaştırması için bir psikolog tutmaya karar verir. Metallica'nın bugün hala yoluna devam eden bir grup olmasını sağlayan en önemli stratejik kararlardan biridir bu!


Phil Towle

Belgeselin bir "albüm yapım aşaması"ndan çok, grup elemanları ile onların içsel dünyalarına çıkılan ve birbirleri ile olan ilişkilerini sorgulayan manevi yolculuğun perde arkası havasına bürünmesini sağlayan en önemli isimGrubun 2 yılını birlikte geçirdiği psikojik danışman


20 yıllık, başarılarla dolu kariyere sahip olan bir grubun, kendi içerisinde yaşadığı ve o günlerde dışarıya sızdırılmayan had safhadaki "iletişim sorunları"nın üstesinden gelebilmek için tutulmuş olan Towle; belgesel boyunca korkularla yüzleşme, saygı ve hoşgörü kavramlarının gerçek anlamı ile iletişimin gücü gibi noktalarda gruba olduğu kadar izleyicilere de önemli tüyolar veriyor. Fakat işe ilk başladığı dönemde karşısında güvenlerini kaybetmiş ve bunu açığa çıkarmaktan korkan hatta sanki birbirlerini yeni yeni tanımaya başlayan üç kişiden kurulu bir grup bulur.

O sıralarda Jason'ın ayrılmasının sebebi olarak grup içinde bir suçlu aranmaktadır ve parmaklar tek bir ismi işaret etmektedir; James Hetfield


Hetfield; tıpkı belgeseldeki konuşmalarından birinde kendisinin de kabul ettiği gibi; insanlarla zor iletişim kuran ve herhangi bir şeye karşı sahip olduğu kontrol hâkimiyetini kaybetmekten ölesiye korkan bir yapıya sahiptir. Jason'ın son zamanlarda Metallica dışındaki projelerine fazla ağırlık vermesi onu rahatsız etmiştir.

"Jason'ın birlikte müzik yaptığı yan proje gruplarında Metallica'dan aldığı zevkin daha fazlasını almasını istemiyordum. Onu en çok Metallica tatmin etmeliydi! Ona; bu gruplara bu kadar önem verdiğin sürece Metallica'da olmanın bir anlamı yok dedim."


Sonuçta geri kalan üç Metallica üyesinin de üzerinde hemfikir oldukları sonuç "Jason'ın Metallica'da iken yaratıcı ruhunu yeterince besleyememiş olması"dır. Ve evet Jason'ın Metallica'dan ayrılma sebebi de tam da budur! Kendisine çizilen sınırların dar gelmesi

Belgeseldeki kısa fakat çarpıcı Jason Newsted röportajına dikkat edin: "Müzik onların hayatlarında var olan onlarca şeyden sadece biri. Benim ise her şeyim! Onlar evlenmeyi ve çocuk yapmayı seçtiler, aile kurdular. Ben ise müziği seçtim, benim ailem de çocuğum da müzik!"

Jason bunları söylerken grup, geri kalan 3 eleman ve prodüktör Bob Rock ile Presidio'da kiralanan ve stüdyo haline getirilen eski bir askeri üstte yeni albüm çalışmalarına başlamıştır. Akıllarında henüz yeni bir bassçı aramak fikri dahi yoktur. Ayrıca grup tarihinde ilk kez yeni bir albüm için girilen stüdyo aşamasında elemanların ellerinde hiçbir hazır riff, melodi, şarkı sözü, fikir veya konsept yoktur! Üç eleman da içlerinde bulundukları bu çalışma ortamına ve kariyerlerinde ilk defa kayıtlar için bulundukları stüdyoda sıfırdan şarkı yaratma deneyimine alışmaya çalışırlarken, öte yandan da sürekli yanlarında olan ve her hareketlerini an ve an kaydeden kameralara da alışmaya çalışmaktadırlar.


İlk zamanlarda dördü de (Bob Rock dahil) kameraların sürekli onları takip etmesinden rahatsız olsalar da, grup içindeki gelecek kaygısı ve ilişkilerin sağlıklı bir düzeye ulaşamaması durumları o kadar çok meşgul eder ki kafalarını, aynı kameralar bir müddet sonra görünmez ve fark edilmez olmaya başlar. Sonuçta o kameralar, üzerinde çalışılan (ya da öyle görünen) yeni albüm kayıtları bittikten sonra kapanacaktır. Fakat asıl mesele o albümü ortaya çıkarabilmektedir işte


Yeni şarkı yaratma sürecinin işlediği ilk günlerde aslında her şey yolunda gibidir. Oluşmaya başlayan ilk şarkı ise bu belgesele de ismini vermiş olan "Some Kind Of Monster"dır. Grubun şarkının ismine karar verdiği bölüm ise belgeseldeki en şaşırtıcı anlardan biridir kesinlikle.


Kayıtların 44. gününde ise hikâyenin sarsıcı boyutu gün ışığına çıkmaya başlar. Olayın "Making of an album, unmaking of a band" yani, "bir albümün yapılışı, bir grubun dağılışı" kısmı vuku bulmaya başlar. Belgesel de işte tam bu noktada başlangıçtaki amacından sapıp, "bir grubun belli bir periyoda ait hayat hikâyesi" konumuna erişir.

Üç grup elemanının (hatta Bob Rock da dahil olmak üzere 4 elemanının) da aynı yerde ellerinde kâğıt-kalem, yeni şarkılar için söz yazmaya çalışması ve bu sırada da onları an ve an kameraların takip ediyor olması, özellikle grubun söz yazımı konusundaki yaratıcı dehası olan James Hetfield'ı oldukça germektedir ve bu gerginliği de işte bu 44. günden itibaren dışarıya yansıtmaya başlar. Giderek artan "havamda değilim” muhabbetleri yerini birbirini suçlamaya ve yüksek sesli tartışmalara bırakır. Ortaya çıkan yeni şarkıların temelleri ise müzikal anlamda grup elemanlarının tartışmalarını bastıracak nitelikte olmadığından dolayı iş; içinden çıkılmayacak bir noktaya doğru giderken, James Hetfield ani bir kararla çekip gider. Nereye mi?  Son yıllarda, kariyerinin ilk dönemlerine oranla oldukça azalttığı alkol tüketimini tamamen sonlandırmak adına tedavi için rehabilitasyon merkezine


Bir müddet boyunca sadece ailesinin haberi olan bu durumu, Presidio'daki Metallica ekibi öğrendiğinde ise işler iyice sarpa sarmaya başlar. İşte belgeselin en can alıcı ve dikkatle izlenesi noktaları da burada başlayıp, Hetfield'ın 14 ay sonra gruba dönmesiyle noktalanıyor.


Bu süreç içinde özellikle Lars ve Kirk'ün durumlarını izlemek, kafalarda o ana dek hep var olan "dev Metallica figürü” ile oldukça çakışıyor olsa da sonuçta bu belgeselin ortaya çok net hatlarla çıkardığı bir konu var: Bu adamlar dünyanın en büyük Metal grubunu oluşturuyor olsalar da sonuçta birer insanlar. Onların da acı çektikleri, tamamen çaresiz hissettikleri, baskılara ve beklentilere psikolojik manada yenik düştükleri, umutlarını yitirdikleri, egolarına karşı savunmasız kaldıkları, kırıldıkları, üzüldükleri, bunaldıkları ve yıprandıkları anların var olabileceği gerçeği Belgeselin uzun bir süresi boyunca bu gerçek tüm çıplaklığıyla izleyicilerin yüzüne vuruluyor.


Örneğin Lars'ın, Hetfield'ın yokluğunda eski dost Dave Mustaine'i ziyaret etmesi ve ikili arasında yaşanan iç burkucu dakikalar. Özellikle iki tarafın da 20 yıllık defterleri hala kapatamadığına dair örnek sahneler


Peki ya James'ın gruba dönüp dönmeyeceği sorusunun bir türlü cevaplanamadığı anlar? Aylar boyunca süren "acaba?”lar Lars'ın "kendimi en kötüsüne hazırladım” cevabı, yaşanan boşluk, Jason'ın yan proje grubu EchoBrain ile ilk konserini izlemeye giden Kirk, Lars ve Bob üçlüsünün konser sonrası Jason'ı ziyaret etmeye gittiğinde karşılaştıkları hayal kırıklığı, aynı konser sonrası Lars'ın Bob Rock'a yaptığı ve her Metallica severi üzüntüye boğacak potansiyele sahip olan konuşma, hala tamamlanmayı bekleyen bir albüm


Belgesel tüm gerçek ve samimi duyguları ile Metallica efsanesini yaratan adamların kariyer olarak en zor ve belirsiz günlerini gözler önüne sererken, oldukça önemli ayrıntıları da atlamıyor.

Her şeye rağmen; beklenen ya da içten içe tahmin edilen değil de tüm "istenen" oluyor ve James Hetfield tam 14 ay sonra rehabilitasyondan çıkıp, gruba geri dönüyor! Hala stüdyoda ve bilumum yerlerde grup elemanlarının peşinden ayrılmayan kameralara yönelik olarak ilk söylediği söz ise "Siz hala çalışıyor musunuz?" oluyor.


Hetfield'ın dönüşünün ardından yola devam edeceği kesinleşen grupta, masaya yatırılan ilk tartışma ise albüm kayıtlarının devamına yönelik değil, film ekibinin çekimlere devam edip etmeyeceği ile ilgili oluyor.


O güne dek Berlinger ve Sinofsky ikilisinin kaydettikleri görüntüleri izlememiş olan grup elemanları, o toplantıda ilk defa eldeki hazır görüntüleri izler ve sonuç olarak çekimlerin öyle ya da böyle devam etmesine razı olurlar. Her ne kadar birçok sahnenin kendileri için izlenmesi zor anlardan oluştuğuna kanaat getirseler de


Ve çekimler devam eder

Fakat artık grup içi çözümsüzlüklerin yerini sağlıklı iletişim dakikaları almıştır.  Her ne kadar bir müddet boyunca James'ın sadece 12 ile 4 arası çalışabilir durumda olması (rehabilitasyon merkezinin tedavi sonrası izin verdiği çalışma saatleri) konusunda sert tartışmalar yaşansa da, grup bir yıl öncesine nazaran oldukça yol kat etmiştir. Phil Towle bir bakıma grubun yeniden doğmasında başrol oynamıştır. Grupla baş başa geçirdiği ve sadece kameraların onlara eşlik ettiği terapi seansları sonuç vermeye başlamış; Lars "surat asmayı", Kirk de "sürekli bir şeyler okumayı" bırakmıştır.


Tam anlamıyla yeni albüme yoğunlaşıldıktan ve kayıtların "nihayet" sonuna gelindikten sonra başlayan bassçı arayışları ise belgeseldeki en özel bölümlerden birin teşkil ediyor.


Zira dünya müzik tarihinde önemli yerlete sahip olan Metallica'nın üç elemanının yanında yer alacak olan yeni bir yol arkadaşı aranması, adayların performansları ve Metallica'nın bir parçası olabilmek için gösterilen çabanın görüntülendiği anlar hiç kuşkusuz ki özel olarak tanımlanmayı hak ediyor.


Neden Jason'ın ayrılışının hemen ardından değil de tam 2 yıl sonra yeni bir bass gitarist aranmaya başladığına dair gelen soruya ise; kızının bale gösterilerindeki görüntüleri ile "standart Metal Frontman'i imajı"na(!) aykırı davranan aile babası Hetfield'ın cevabı ise akıllıcadır: "Önce kendimizi düzeltmemiz gerekiyordu. Doğru zamanı bekledik. Yeni gelecek olanın da bokumuza bulaşmasını istemezdik!"


Belgeselin yeni bassçı Rob Trujillo'nun gruba katılmasından itibaren olan görüntüleri ise, Metallica'nın görülmeye alışık olduğu parlak ve güçlü zamanlarına yeniden adım adım ilerleyişini ele alıyor.

"Some Kind Of Monster"; dünyanın en büyük Metal grubu olarak gösterilen Metallica'ya karşı isanların duruşlarını, fikirlerini ve genellikle de "zannetiklerini" değiştirmiş olması sebebiyle hem grup açısından, hem de müzik dünyası bakımından önemli bir eserdir. Tüm izleyicilerin genelde hemfikir oldukları nokta: Metallica gibi dev bir grubun içindeki yaratım sürecinin, aslında dışarıdan göründüğü kadar zevkli ve kolay bir iş olmadığı yönündedir. Birçokları bu belgeselden sonra gruba olan sevgisini arttırmış, kimileri de o güne dek yerli-yersiz eleştirdiği grupla arasındaki mesafeyi biraz da olsa daraltmıştır. Kimbilir belki bu dökumanteri izledikten sonra Metallica'dan daha da çok nefret edenler de olmuş olabilir fakat artık grubun atlattığı dönüm noktaları ve hayati anların neler oldukları ve hangi psikolojik travmalara rağmen grubun hala ayakta olduğu biliniyor en azından!


Ve unutmadan

Bu belgeseli izlemek için sadece Metallica ile ilgili olmak gerekmiyor

Bu belgeseli izlemek için gereken tek özellik; müzik sevgisi... Tabii biraz da "merak"...






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: