MÜZİK ÖTESİ

Rob Zombie Dosyası

Erdem Tatar - 12 Eylül 2006

Sinema dünyasının haşarı çocukları oldu tarih boyunca. Zeka küpü senaryo yazarları, tek mimiğiyle izleyeni koltuğuna yapıştıran aktörler, dahiyane sahnelerle görsel efsanelere imza atan yönetmenler. Ne filmler izledik, ne performanslar gördük yine de hiçbirimiz Massachusetts'li bir delinin kalkıp on sene boyunca korku sinemasını çılgın şarkılarla anlatmasına ardından da mikrofonu bırakıp yönetmen koltuğuna geçmesine hazır olamadık. Bayanlar, baylar, ölüler... İblis motor dedi, bırakın kan aksın...

İblis'in Vizöründen


Korku filmleri korkutmak için midir, yoksa korkuyu göstermek için mi?


İzleyenlerin bir hayli karıştırdığı kanaatindeyim bu nüansı, aksiyon filminden yüz göz yara bere içinde, romantik bir filmden gerçek bir kalp kırıklığıyla ayrılmadığımız gibi -film sırasında ağlamak kalbinizin kırıldığı anlamına gelmiyor merak etmeyin-, bir korku filminden de gerçekten korkmuş ve hayatınızda travmatik bir sürece başlamışçasına etkilenmeyi beklemek yanlış olur. Siyah beyaz korku klasiklerini düşünün -"Drakula İstanbul'da"dan bahsetmiyorum!!!- Karloff'un "Mumya"sı misal, gerçekten korkunç mudur? Dönemine göre başarılıdır ancak sizi sargı bezi gördüğünüz an en yakınınızdakinin arkasına saklanmaya teşvik edecek kadar travmatik bir etkisi yoktur -ha keza gerçek bir mumya tecrübesi yaşamanız halinde, sargı bezi meselesi gerçekten de bir bilinçaltı kalıntısı olarak kalabilir-.


Müzikse bambaşka bir hadisedir, yeteneğin ve ilhamın notalarla örgüsü algının her türlü katmanına etki edebilir. Sonra bir adam çıkar, der ki, "Ben müziği seviyorum, müzisyen değilim ama yaratıcıyım, bir de üstüne iddialıyım, uslanmaz bir korku filmi fanatiğiyim". Sonra ne olur? Bu adam önce 80'lerin sonlarında yanına Sean Yseult ablamızı da katıp White Zombie adlı mezar kaçkını grubu kurar. Grubun şarkı sözleri sürreal korku hikâyeleriyle bezelidir. O kadar ki çekilmek için yazılmış pek çok kısa film senaryosu, maddi imkânsızlıklar sonucu şarkı temaları olarak yer bulmuştur White Zombie albümlerinde.


Ancak White Zombie de yetmemeye başlar, Rob Zombie, örümcek ağları, mezar kaçkını lanetli yaratıklar ve paslı bir tabutla müzik hayatına tek tabanca devam etmeye karar verir.

İçimde Kötü Bir His Var

Deli bilim adamının laboratuarında, türlü renk dumanlar, karanlık koridorlar ve fokurdayan lanetli sıvılar eşliğinde kotarılır Rob Zombie şarkıları. Riff'ler yerine yarasa kanadı, kunduz gözü, domuz kanı kullanılır. Her bir beste, talihsiz hayatların dehşet verici sonlarına göndermeler yapar. "The House of 1000 Corpses” şarkısı nasıl da anlatır hastalıklı hikâyesini, haber özetlerinden dinlemeye başlarız olanları ve kalkar içimiz dinledikçe, şarkı boyu iblissel bir ziyafet anlatıldıkça sonlarda duyulan çaresiz çığlıklar yürek parçalar, ya da parçalamaz, Zombie müridiysek kıs kıs güleriz çürük dişlerimizin arkasında morarmış dilimiz kendi sapık figürlerini sergilerken.

Rob Zombie hakkı yenemeyecek yepyeni bir ikondur müzik dünyasında. Marilyn Manson'a, Alice Cooper'dan yadigar kalan mirasa benzememektedir Zombie'nin hadisesi. Manson işin "çürümüşlük" yanını resmederken, Zombie sizi bir korku filminin ortasında bırakıverir, binlerce şaşkın surat sahnede neler olup bittiğini kestirmeye çalışırken, kaos, mezarından terk-i diyar eyleyip yanı başınıza etlerinden muaf bir iskelet suretinde dikiliverir. Ustalara Saygı kuşağı gibidir Zombie şarkıları, tabi korku sineması ustalarından bahsediyoruz;

"Dragula" şarkısındaki bir pasaj "Horror Hotel" adlı bir filmden alınmıştır, sesin sahibiyse yeni jenerasyonun, Yüzüklerin Efendisi serisinden Saruman ve Star Wars yeni serisinin yeni bölümlerinden Kont Dooku olarak tanıdıkları ancak şahsı korku sineması dünyasının en mühim ikonlarından olan Christopher Lee'dir.
"Living Dead Girl"ün açılışında duyduğumuz bölümse Wes Craven'ın ilk filmi olan "The Last House On The Left"in fragmanından alıntıdır.
"Beginnig Of The End"in sözlerinde efsanevi Argento filmi Suspiria'dan alıntılar vardır.

Daha pek çok bu tarz alıntı şarkılarda kendilerine yer bulurlar. Zombie, bize her seferinde kapana kısıldığımız ve kana boğulacağımız hissini, bıçağı tutan tarafın perspektifinden yaşatır. Öyle öğreniriz, öyle alışırız ve kaderimize boyun eğeriz. 89'da korkuyu müziğe bulaştıran adam 99'da bu sefer ne kadar ifrit, iblis ve lanetli yandaşı varsa yanına katıp kamera başına geçmeye karar verdi.

Işık, Ses, Kamera, Motor = Kan, Çığlık, Acı, Ölüm

Universal Pictures, Rob Zombie'ye kendi uzun metraj filmini yapması için teklif götürdüğünde herhalde neyle karşılaşacaklarından emin değillerdi. O günleri Rob Zombie şöyle anlatıyor;

"Henüz Sheri ile evli değildik ancak beraber yaşıyorduk. Bir film fikri, müzik yapma fikrinden çok daha önce beynimde tümörleşmişti. Universal Pictures'dan teklif geldiği zaman görüşmeye beraber gittik. Kovboy çizmelerim, deri pantolonum ve "Night Of The Living Dead" t-shirt'ümle bu iş için biçilmiş kaftan olduğum garantiydi, çığlık atabilecek güzel vücutlu aktristim de yanımdaydı. Toplantı odasına girdiğimde sanki Pearl Harbour 2'yi çekmemi teklif edeceklerini sandım. 1965 yılından beri -Rob Zombie'nin doğduğu sene- o kadar fazla takım elbiseli adamla aynı odada bulunmamıştım. O kadar makul insanlardı ki, bu filmin başına bir şey geleceğini daha o zamandan biliyordum. Bana, aklımda bir senaryo olup olmadığını sordular. Daha evvelinde, o gün odadaki ekipte bulunan bir kaç hatırı sayılır adamın yer aldığı farklı bir ekip tarafından, The Crow serisini çekmem teklif edilmiş, ancak senaryom fazla şiddetli bulunmuştu -Titanic'in devamı olabilecek kadar aşk dolu bir fikirdi halbuki aklımdaki-. Bu elemanları nasıl ikna edebilirim diye düşünürken, pek de uzun sürmeyen bir toplantı ertesi film anlaşmasını imzaladık... Bir sorun çıkacağını biliyordum, sonuçta orası Universal, yine de aklıma geldikçe sorguluyorum, adı "House Of 1000 Corpses" olan bir filmden ne bekliyorlardı? Eminim pek çoğu henüz çocukken, korku tünelinden atlıkarınca huzuru bekleyen veletlerdi."

Filmi 1999 sonunda yazan ve 2000 yılında çekimlerini tamamlayan Rob Zombie, şirketin filmdeki şiddet seviyesini abartı bulmasından dolayı rafa kaldırılan bir proje olarak kalmasını hazmedemedi ve iki sene boyunca kendi ürününün peşinden koşturdu. En sonunda 2002'de Lion's Gate ile anlaşan Rob Zombie, 2003'te filminin beyaz perdeye taşınmasını sağlayabildi. Gişe hasılatı çok da büyük olmasa da DVD satışları filmi kült seviyesine taşıdı. Filmde işlenen konu aslen ultra klişe Eğlenmeye giden iki genç çiftin sapık ötesi bir ailenin eline düşüşü diyerek özetleyebileceğimiz konu, Rob Zombie sosuyla birleşince tam bir seyirlik haline geliyor. Dr. Satan efsanesi, Texas'ı arabalarıyla turlayan ve seri katil efsaneleri üzerine araştırmalar yapan çiftlerimizi cezbediyor ve bir oyun olarak başlayan, "Dr. Satan'ı bulmaca" gecesi Firefly ailesinin ellerine düşmeleriyle son buluyor, striptizden, bruleske, aile yemeğinden, şarkılara bağlanan misafirperver peçenin altından Firefly'ların cüzzamlı yüzü sırıtıyor ve film kaotik sonuna dek ciğerlerimiz kan ve diğer vücut sıvılarıyla dolana kadar devam ediyor.

1996'da "Beavis and Butt-Head Do America" adlı Mtv'nin sevilen animasyon ikilisinin uzun metrajlı filmindeki halüsinasyon sahnesinin dizayn ve çizimlerini yaptığı günlerde Rob Zombie;

"Beavis and Butt-Head, White Zombie'ye ve bana bugünkü başarımı getiren seridir, çarpık korku hikayelerinden bahseden sıra dışı bir grupken Mtv'ye transfer oluverdik. Bu uzun metrajda kafalar dumanlıykenki halüsinasyon sahnelerini çizmekle ilgilenip ilgilenmeyeceğimi sorduklarında tereddütsüz kabul ettim, böylece ufak da olsa, Beavis and Butt-Head'e minnet borcumu ödemiş olacaktım."

Rob Zombie'nin animasyon dünyasına katkılarına döneceğiz ancak şimdi sırada...

Şeytana Yaka Silktirenler

109 dakikaya yirmi iki adet vahşi ölüm sığdıran "The Devil's Rejects" Rob Zombie'nin ilk filminden sonra yarım kalan olayları konu alıyor. Firefly'ların sığınağının filmin hemen başında polis tarafından ablukaya alınması ertesi, baskından kurtulan Otis ve Baby'nin Dr. Spaulding ile "sakat üçlüyü" kurmasıyla açılıyor film. İlk filmdeki korku filmi havası bu sefer yerini bir kedi-fare oyununa bırakıyor. Anne Firefly filmin hemen başında polis tarafından tutuklanıyor ve ilk filmde öldürülen polis memurunun kafadan kontak kardeşi, şerif Wydell tarafından sorgulanıyor -akıbetini filmde izlersiniz artık- ve Wydell üçlümüzün peşine düşüveriyor. Kedi-fare oyununda roller sürekli değişiyor, ne ekibimiz ne de polis güçleri filmin sonuna dek birbirleri üzerinde baskı kuramıyorlar. Rob Zombie'nin film hakkındaki görüşleriyse şöyle;

"The Devil's Rejects, beklenenden daha fazla "film" oldu. "HO1KC" eğer mükemmel bir video filmiyse, "The Devil's Rejects" de aynı kalitede bir sinema yapımı. Aslen daha farklı fikirlerim vardı ve değişik teklifler de gündemdeydi ancak hem Lion's Gate şirketine ilk filmimi Universal'dan kurtardıkları için borcum vardı hem de "HO1KC" tüm dünyada, çok kısa sürede kemik bir kitleye sahip oldu ve ilk filmin sağlam karakterleri bir filmi ve adam akıllı bir sonu hak ediyorlardı. Hiç bir masraftan kaçınmadık, kan ve ceset torbaları yine filmin en kilit öğeleri."

Gerçekten de lanet, ilk filmden daha "film" bir karakterle sürüyordu. Seri noktalanırken ise Rob Zombie çoktan iki yeni proje için hazırlıklara başlamıştı.

Şeytanın Eline Bir Kalem Verin, El Superbeasto'yu Çizecektir...

Rob Zombie, Beavis and Butt-Head serilerinden aşikar olduğu ve hatta içinde de yer aldığı animasyon piyasasına hiç de yabancı sayılmaz. Hali hazırda çizgi roman işlerine de bulaşmış olan Zombie'nin ilk projesi yine kendi yarattığı maskeli güreşçi El Superbeasto. "Spookshow International" adlı, Firefly ailesinin filmlerden önceki icraatlarını konu alan bir çizgi roman serisini yayınlayan Rob Zombie, bu seriden aldığı öğelerle geliştirdiği, über fantastik karakter El Superbeasto ve Dr. Satan'ın maceralarını zaten bir süredir yayınlıyordu. 2006 yılıysa bu seriyi animasyon bir filmle taçlandırılmasına karar verildiği yıl oldu. Animasyonda çizimler çizgi romandakinden daha "sevimli" olacak olsa da cinsellik ve diğer Zombie öğeleri kesinlikle kesintiye uğramadan ve hatta daha da abartılarak filme yansıyacak. Tam adı, "The Haunted World of El Superbeasto" olarak açıklanan animasyon, 2006 yılı bitmeden Birleşik Devletler'de gösterimde olacak.

Balkabağından Yayılan Zombie Kokusu

Rob Zombie, sene başından beri büyük bir işin başına geçeceğini ancak 100% anlaşma sağlayana kadar kesin açıklama yapmayacağını söylüyordu. Basın direttikçe Zombie sessiz kalıyor ve doğru zamanı bekliyordu. En sonunda geçtiğimiz ay beklenen açıklama yapıldı. 1978 yılında, korku sineması, John Carpenter'ın efsanevi filmi "Halloween" ile tepetaklak olmuştu. Orijinal film de dahil geçen yirmi sekiz yılda tam sekiz adet "Halloween" çekildi. Devam filmlerinin neredeyse tümü büyük zarar eden ve serinin adına gölge düşüren yapımlar olunca, Dimension Films dokuzuncu filmi yazıp yönetmesi için Rob Zombie ile anlaştı. Sadece bu filme konsantre olabilmek için yeni albümünün prodüksiyonunu sene başında tamamlayan, El Superbeasto'nun tüm çizimlerini halleden ve yeni yayınlayacağı çizgi roman Bigfoot'u da erteleyen Rob Zombie, her röportajında, yeni Helloween'in serinin en iyi ve en özgün filmi olması için çalıştığını üzerine basa basa söylüyor. 2007 Ekim'inde gösterime girecek olan Halloween ve baş cellat Myers bakalım iblisin dokunuşuyla ne hale gelecekler...


 


"Bir iblis seçin, kameranın arkasına koyun, kamera önündeki iblisleri en iyi o idare edecektir!"

- Rob Zombie







Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: