MÜZİK ÖTESİ

Pisuarımın Köşesi Pek Yok Düğünün Neşesi!

Tunca Arıcan - 1 Eylül 2013

Bir arkadaşımızPisuarımın Köşesi Pek Yok Düğünün Neşesi!ın yaz gecesindeki düğününde masa altından votka içmek zorunda kalıyorsak, zaman artık bildiğimiz zaman değildir. Hele ki nikâh masasına oturmuş arkadaşımız, okul yıllarını masaların üzerinde, elinde tekilayla dans ederek geçirmiş birisiyse durum daha da anlaşılması güç bir hal alacaktır.


Tek başına düğün, her memlekette, ülkede, kültürde kendine has bir patikayı izleyen zaten çok karmaşık olan bir etkinlik. Kimi yerde bir karnaval havasında, kimisinde ise çocuğuna yuva bulamamışların geçici oyun bahçesidir. Fakat önünde sonunda elde kalan, bir gecelik pahalı, "namus kadar ak" çaput, kuyruğu pisliğe bulaşmış; diğer tarafta her daim ciddi ve eril ortamların siyahî kürkü -yersen-. Düğün yerine yalnızca yedi-dokuz dakika süren nikâh merasimleri gibi parlak fikirler sunulsa da düğün mafyası acımadan her daim iş başındadır. Çaputundan fotoğrafçısına tam teşekküllü bu örgütlü merasim grubu her tür yöntemle aklınızı almaya yemin etmiştir.
Düğün gecelerinde neler olur, neler biter diye gözlemlemeye başladığımda kendimi Kamber gibi hissetmeye başlarım; neye hizmet ettiğimi bilirim ve artık gecenin karanlığını beklemeye koyulurum:


Düğünün vuku bulduğu mekânın dans için ayrılmış bölgesinde tekmelenmeyi ya da patlatılmayı bekleyen plastik balonları gördüğümde aklım bir an için durur. Sinsice her birini patlatmalı mı yoksa bin yıl sonraki diğer düğünlere kalmalarını mı sağlamalı? Hızlı hamlelerle, balonların bir kısmıyla hemhal olup, birkaçıyla oynaşırım. Gelinliğin kuyruğuna basmadan atik hareketlerle pisti bir uçtan bir uca kat ederim. Aynı esnada, sönen ışıkların, ateş fışkırtan maytapların arasından herhangi katının herhangi diliminden yememem gerektiğini iyi bildiğim apartman kılıklı düğün pastası kendini gösterir. Kafa başına düşen alkol miktarının azlığından ötürü yeteri kadar içememiş olduğumdan çişim henüz gelmemiş, bir süre daha rahat olmanın verdiği dinginlikle de, döner bıçağıyla pastayı kesen şahsiyeti tüm ayıklığım ve alıklığımla izlemeye koyulurum. Hemen ardından düğünün orji kısmının başlayacağını da iyi bilirim. "O şeker hamuruyla sıvanmış pastayla ne de güzel savaş yapılırdı" diye düşünmeyi kısa kesip, orjiye yakalanmadan, dans pistinden hızlıca geçerek sonunda teşrif etmiş çişimi yapmaya giderim. Tuvaletlerin konumuna göre "synth-oynak" müziğin sesi tuhaf bir yankı ile pisuarıma çarpar. Yerime dönmek için oynaklar pistini geçtikten sonra, bilmem kaç kişilik yuvarlak masanın bir köşesinde oturan, bilmem kaç yıldır görmediğim ahbabım beden diliyle beni dans etmeye çağırmasıyla bir an duraksarım. Bekâr olan arkadaşımın, aklından kendi düğününün diğerlerinden farklı olacağını mı geçirdiğini düşünürüm. Bir anda karışan pistin kargaşasından uzak durmayı her daim başarırım. Yılların metalcisi olduğumdan "moshpit"ten nasıl hızlıca kaçılır iyi biliyorum. Zira kaçamadığım bir metal konserindeki "arbede" yüce ve görkemli burnumun sağ duvarında ince bir sızı ama bolca kan bırakmıştı. Neyse ki siyahtı çaputum, namussuzca da içmekten asgariydi acım.


Sigara içmeme rağmen, kendime kızdığım, bulunmak duygusallığında bulunduğum düğün gecelerinden ve kalabalıklardan sıvışmak için bana zaman aralığı tanıdığından sigara yasağını gönülden destekliyorum.
Bütün gece koca makineleriyle fotoğraf çeken o "ciddi" adamların da işi zor benim de işim zor onlarla. Burnumun ucunda sürekli flaş patlatan bu adamların gecenin herhangi bir yerinde renkli kâğıtlarla, özellikle de en çok rahatladığım helâların önünde "bak seni görüntüledim, bunu satın almalısın" halleri beni çileden çıkartıryor. Bırakın onları satın almayı, benzin döküp yakmayı tercih edecek denli içimi kaldırıyorlar. Tüm bu geceyi videoya kaydedenleri ise saymıyorum çünkü o denli köklü ve derin bir "sinema bilgisini" haiz değilim!


Sıra, evlenen arkadaşımın masaları tek tek dolaşıp tebrikleri, ahlaki-manevi destekleri kabul etmesine gelince gece daha bir şenleniyor. LCD televizyon almalarına destek olacak, almayı "ihmal ettiğim" çeyrek altın yerine cüzdanımdaki prezervatifi gelinin kesesine atmamak için kendimi zor tutuyorum. Karşıma gelin ve damat geçtiğinde, içimden "bu gece o kadar yorulduktan sonra zor sevişirsiniz" düşüncesi geçiveriyor. Tebrikleri hızlı bir şekilde geçiştirdikten sonra köşeme dönüyorum. Kendime de kızıyorum tabii: "Keşke gelinin kesesine prezervatif ataydım da en azından çocuk yapmalarına milimetrik bir duvar çekeydim." Zira kürtaj da mesele bu memlekette, artan nüfus da…


Sona yaklaştıkça sakinlik ruhuma çökecek diye beklerken öfkem daha da kabarıyor. Sonunda çocuklar pisti terk etti. Bir kısmı ya gitti ya da birleştirilmiş sandalyelerde sızdı. Ama kalabalık düğün gecesinin arta kalan balon ve yanan mumları çok daha sinir bozucu olmaya başlıyor. Yuvarlak masanın üzerinde duran yapay çiçeğin arkasındaki arkadaşımın kendi düğününü bununla karşılaştırdığını işitince iyice dellenip yola koyulmak için kalkıyorum. "Darısı başına" lafını eden annelerin, babaların, amcaların, teyzelerin can sıkıcı temennilerini de atlattıktan sonra gecenin "ahlaklı" kısmı bitiyor. Kendi geceme başlamadan önce, tüm itliğimle düğün sahiplerin yüzlerine gülüp mekândan çıktıktan sonra CD çalarlı arabama biniyorum. Neyse ki parmağımın ucunda müzik var ve başlıyor çalmaya: Kudret Kurtçebe "Çocuk"...


Çocuk, evlilik sigortası,
Çocuk, yalnızlık korkusu,
Çocuk, Neyin göstergesi...
Kurumsallaştık oyuna geldik,
Birbirimizi tanımadan evlendik...

http://www.vidivodo.com/video/cocuk-kudret-kurtcebe/718856
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: