MÜZİK ÖTESİ

Pembe ve Kırmızı veya Sadece İroni…

Deli Doktor Ö.S. - 20 Mayıs 2011

Şu klasik tasviri bilirsiniz; soğuk bir kış günü, evinizde, sallanan koltuğunuzda oturmuş kitap okuyorsunuz. Fonda güzel bir şarkı, sobanın içinizi ısıtan ve sürekli pozisyon değiştirmenize neden olan sıcaklığı ve belki yanınızdaki sehpada demleme çayınız veya şarap… İnsanın kendine vakit ayırdığı zamanlarda "belki bir şeyler okuyacağı ya da karalayacağı enfes ortam" gibi bir kabul var aklında. Herhalde bugün bu yazıyı yazmadan önce öyle bir ortam hayal ettim. Ama kendi adıma hiçbir yazıyı da öyle yazmadım, o ayrı. Ne zaman öyle bir ortamım olsa bir şeylere kafa yormak yerine oturup düşünürüm sadece. Sonra ise adı gibi tatlı bir şekerleme…

Yazımı hazırlamak için masanın başına oturduğumda yukarda anlattığım ortamı bulamamıştım fakat aniden tam bir sene öncesini hatırladım. Yazının girişindeki konfordan hayli uzak bir şekilde, doktorluk mesleğimi icra etmek üzere mecburen yollandığım çoook uzak diyarlarda, sıcak bir gündeki minibüs  seyahatim aklıma gelmişti .Evet, çok iyi hatırlıyordum; kulağımda başka bir ülkeden lakin anladığım dilde bir şarkı, minibüsteyse aynı topraklardan fakat anlamadığım dilde konuşan insanların asık suratları vardı. Ve minibüsün içinde ilerlerken etraftaki mayın tarlalarını görünce siniri bozulan ben; kulağımdakine şarkı söyletenin, etrafımdakilerin yüzünü asanın ve benim sinirimi bozanın, aynı şey olduğunu fark etmiştim. Yazıysa sanırım burada başlamalı; ironi, kızgınlık ve yalnızlık üçgeninde...    Çok değil, daha gitmemden bir hafta önce İstanbul'da bir plazanın 17.katında dostum Can Ali ile beraber keyifli, bol kahveli, yarı entel yarı dantelli muhabbetlerimizin bir yerinde konu tabii ki de Sovyetler'e gelmiş, İkinci Dünya Savaşı, soğuk savaş derken; "Sen gel faşizmi yen, Hollywood'a yenil!" diye hayıflanmıştık.                                                                                                                                                 

Pembe ve Kırmızı veya Sadece İroni…

O an; balıyla, meyvesiyle değil de, savaşıyla tanıdığımız 'memleketin bir diğer ucuna' gidecek olmanın yarattığı duygu durumdan olsa gerek "savaş" realitesini hatırladım. Garipti; çünkü az önce kahramanlık ve minnete konu olan kavram; bugün benim için karşı çıkılan, olmasın denilendi. Bu muhabbetlerin üzerine geldiğim bu diyarlarda, "Kulağımdaki" ile kızgınlığı ve yalnızlığı paylaşıyordum. Ben; savaş denilen, aslında ne idiğü belli  bir kavramın saf ürünü olan bir coğrafyada haklı ile haksız meselesinden bir o kadar uzak durarak, "Bu illet olay nasıl biter?" sorusunu cevaplandırmaya çalışıyorken, o ise "Neden var?" diye soruyordu.

Pembe ve Kırmızı veya Sadece İroni…

Lakin her şey kitaplarda okuduğumuz kadar rasyonel gelmiyordu. Balıklama daldığım düşüncelerim, beni çivileme attıkları bu bozkırda hakikaten boğuluyordu, öyle ki "Yeter, bitsin!" diye bağırasım geldi. Derken, benim yerime kulağımdaki haykırdı; babası savaşa gitmiş ama gelmemiş. O an, ben de minibüse baktım. Belki de yanımda oturanın da çocuğuydu, gidip de gelemeyen. Benim hiçbir şeyimdi ölenler ama söyleyen kızgındı ,oturanlar kızgındı ve ben de kızgındım. Ne sinirim azalıyor ne de "kulağımdaki"nin haykırışları bitiyordu. O zaman "Yol da devam etsin" dedim, ama olmadı, minibüs kontrol amaçlı durdurulmuştu. Kimliğim yanımda olduğu için sevinmiştim çünkü yabancısı olduğum bir yerde oralı olmamam işe yaramıştı.

Tüm zorluklara karşın minibüsle ilerledikçe gördüklerim ve duyduklarım birbirine uyumlu bir hal almaya başlamıştı. "Kulağımdaki ince, çatlak sesli adam" öyle bir fon yapıyordu ki pek haz etmediğim "az diyaloglu, bol fotoğraflı filmler"den birindeymiş gibi hissediyordum kendimi. Sanatsal uyumu dikkate değer olsa da evrensel bir çirkinliğe tanıklık etmek, sadece seyirci olarak bile kötüydü. Mayınla dolu arazilerde, bereketli bir nehrin etrafında, yakılmadan önce orman olan kurak dağlar arasında gördüğüm yegâne yerleşkeler, komuta birlikleriydi. O sırada "kulağımdaki"nin aynı cümlede Reagen, Thatcher  ve Brejnev'i kullandığını duyunca "Her savaşan ve ya savaştıran yanlış mıdır?" diye düşündüm bir kez daha. "Kulağımdaki"nin babasını, Hitler'i, İspanyol anarşistlerini ve Che'yi aynı kadrajda düşünmeye çalıştım. Olmuyordu. Hepsi savaşmıştı ama sığdıramıyordum tek bir tabloya… Kulağımdaki adamın ince, çatlak, yer yer çirkin sesinin; hassas, dozu yerinde bir "bend"le birçok şarkıda çatışması gibi düşüncelerim de çatışkılarla doluydu. Bir yandan yorulduğumu; bir yandan da bu yorgunluğa rağmen beni yola ve şarkılara devam ettiren bir şey hissediyordum. Evet, umuttu içimde taşıdığım. Kulaklarımdaki müziğin polifonik şiddeti, önümdeki üç boyutlu gerçeklikle birleştiğinde oluşan kafa karışıklığı ve belirsizlikler bu kez de bendeki umutla çatışmaya başlamıştı. Fakat emin olduğum ve inandıklarım da az değildi. Ne ölen babalar boşuna ölmüştü ne de her yitip giden kardeş "kutsal görevleri" adına heba olmuştu. Savaş kötüydü, bir gün olmayacağı bir dünya olacaktı. Savaşsız bir dünya için savaşmak ne kadar doğruysa, haklı savaşlarımız için bugünün savaşlı dünyasına da karşı çıkmak o kadar doğruydu diyebiliyordum en azından. İşin "nasıl" kısmını halen bilmiyorum fakat içimdeki umudun tek bir şeye yaradığını iyi biliyorum; yürümeye, tıpkı içinde olduğum minibüs gibi her şeye rağmen devam etmeye…

Pembe ve Kırmızı veya Sadece İroni…

Umudu nasıl içime kazıdığımı bilmesem de, onsuz yapamayacağımı tekrar anlamıştım. Artık yol da, şarkılar da sona yaklaşıyordu. Kulağımdaki "şimdi değil con" diyordu. Ben de, "Şimdi değil" dedim kendime ve belki hayalimdeki gibi rahat bir ortam olmasa da şekerlemeye başladım minibüste. Uyurken düşümde neler gördüğümü hatırlamıyorum ama kulağımda tekrar eden ve uyandığımda hatırladığım şu sözlerdi, galiba  en çok aklımda kalacak olanlar da onlardı; "Hepimiz eşittik en sonunda…"

Kulağımdaki gizli özne: Roger Waters (Final Cut performed by Pink Floyd)

Pembe ve Kırmızı veya Sadece İroni…

 

                                                                                                                                            

 

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: