MÜZİK ÖTESİ

Okuyoz biz yaa...

Güvensiz - 7 Mayıs 2012

Efendim malumunuz, ayının bildiği 100 şey 99'u armut hakkında. Ben de ancak kitaplar hakkında bir iki kelam edebilirim. Sadık okuru -ve belki de hain yazarı- olduğum Delikasap'a da ancak böyle katkı koyabilirim gibi görünüyor. Karınca kararınca...

Okuyoz biz yaa...

"Şimdi durup dururken nereden çıktı bu kitaplardan bahsetme merakı" diye sorulabilir. Öyle ya, yayınevlerinin mali destekleri ile çıkan onlarca kitap eki ve süreli yayın bu ihtiyacı karşılamıyor mu? Sorunun gelişinden anlaşıldığı üzere cevabımız çok net: Karşılamıyor. Para ile aşk bu kadar oluyor. Kitabın bir başından bir sonundan alıntı, bir iki büyük gönderme ve klişe cümlelerle yapılan kitap tanıtımları insanı kitaptan soğutur. Pek çoğumuzun kitaplarla ilişkisinin çok da sıcak olmadığını düşünürsek durumun vahameti daha da görünür olur galiba.

Biz basamak basamak gidelim en iyisi. Bu yazıda "kitap nedir" (!) sorusuyla başlayıp neden böyle yazılar yazmaya ihtiyaç duyduğumuzdan, önümüzdeki yazıda da "Giriş"lerden bahsedelim.

Eloğlu yapmış güzel bir tanıtım, bilmeyenler ya da unutanlar için bu yeni ve teknoloji harikası ürünü bir tanıyalım bakalım:

Evet bu güzelim ürünle henüz tanışma fırsatı bulamamış olanlar "Ben yetişemedim, kitaplar ortadan kalkacakmış" diye de korkmasın. Bu konuda iki büyük abimiz içimize su serpti. Nasıl olup da popüler bir kitap yazdığını halen anlayamadığını belirten Umberto Eco ile J.-C. Carriere'nin kitaplar üzerine yaptığı birkaç sohbetten oluşan "Kıtaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın" isimli kitap bu açıdan bizi oldukça rahatlattı. Kitabın önsözünü yazan Jean-Philippe de Tonnac da tedirginliğimizi anlamış olacak ki polisiye romanın heyecanını kaçırmaktan çekinmemiş hemen Önsöz'de asıl soruya cevap vermiş:
Kitap, müjdelenen veya korkulan teknolojik devrimlerin durduramayacağı bir çeşit "bilginin ve muhayyilenin tekerleği" gibi görünüyor.

Burada şu benzetmeyi de aktarmak anlamlı olacaktır. Mükemmelliğe ulaşmış biçimlerin daha ileri gitmesinin imkansız olduğunun vurgulandığı sohbetlerde çatal, bisiklet ve gözlüğün halen biçimini koruyor oluşunu, bu teze bir kanıt (!) olarak sunuyor, kitabın da biçimini koruyacağını savunuyor iki büyük bibliyofil.

Bu kanıt ne kadar geçerli bilemeyiz tabii ki ama olayın psikolojik yanını da atlamamak gerekiyor. Bildiğimiz, emin olduğumuz, "olabilir" diye düşündüğümüz hatta olmasını istediğimiz bir şey hakkında refere edilebilecek bir kaynaktan destek almak kadar içimizi rahatlatacak az şey vardır. "Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın"'ın tezleri de öyle. Tezlerinin doğruluğunun bir önemi yok. Bilme işlemi sadece mantıkla işlemiyor malumunuz. Duygular da işe el atmayı ihmal etmiyor. Biz de "biliyoruz" ki, kitaplar yok olmayacak!

Kitapların yok olup olmamasının ne önemi var diye düşünebilir bir çok okur. Ya da nasıl olup da kitaplardan bahsederken heyecan duyabildiğimizi anlamayabilir okumayanlar. Bunları düşünmekte haklı olsalar da bizden bunu açıklayabilmemizi beklemeleri hiç adil değil. Her deneyim sözlü dile bu kadar kolay aktarılamayabilir. Ve maalesef bu satırların yazarı o kadar yetenekli bir anlatıcı olmadığı için ancak alıntılarla durumu kurtarmaya çalışabilir.

Alıntımızı yapmadan önce Momo'muzun yaratıcısına bir selam çakalım. Üstünde kolları kıvrılsa da kocaman gelen bir ceket, altında topuklarına uzanan, rengârenk yamalı bir etekle, kir pas içinde, kıvırcık siyah saçları, iri kocaman gözleriyle, çocuk masumluğu ve belki de yenilmezliğinin simgesi olan, duman adamları alt eden, bize dayatılan yaşamın saçmalığını kendi doğallığı ile gözlerimize sokan Momo. Kahramanımız!

Kitaptaki -onu arkadan gördüğümüz- çizime her baktığımızda, bize hiçbir zaman büyümeyecek kahramanımızı, Hanzala'yı anımsatıp bir miktar da hüzünlendiren Momo. Bu benzerliğe daha sonra ayrıntılı bir şekilde değinmek, Momo'nun ve Hanzala'nın yaratıcılarına saygımızı bir başka yazı ile sunmak yerinde olacaktır. Ama şimdilik bu yazıyı tamamlayalım.

Çocuk öyküleri yazdığı rivayet olunan Michael Ende'nin Türkçe'de de basılmış olan kitapları arasında "Momo" ve "Bitmeyecek Öykü" özel bir yere sahip. Bu kitaplardan Momo'yu şimdilik bir kenara ayıralım ve Bitmeyecek Öykü'den yapacağımız bir alıntı ile neden kitaplardan heyecan duyduğumuzu bir parça olsun anlatmaya çalışalım:

Hiç karmakarışık saçlar ve alev alev yanan kulaklarla bütün öğleden sonra boyunca bir kitabın başında oturmamış, okuyup okuyup da çevresindeki dünyayı, acıktığını ya da üşüdüğünü fark etmeyecek kadar unutmamış biri-
Hiç annesi ya da babası ya da onunla ilgilenen başka bir kişi, sabah erken kalkacağına göre şimdi uyumalısın, gibi iyi niyetli gerekçelerle ışığı söndürdüğü için, yorganın altında, bir el feneri ışığında gizlice okumamış biri-
Hiç harika bir öykünün sonuna gelip de birlikte onca serüven yaşadığı, sevip hayran olduğu, adlarına kaygılanıp umutlandığı kahramanlara veda etmek sorunda kaldığı ve onlarsız hayat kendisine boş ve anlamsız göründüğü için açıkça ya da gizlice acı gözyaşları dökmemiş biri-

Evet böyle biri kitaplardan bahsederken neden heyecanlandığımızı anlamayacaktır. Biz onun için ancak üzülebiliriz. Ya da aslında onu aramıza katmak için mücadele de verebiliriz. Evet bu iyi fikir. Hadi o zaman, bizim sakallıya da bir selam gönderelim:
Dünyanın bütün bibliyofilleri birleşin!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: