MÜZİK ÖTESİ

Rock Müzik: Tarihini Okumak ve Tarihi Yeniden Yazmak İçin...

Mera Kanyon - 6 Ağustos 2009
''Eğitime ihtiyacımız yok, düşüncelerin kontrol altına alınmasına da ihtiyacımız yok, sınıflarda aşağılanmaya da, öğretmenler çocukları rahat bırakın, hey, öğretmen, rahat bırak o çocukları, hepsi duvarda yalnızca başka bir tuğla, çevremde silahlara ihtiyacım yok, beni sakinleştirecek uyuşturuculara ihtiyacım yok, duvardaki yazıyı görüyorum, bir şeye ihtiyacım olduğunu sanma sakın, duvarlardaki tuğlalarsınız siz hepiniz...''  
Ele eldığımız konu gerek kendi iç bütünselliği  gerek söz konusu bütünselliği vareden süreçteki evreleriyle  çok uzun ve karmaşık. Böyleyken, yazıda bilği çöplüğü yaratmamak ve yazının amacını sağlamak adına Rock müzüğin dünyadaki gelişimi ele alınacaktır.   ''Eğitime ihtiyacımız yok, düşüncelerin kontrol altına alınmasına da ihtiyacımız yok, sınıflarda aşağılanmaya da, öğretmenler çocukları rahat bırakın, hey, öğretmen, rahat bırak o çocukları, hepsi duvarda yalnızca başka bir tuğla, çevremde silahlara ihtiyacım yok, beni sakinleştirecek uyuşturuculara ihtiyacım yok, duvardaki yazıyı görüyorum, bir şeye ihtiyacımj olduğunu sanma sakın, duvarlardaki tuğlalarsınız siz hepiniz...''   Bugünlerde rock müzik yazınında duymaya pek alışık olmadığımız bu cümleler, bir dönem yaptıkları müzikle dünya gençliğinin yaşamına yön vermiş Pink Floyd'un ''Another Brick in the Wall/ Duvardaki Başka Bir Tuğla'' şarkısının sözleri. Şimdilerde rock denince akla ilk gelen şey, siyah giyinmiş uzun saçlı gençlerin sert, sinirli tonlar eşliğinde kafa salladıkları, duman altı bar ve festival ortamları. Aslında konuya sadece böyle bakılamaz. Çünkü konu, rock müziğin kökeni , altında barındırdığı felsefe ve tarih içerisinde ki gelişim sürecini kavramamızı zorlaştırır. Her ne kadar müziğin asıl etki gücünün  ilk duyduğumuz andan itibaren  içimizi kıpırdatan , tüm benliğimizi saran,  notaların birbiriyle mükemmel uyumu sonucunda ortaya çıkan etkileyici armoniler olduğunu  biliyor olsak da, bu onun altında yatan felsefeyi ve tarihsel birikimi görmemizi engelleyecek bir unsur değildir ve hiç kimse için böyle olmamalıdır. Bugün kullandığımız anlamıyla rock müzik kavramının oluşumu, oldukça uzun bir süreç sonunda gerçekleşmiştir. Önceleri Afrika'dan Amerika'ya  götürülen siyahların,  pamuk tarlalarında kendi aralarında söyledikleri, sonrasında kiliselerdeki ayinlerde atalartından kendilerine  miras kalan dini ritüel  niteliğndeki haykırışlar , dans figürleri ve ritimlerle birleşen  dinsel içerikli müzik türü, nihayetinde karşımıza ''Blues'' olarak çıkmıştır. Blues bizi rock müzik tanımına götürecek olan doğal sürecin ilk basamağıdır. Mississippi deltasında doğduğu düşünülen  'Blues' sadece bu bölgeyle sınırlı kalmamış ; Teksas, Mephis Atlanta, Indianapolis, Louisville ve Kansas City gibi yerlerde de merkezileşmiştir. Siyah nufusun ağırlıkta olduğu  New Orleans'ta ise caz müziğin başlangıcı kabul edilen  ve blues üzerine hatırı sayılır  bir etkiye sahip olan  'ragtime' vücut bulmuştur. Böylece Avrupa müziğinin enstrümanlarıyla , Afrika ritimleri kaynaşmıştır. Kısa zamanda büyük bir pazar olduğu anlaşılan blues ,  yapımcılar tarafından keşfedilmiş ve  ırkçı oluşumların tehdit ve baskılarına karşın  blues plakları yapılmaya başlanmıştır. Devam eden süreç içerisinde  bir çok blues sanatçısı ortaya çıkmıştır. Özellikle 1940'lı yıllarda bu müzikle filizlenen bir gelişme rock müziğin ortaya çıkış sürecinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu yıllarda ham blues ritimleri elektro gitarla kaynaşmış , dönemin şarkıcılarına  elektro gitar, bass gitar ve davuldan oluşan standart bir grup eşlik etmeye başlamıştır. Elektronik gitarı ilk kullanan blues müzisyeni  T. Bone Walker'dır ki kendinden sonra gelen hemen hemen tüm blues gitaristlerini etkilemiştir. 1943-1951 yıllarında ortaya çıkan  R&B (Rthym and Blues) ise 'Rock&Roll'a geçmeden önceki son aşamadır. 1954'te beyaz müzisyenler tarafından da icra edilmeye başlanan R&B, Rock&Roll olarak adlandırılmiştır. Rock&roll; ragtime, blıues, boogie, country gospel ve hepsinin harmanlaması olan R&B' yi  kendi bünyesinde birleştiren  bir müzik akımıdır. Bu konu üzeine yapılan araştırmaların genel kanısı Rock&roll'un 1950'lerin sonlarında miyadını doldurduğu biçimindedir... 1960'larda Bob Dylan alışılmış Rock&Roll kalıplarına hem müzikal hem de içerik anlamında yeni açılımlar getirmiştir. Sonuç olarak Rock&Roll dalgası Amerika sınırlarını aşmış  ve tüm dünyada etkili omuştur.Özellikle küçük yaşlardan itibaren bu müzikle büyüyen İngiliz gebçleri zaman içerisinde bir efsaneye dönüşen Beatles, Rolling Stones, Animals gibi rock toplulukları oluşturmuşlardır. Başlangıçta Amerika'daki  rock&Roll ezgileriyle müzik yapan bu gruplar yavaş yavaş kendilerine özgü bir tarz oluşturmuş  ve böylece günümüz rock müziğin ilk tohumları atılmıştır. İngiltere'den yola çıkan ve kısa zamanda tüm dünyayı etkisi altına alan rock çılğınlığı, 60'lı yıllarda ortaya çıkan Çiçek Hareketinin de kendisine kazandırdığı ivmeyle bir fenomen halini almıştır.İşte tam bu dönemde ABD, uzun yıllar etkisini sürdürecek bir ''Çiçek Çocukları'' deneyimini yaşıyordu. ABD nin emperyalist savaş politikalarının ardından Vietnam'a saldırması , bu savaşta bir çok Vietnam'lının ve Amerikalı'nın ölmesi ''Çiçek Çocukları'' hareketini tetiklemiş, bu da doğal olarak dönemim müziğine yansımıştı. Burada bir parantez açmak ihtiyacı duyuyorum. Bir önceki satırlarda gördüğümüz ve birazdan okuyacaklarımızdan da anlayacağımız üzere, rock müziğin başına gelebilecek en güzel şey, onun toplumsal muhalefetin,  toplumsal duyarlılığın ve soL'un  toplumsal algıda güçlü olduğu bir nesnelliğe doğmuş olmasıyla gelmiştir. Rock'ın böyle bir toplumsal nesnelliğe doğmuş olması, onun bundan sonraki niteliğinin belirleyicisi olmuştur. Savaşlara, eşitsiz bölüşüme, ayrımcılığa, eğitimiyle köleler yaratan bir sisteme karşı direnen ve topumun içinden çıkan Pink Floyd'a  ''Duvardaki tuğlalarsınız siz hepiniz'' dedirten bizzat bu toplumsal nesnelliğin kendisidir. Rock'ın en önemli ve değerli ürünlerini toplumsal duyarlılığın, eşitlik adalet ve özğürlük gibi soL değerlerin toplumsal alğıda güçlü olduğu bir dönemde vermiş olması tesadüf değildir! Tıpkı bugünün rock'ının  bireyselciliğinin, duyarsızlığının, toplumdan ve toplumsal sorunlardan uzak olmasının tesadüf olmaması gibi. soL'un sol değerlerin toplumda ve toplumsal alğıda gücünün ve etkisinin ne kadar güçlü olduğu, toplumun ve toplumsal üretimin niteliğinin nasıl olacağının belirleyicisidir. Barışa, özğürlüğe, eşitliğe ve kardeşliğe , iyi ve güzel olana dair umudun en güçlü olduğu dönemdir, şarkılarda isyanın ve direncin dillendirildiği dönem. Umut'tur yeşerten, çürütürken umutsuzluk... Burada bu çok önemli diyalektik bağ üzerine açtığım parantezi kapatıyorum. ABD'nin Vietnam'ı işğalini ve bir bütün olarak Amerikan değerlerini protesto eden onbinlerce genç ütopik bir yaşam kurma düşüncesiyle San Fransisco yakınlarında bir kasabaya yerleşti. Bu gençler her türden Emperyalist işğale , baskıcı sistemlere, savaşa karşı çıkıyorlardı. Aynı zamanda ''Cinsel Özğürlük'' , ''tabular yıkılsın'' sloganlarını dile getiriyorlardı. Bu topluluığu  oluşturanların çoğunluğu  orta sınıf beyaz gençlerdi. Aynı yıllarda  doğu dinlerine olan ilgide artmıştı. Bu doğu modasıyla birlikte müzisyenlerin ve dinleyicilerin uyuşturucuya olan ilgileri de bir anda artmış ve ve özellikle LSD, henüz yasaklanmaduğı için aspirin kadar çok kullanılır hale gelmişti. Çiçek Çocukları'nın adını ''Karşı Kültür'' koydukları bu tarz bütün dünyada ünlenecek ''hippi'' akımını doğurdu.  Hippi olmak bir yaşam felsefesi haline geldi, Avrupa'dan Asya'ya  ve çoğunlukla ''moda'' olarak algılanarak kısa sürede tüm dünyaya yayıldı. İngiltere'de ortaya çıkan ve yükselişini sürdüren Rock'ın yolu işte tam böyle bir dönemde ve ilğinç bir şekilde Çiçek Çocukları ile kesişti. Dolayısıyla bu karşı kültürün sözcülüğünü de  rock grupları yapmaya başladı.  Artık rock, içeriğinde ağırlıklı olarak dünya sorunlarına ve çözüm yollarına  yer veriyordu: The Doors ''Yabacı bir elin yardımını bekliyorum'' derken, Rolling Stones ''Yuvarlanan taşlar gibi evsiz olmak'' tan bahsediyor, The Who ''Yaşlanmadan ölmek istiyorum'' diyordu. Bu genç kesimlerin en önemli politik tavrı Emperyalizme, Emperyalist savaşlara  karşı olmalarıydı. Akademik değer yarğılarına, kapitalist eğitim ve yaşam biçimlerine bir karşı tavır ve duruş içerisindeydiler. Fakat çok kısa bir süre içerisinde egemen ideolojinin baskısı altında ''çiçek çocuk'' olmak da bir ''moda'' haline getirildi. Çiçek çocukları, tepkiselliklerine tutarlı bir politik tavır katamadıkları ve çözüm anlamaında yeni bir şey öneremedikleri için 70'li yıllarda  Woodstock konserleriyle birlikte tarih sahnesinden çekildiler. 60'lı yılların başında İngiltere'de  takım elbiseli, kıravatlı kolej çocukları Beatles ve onun tam karşıtı hırpani ''Rolling Stones'' ile ortaya çıkan rock , 70'lere geldiğinde eğemenlerin gözünde Çiçek Çocukları'nın da etkisiyle birlikte deyim yerindeyse ''serseri''leşmeye başlamıştı.
Diz Çökmemek ve Direnmek!!   Bütün bunların yanı sıra Bob Dylan'ın 'protest rock'ı  bütün dünyada yankısını bulmuş, tam anlamıyla bir patlama yaratmıştı. Savaş karşıtı gösteriler  Dylan'în şarkılarıyla başlayıp bitiyordu. Dylan, 'rock'ı  ısrarla politik çizgide tutuyordu. Aynı yıllarda İngiltere'de Beatles'tan ayrılan John Lennon da sol politik söylemlerle özellikle entellektüellerin ve aydınların ilgisini çekmeye başlamıştı. Lennon; din,cinsellik ve medya ile uyuşturulan, kendisini akıllı, sınıfsız ve özğür sanan insanlara -böyle düşündüklerinde- bir hiç olduklarını hatırlatıyor, yaşamın onurlu ngerçekliğini ''işçi sınıfı kahramanı'' olmakta görüyordu. Çiçek Çocukları'na göre çok daha politik bir çokış olan 68 öğrenci hareketleri  müziğin de çehresini değiştirdi. 68 kuşağı, artık eski Çiçek Çocukları  kadar iyimser ve pembe düşler içinde değildi. pasifist olmak yerine daha aktif bir mücadeleyi benimseyen  bu akım, müzige dec ilham vermekte gecikmedi.  Soğuk savaş rüzgarlarının estiği 70'li yıllar bütün dünyada radikal ve sert poliştik olaylara sahne oldu. Doğal olarak da gençlik bu sert, acımasız gerçeklerden payına düşeni alarak isyancı bir çizgiye her zaman yakın durdu. Aynı yıllarda dünyada kapitalizmin yoz değer yarğılarına  ve burjuvazinin yerleşik düzenine karşı kitlesel bir karşı çıkış yaşanıyordu. Doğal olarak müzikal biçim de değişmeye başlamış, güçlü bir şekilde tınılar gittikçe elektronikleşmeye başlamış , ritimler daha da setleşmeye başlamıştı. Dünyanın en ünlü müzik topluluklarından Pink Floyd işte bu yeni dönemin öne çıkan ismiydi. Pink Floyd'un yanı sıra, konserlerinde şov ve görsel efektleri kullanan Genesis; 'sebfonik rock'ın öncüleri Moody Blues,  Jethro tull ve Yes; 'Hard rock' ta Deep Purple, Who ve Led Zeppelin dönemin gözde grupları idi. Rock gelişiyordu ve rock dünyada daha önce hiç olmadığı kadar ciddiye alınıp popülerleştikçe  müzisyenlerde kendilerini ''klasik müzik'' icracıları Mozart, Beethoven gibi ilahlaştıtmaya başladı. Bu müzisyenler milyarlarca dolarlık elektronik aletler, stüdyolar, villalar, okyanusta satın alınan adalarla zenginlik içerisinde yüzerken , 'rock' ın muhalif çizgisinden de gittikçe uzaklaşıyorlardı. Bütün bu gelişmelerle birlikte rock da artık müzik endüstrisinin en önemli gelir kaynağı olmayı başarmıştı. Plak satışları ve konser gelirleriyle rock, pazar payının artık en büyük dilimini oluşturuyordu . Özellikle  Beatles ile başlayan yan ürün pazarı da ticari kazıncın artmasını, grupların birer fenomene dönüşmesini sağlıyordu. Örneğin Beatles ABD'ye ayak basar basmaz sansasyonlar yaratmaya başlamış, beslenme çantalarından bardaklara, sakız paketlerinden John Lennon yastıklarına kadar bir yan ürün pzarı oluşmasına neden olmuştu. Artık rock, müziğin olduğu kadar modanın da yüzünü değiştirecek , pazarı daima canlı tutacaktı.   Tabii ki müzik endüstrisinin bu gelişmelere kayıtsız kaldığı ve etkisiz olduğu da söylenemez. Rock, Kapitalizmin bilinen kuralını sorunsuzca uygulayıp başarılı olduğu başlıklardan biridir, demek yerinde olmakla birlikte nesnel bir analizdir: Muhalif olanı kendi kurallarına göre tekrar şekillendir , ondan kazanmanıon yollarını bul, böylece ''isyan'ı yozlaştırdığın gibi ondan para kazanmaya da devam et. Kapitalizm, kendine muhalif ve kendi varlığının koşullarıyla tehdit oluşturan unsurları karşısına alarak yokedemiyorsa, onu kendine katarak, kendi çeperinde yoğurup 'benimseyerek', içini boşaltarak yok eder: Che'nin kendi başına 'romantik bir devrimci' olarak tişörtleri süslemesi, Nazım şiirlerinin iktidar partisinin seçim arabalarından bizlere seslenmesi, kriz dönemlerinde ki ''Mark haklımı?'' telaşanelerinin kiriz sonrasında ''bak, haklı değilmiş'' cibiliyetsizliğine bürünmesi bu trajedinin  okumaları olabilir ancak. İşte tam böyle bir dönemde bütün bu gelişmelere bir tepki olarak ''Punk rock'' ortaya çıktı. Anti-Tez, The Clash ve Sex Pistols'ın öncülüğünde ortaya çıkmış, özellikle 70'lerin başlarındaki 'Rock'a ve tabii ki onun müzisyenlerine lanet okumaya başlamıştı. Bu yeni akıma göre rock artık para, şan, şöhret aracı olarak kullanılmaktaydı, ticariydi ve bu hızla terk edilmesi gereken bir tutumdu. Punk özellikle İngitere'de yaydığı anarşist düşünceler nedeniyle devlet tarafından tedirginlikle karşılandı. Punk yapan gençler çoğunlukla işçi mahallelerinde elden düşme çalğılarla müzik yapan işçi çocuklarıydı. Anti-faşist ve anti-kapitalist  düşüncelere uzak olmayan bu gençler özellikle kraliçe'nin ırkçı ve aileleri üzerindeki kapitali,st proğramlara karşı çıkıyordu. Öyle ki Sex Pistols'un ''God Saves the Queen/ tanrı Kraliçe'yi Korur'' isimli şarkısı ülke çapında en çok dinlenen şarkı olunca Kraliçe'nin iktidarına gölge düşürerek tartışmaları tetiklemişti:   ''Tanrı kraliçe'yi korur, onun faşist rejimini. Sizi geri zekalı yaparak, potansiyel bir hidrojen bombasına dönüstürürler. Tanrı kraliçe'yi korur, onda insanlık aramayın, zaten ingiltere'de rüyasının bir geleceği de yok''   Rock, 80'li yıllara Heavy Metal patlamasıyla girdi. Kökeninin 1960'lı yıllarda Hard Rock'a dayandığı bu ''karmaşık'' ama bununla birlikte olabildiğince sert müzik akımı, küfür etmeyi kendine amaç edinmişti ve şiarları ''amaçsız müzik çöplük gibidir, lütfen içerisini attırınız'' olmuştu. Amaç ise direnmek tepkiyi örmek sistemin çürütücü ve yozlaştırıcı müdahalalerine toplumsal bir set oluşturmaktı. tepkisini sert tınılar içerisinde çığlıl çığlığa 'küfrederek' ifade etmeye çalışan bu akım: demokratlar, anarşistler, hatta ırkçılar gibi çok farklı kesimlerden kitleleri etkilemeyi başarmıştı. Bütün bu gelişmelerin yanında solcu rush ve Talking Heads, yine irlanda'nın  İRA destekçisi ünlü grubu U2, rock'ın muhalif yanıyla kitlelere seslenmeye devam ediyordu. Bir tavır olarak solda duran  Dire Straist şarkı sözleri ve tartışmasız müzik kalitesiyle özellikle eğitimli kesimlerin ve aydınların baş tacıydı. Bob Geldof'un öncülüğünde önce Afrika'daki açlar için düzenlenen LiveAid, sonra Mandela için düzenlenen barış konserlerine katılan onlarca müzisyen bütün kirlenmelere rağmen rock'ın muhalif ve dayanışmacı yanından örnekler verdiler. Status Quo, Joan Baez, Black Sabbathi U2, Eric Clapton, Led Zeppelin , Bob dylan, Dire Straist gibi ünlü müzisyenler bu tür konserlerde Rock'ın  konser ve albüm performanslarının dışında  başka şeyler de yapabileceğini göstermiş oldular. Aynı yıllarda İngiltere kökenli Manic Street Preachers da farklı duruşuyla ilği çekiyor, şarkı sözlerinde ve katıldıkları etkinliklerde sol politik bir tavrı koruyorlardı. Grup üyeleri 80'lerin başında Galler'de maden grevlerine tanık olmuş, ''sınıf mücadelesi'' kavramıyla iç içe büyümüştü. Kendisini Sosyalist olarak adlandıran grup Küba'da verdiği konserler bunu teyit etmiş bulunuyordu. Bununla birlikte artık herşeyi belirleme hakkını elde etmiş bir müzik endüstrisi vardı  ve bu müzik endüstrisi ''bunalımlı'' grunge çılğınlığının  sona ermesini, ''sakalları kesilmiş ve saçları taranmış pırıl pırıl gençler' in işbaşı yapmasını istiyordu. Grunge 90'lı yılların sonuna doğtu etkisini yitirerek yavaş yavaş müzik arenasından çekildi. Gözden kaçamayacak kadar büyük bir gerçek var: Müzik ve özellikle rock, on yılda bir kendini yeniliyor, ciddi çıkışlar yaşıyor, bu çıkışlar toplumsal zeminden beslendiği sürecte belirleyiciliğini hissettirirken söz konusu toplumsal zemin kapitalizmin girdileriyle çürütüldükçe yine o aynı müzik endüsrisinin programına dahil oluyor; tüketiliyor ve etkisini kaybediyordu!! Bu gerçeklik 2000 li yıllara gelindiğinde kendisini daha ağır ve dayanılmaz bir biçimde kendisini hissettiriyordu. Rock 'geçici' çıkışlarını yapmış, tekrar gerileme sürecine girmişti. işte tam böyle bir süreçte ''numetal'' ve ''rap metal'' yine rock'ın alt akımlarından etkilenerek ve aslında var olan bir şeyin döneme ve piyasaya uygun hale getirilmesiyle ortaya çıktı. bu yeni akımlar , 80'li ve 90'lı yılların Heavy Metal tınılarına 2000'li yılların popüler hip-hop vokallerinin ve Dj'lerin  rap altyapılarının katılmasıyla oluşmuştu. Bu iç boşaltma ve özden uzaklşmanın birebir karşılığını teşkil eden Linkin Park ile tanınan bu yeni akımlar ciddi bir kesmin (doğal ve öncelikli olarakta müzik endüstrisinin) dikkatini çekmeyi başardı. Kalite, Toplumsal sorumluluk ve direnç yerine bireyselliği, piyasa ve piyasa koşullarını ve doğrudan lise çağında ki gençleri hedefleyen bu gibi yeni akımlar 2000'li yılların başında Rock'ın başka bir noktaya; çürümenin ve duyarsızlaşmanın egemen olduğu bir toplumsal yapıya evrilmesinin de da adı oldu.  Ve buda sert tonlardan kaçan, daha yumuşak, toplumsal zeminden ve sorumluluktan uzak duran bir rock müzik kitlesi ortaya çıktı.   Bir Umut'la Bitirirken   Rock müzik dönemsel olarak(bugün de olduğu gibiğ) kitlelerden kopmuş, insanların ve gençlerin yaşamında etkisini yitirmiş, kendi özüne ve varoluş felsefesini yabancilaştırılmış, yozlaştırılmıştır. Bu, onun hiçbir zaman tarih sahnesinden yokalacağı anlamına gelmeyecektir: Tarih'te, TARİHİN YENİDEN VE ÖZGÜRCE YAZILMASI'NIN  sesi olacaktır. İnsanlık varoldukça, o ''güzel ve güneşli günler'' in umudunu haykıranların dili olacaktır Rock. Bugün neidüğü belirsiz, somut ve yaşamsal olandan kopuk, toplumsal bir karşılığı olmayan ve kendisine toplumsal bir sorumluluk atfetmeyen, güncel ve pratik olandan uzak ürünler kesinlikle Rock'ın özüne ve kimliğine ait olan ''değerler'' değildir!! O, yozlaştırılmış, hiçleştirilmiştir. Evet Rock can çekişiyor , çekişecek. Ama bu hiçbir zaman Rock'ın kitleleri harekate geçirebilme  yetisinin ve adalatsizlik, sömürü ve eşitsizlik yaratan sisteme karşı saldırı aracı niteliğinde olduğu gerçeğini degiştirmeyecektir, DEGİŞTİREMEYECEKTİR!!!     ***Yazımın sonunda, benim gerek siyasal gerek müzikal birikimim de çoook büyük emeği olan, gerek bu yazının yazılması sırasında referansım olan  değerli dostum Cenap SUİÇMEZ'e buradan bir TEŞEKKÜR'ü vefa borcum bilirim..   LONG LİVE ROCK N ROLL

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: