MÜZİK ÖTESİ

Ramazan Çocukları

Barış Öner - 28 Eylül 2006


Sokaklar vardır, bilir misiniz..? Buğusundan insan siluetlerinin net görünmediği, gri bir günün akşamüstü seyrini yaşayan, şehrin dar vücuduna giydirilmiş sokaklar O "suratsız" taş yığınlarının arasında Ramazan geldiğinde çocuk iklimi değişir. Sanmayın, akşam günün üzerine örtünürken babalarının ellerindeki üç-beş erzak torbasını bekleyen çocuklar yoktur artık. Yerine gelenler, kendileri kazanmak zorundadırlar hayatlarını, çünkü birçoğuna temizce yaşamak için bir "hayat” bile bahşedilmemiştir, doğduklarında.

Kimbilir, belki de birkaçının, suratında yorgunluğun derin hatları, elinde, içlerinden çocuklarına ufak bir hediye çikolata çıkaracak, "veresiye" poşetleri olan bir babaları bile yoktur. Siz hiç bu çocukların tüm sokağı içten içe çınlatan ağlamaklı seslerini dinlediniz mi? Ya o, ağlamak için gözleri tükenen "ılıman" sıratları seyrettiniz mi?


Artık Ramazan geldi. Sokaklar, caddeler, çarşılar hep iftarda bir sofranın başına yetişmenin telaşında, bense hep penceremin önündeyim. Kaldırımlar, bir yandan telaşlı ve huzurlu oruç nağmelerine basamak olurken, bir yandan da kaybedilmiş seslere "önayak" oluyor, biraz daha yol katedebilmeleri için. Ve bugünlerde penceremin önü hep bu çocuk iklimini yaşıyor, yaşlı bir çınarın yapraklarını dökermişçesine, sessizce, birçok insanın farkına varamadığı


Bir bakıyorum penceremden bizim sokağa uzanan "hayat"a bir ses. A, bir ses daha Bu ses cümbüşünü her işittiğinde kulaklarım, önce yüzümde tatlı bir gülümseme oluşuyor, ardından o gülücük yüreğime kadar uzanırken bir sızıya dönüşüyor ve sonunda da yüreğimin tam ortasında kenetlenip kalıyor.

Penceremin buğusunun izin verdiği ölçüde bakıyorum; ellerinde "çocuk sakarlığı" ile defalarca yere düşmüş yamulmuş tepsileri, o tepsilerin üstünde fırın ateşinden yeni kurtulmuş, lodosun etkisiyle soğumaya azad edilen pideleri ve sıcaktan canlarının yanmaması için tepsiyle başlarının arasına koydukları bir "bez"


A, hatırlar mısınız? Eskiden anneciğimizin elbezleri olurdu. Boyaları hayatın bir nakışını çevreleyen küçük duvarlara sahip evin, solgun camlarıyla "haşır-neşir" olan bezler Toz topraktan "leş" gibi olmuş camları silen annemiz, bir yandan günlük şikayetlerine söylenir, bir yandan da kirli bezin en kirsiz yerini arardı; camlarını daha iyi temizleyebilmek için. Öyle şimdiki gibi büyük lüksleri yoktu ki onların. Camları silmek için bildiğimiz; "bez!"


İşte aynen böyle bir oluyor o "iklimin" elinde, birçok anıyı barındıran Bilinmez, belki de camları silecek başka bir bez bulmuşlardır, küçük kızkardeşlerinden arda kalan. Camlardan daha temiz bir yüreğe sahip, ağlayan bir çocuğun kokusunun sindiği nasıl olsa gün evrimdikçe o da kirlenir, bezde gözyaşlarının kokusu bulunduğu çocuğun yürek "cam"ı gibi!


Ve ertesi sabah, yeniden aynı döngü. Önlüklerini çıkarmaya bile vakitleri yoktur, çoğularının. Son ders bitimi zili çalışında herkesi bir sevinç sarmalarken, onları kucaklayan hüzün olur, bilirim. Birçokları için gün sona ermişken, onlara yeni ağarmaktadır, onların dünyasında farklı döner dünya. Zaten, duvarları örümcek ağına esir olmuş, paslanmaya yüz tutmuş fırın da okulun hemen karşısındadır. Oradan bir tepsi "kapılmasıyla" birlikte, düşülür sokaklara; sokakları gözüyaşlı bir mutluluk kaplar, bu çocuk iklimiyle. Kaldırım taşlarında bir başka ayakizi oluşur, herkesinden farklı, ağlamaklı, kırılgan..!

İşte benim pencerem bu çocuk sesleriyle titrer ancak. Koca "metal yığını” kamyonların gürültüsünün sözü geçmez de pencereme, bir onların "tiz” sesi titretebilir penceremin camlarını.

Görürüm, tepsileri bir dolar, bir boşalır ama onlar hiç kaybolmazlar ortalıktan. O tepsilerin içinde pidelerinden başka, kimsenin göremediği bir şey daha vardır: ACI! Her şeyi satar onlar da, bir bunu "çıkaramazlar” ellerinden. Dedik ya, onlara aittir o, yapışır kaderlerine sinsi bir "salgınlık” gibi

Yorulurlar onlar da her insan gibi, bilirim. Ama onların tek nefes durakları; bir sokağın bitişi, öbür sokağın başıdır köşebaşları. Soğuktan üşümüş ciğerlerine "üç-beş” hava doldururlar sonra yine nefessizce devam. Salınıp giderler ayaz tutmuş, inişli - çıkışlı yollarda, bir sağa, bir de sola

Bugünlerde sık sık geçiyor penceremin önünden bu iklim; "SU” misali Ama bakıyorum; ne esip geçtikleri yerleri ıslak bırakıp gidiyorlar, ne de bizim sokağa bir "yüz” bırakıp gidiyorlar, hatırlanmak istenmeyişçesine Çünkü biliyorlar, onların yaşamları küçük bir kelebek misali, kısa, sokaklarda

Biliyorum: ACI! Ve son derece haklılar hayat karşısında, yüzdeyüz haklı. Ama Tanrı onlara en fazla o yaşamı vermiş; sokaklarda, bir sağa bir de sola sendeleyen.


***


Bu arada geçen camımı silecek oldum, belki kirinden sıkılmıştır diye, bez aradım, eski bezler Ne de çabuk unutmuşum, çöpe atmışız hepsini, hayatımızdaki birçok güzelliğe yaptığımız gibi. Camım şimdi kirli.


Karşımda yeni modalardan bir "şey"ler duruyor, silmek için ama Aman..! Bırak böyle kalsın.






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: