MÜZİK ÖTESİ

Referandumun Ardından Türkiye'de Rock

Altuğ Kanbakan - 18 Kasım 2010

Referandum sonrasında gündemde yer edinen başlıklardan biriydi faşizm tartışması. AKP'nin "demokrasi, özgürlük getireceğiz bu topraklara" yalanları ile kendini sol "zanneden" solculara kapak atması, o cenahı kendine çekmeye çalışması da ayrı bir saflaşma konusu oldu. Özellikle otel kahvaltıları ile yandaş "aydın" ve "sanatçı" yaratmaya çalışan AKP, kendini "sol" olarak tanımlayan kişi ve öznelerin ne menem solcu olduklarını gösteren bir turnusol kağıdı işlevi de gördü.

Referandumun Ardından Türkiye'de Rock
 

Rockerlar da doğal olarak bu saflaşmada yerini aldı. Türkiye'deki rock müziğin gelişimine katkıları ile öne çıkan bazı kişiler de bu demokratikleşme yalanının kuyruğuna katıldı. Tabi bu saflaşmanın yaratılmasında sadece AKP rol almadı. Bilindiği üzere, kendini sol postuna bürümüş bir yayın organı olan Taraf gazetesinin de bu yalanın, politik olarak zayıf olan çevrelere yedirilmesinde önemli katkısının olduğunu unutmamak gerekli.
Sistem karşıtlığı ve devrimci fikirlerin yerleşik olduğu bir müzik olan rock'un bu etkiden uzak kalması beklenemezdi. Türkiye'deki rockerların muhalif ve rahatsız tavrı Rasim Ozan Kütahyalı gibi saldırgan ve neo-con tavra sahip kişilerce kullanılmaya çalışıldı. Rock müziğin özündeki sol değerlere "gerçek anlamda sahip çıkan" dostlarımızı karalamaktan hiç çekinmeyen bu köşeli yazarın şu an mevcut siyasi zihniyetin dayattığı "sanatçı" modelinin yaratılmasında önemli bir işleve sahip olduğu da çok açık.
 

Faşizmden ve barındırdığı zihniyetten "dem vuran" bu "hayattan uzak" köşeli yazarların görmezden geldiği pek çok olay da olmuyor değil. Bunlardan ilki metal festivaline katılan bir grubun başbakanın aracına doğru o ünlü "devil horn" işaretini yapmalarıyla başlayan ve "müzikal işkence" ile ekip arabasında devam eden, nezarette sonlanan hikayedir. Bu hikayenin tüm kahramanları ne yazık ki gerçektir. Basketbol sahasında yapılan yuhalama ile dışarı çıkarılabilmek ne kadar normalse o kadar normaldir bu olay da!
Bir diğeri sistematik bir biçimde rock ve metal müzik üzerine yapılan "dini" çalışmalardır. Bunlardan en popüler örneği Harun Yahya takma adını kullanan Adnan Oktar vermekte. Muhteşem photoshop post-prodüksiyonlu yaradılış atlası ile bir yandan evrimi photoshop ile alt edebiliyor, bir yandan da olmayan şeyleri olur gibi gösterebiliyor. (Marilyn Manson'un Cradle Of Filth grubunda yer alması gibi). Uydurmada sınır tanımayan, rock ve metal dinleyen insanları "sapkınlıkla" itham edebilen bu şahısların daha neler yaptıklarını söylemek sanırım gereksiz.

Referandumun Ardından Türkiye'de Rock(Adnan Hoca'nın seksüel mevzular ve din içerikli bir takım fikirleri din adamlarını ikiye bölmüş durumda. Bir kısmı Adnan Hoca'nın ceza-i ehliyeti olmadığını düşünürken diğer kısmı ise Adnan Oktar'ın mühim bir din adamı, evrim uzmanı, taocu ve adeta bir evliya olduğunu düşünmekte)
 

Unutmadan, Taraf gazetesi gibi "sol" gösterip "sağ" vuran gazetelerin yanında "minare ve süngülerle" saldırı formasyonunda bekleyen bir güruh ve gazetesi daha var: Vakit!
Yakında bir kültür-sanat eki ile karşımıza çıkması olası olan bu gazetenin düzenlenen her konser öncesinde savaş davullarını çalmaya başlaması da enteresan bir tesadüf! Örneğin Rammstein konserinden önce gruba, cinsel sapkınlığa ve mazoşizme özendirdiği gibi iddialarla saldırmayı uygun gören gazetenin haber servisi her nedense bir zamanlar yazarı olan Hüsyin Üzülmez hakkında pek bir şey yazmıyor!
Bu örnekler, bizim tuhaf bir kurgu odasına dönüşmüş ülkemizde çoğaltılabilir. Ancak değişmeyen bir şey var ortada; gericilik ve piyasacılık elini kolunu sallaya sallaya her alanda cirit atmakta, kendine benzerleri seçip, kendinden olmayanlara ya şekil vermeye çalışmakta ya da şekil veremediğinin ayağını kaydırmakta.
* * *
Bu kadar saldırıya rağmen halen "kendi sınırları içerisinde" muhalif olan ya da muhalif olmaya başlayan gruplar yok değil. Bu gruplara yakıştırılan benzetmeler de ne yazık ki "saf " bir tutum alamamalarından kaynaklanmakta. Bunu bir eleştiriden ziyade bir tespit olarak yazdığımı belirtmek isterim. Zira bu grubu oluşturan insanlar da bu toplum içerisindeki sınıfsal kökenlerine uygun bir biçimde tavır almakta, deyim yerindeyse "eşyanın tabiatına uygun" hareket etmektedirler. İlginç bir örnek olarak şimdilerde popüler rock gruplarından biri olan Mor ve Ötesi, önceleri sadece bireyin sorunlarını işleyen sıradan bir grup iken, onları yükselten etkilerden biri bu sorunların yanı sıra toplumsal olaylara bakış açıları oldu. Her ne kadar Eurovision gibi, ki bence müziğin varoluşuna aykırı bir yarışmaya katılmış olsalar da, 12 Eylül darbesine karşı bir şarkı da yazabilmekteler. Pek tabii bu tür çıkışlar yapsalar da az önce belirttiğim gibi eşyanın tabiatına uygun biçimde hayatlarına devam etmekteler.
Ancak bunun haricinde Türkiye'deki rock ve metal gruplarında faşist ve milliyetçi tavırlar çok net seçilir durumda değil. En azından birkaç grup haricinde kendini belli eden ya da taraf seçen gruplar az. Ancak önümüzdeki süreçte bu durumun pek de iyiye gideceği yok gibi.
 

Bu gidişatı durdurmanın yolları az çok belirli. Bunlardan ilki, bir insani üretim olmasından dolayı müziğin siyaset ile bağlantısını kurmaktır. Her ne kadar dönüp dönüp yeniden yazsam da bu ilişki kuracağımız kültürün temelini oluşturmakta. Müziğin sadece keyif verici tüketim malzemesi olmadığını bilmek, edindiğimiz tavrın ve savunduğumuz fikrin tutarlılığı için bu ilintiyi kurmak hayatidir.
 

İkincisi, Deli Kasap'a güç vermek. Bunu bu dergide yazdığım için değil, basılı medya içerisinde köklü dergilerin dahi AKP reklamı alabildiği bu dönemde, bir yandan gerçekten "özgür" ve "underground" olabilen bir yandan da ülkeye ve hayata dair her şey hakkında yorum yapabilen, tutarlı bir duruş sergileyebilen yapıların çok az oluşundan ötürü söylüyorum.
 

Bu tür özgür ortamların biz rock dinleyicilerinin, gerçek rockerların katkısına ihtiyacı aşikar. Bu katkı sadece bir oluşuma destek değil, aynı zamanda geleceğe bırakılacak bir rock kültürü oluşturmada atılacak bir adım olacaktır. Ancak bu şekilde piyasanın ve kapitalist üretim ilişkilerinin müzik üzerindeki "tüketime yönelik" etkisini kırabilir, gerçekten muhalif olan daha da önemlisi "neye muhalif olduğunu bilen" bir rock kültürü inşa edebiliriz.

Referandumun Ardından Türkiye'de Rock
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: