MÜZİK ÖTESİ

Mekânda Eylem ve Kadın

Beliz Baldil Özcan - 28 Temmuz 2013

 

Mekânda Eylem ve Kadın

MEKÂNDA EYLEM VE KADIN

Tarih içinde bireyler, yeryüzünde gruplar halinde yaşamaya çalışmıştır. Gruplar halinde yaşam, bireyler arası sosyal ilişkileri geliştirmiştir. Bireyler, doğduğu andan itibaren içinde yaşamını sürdüreceği toplumun oluşturduğu çeşitli kurallar ve söylemler bütünüyle etkileşime geçmek ile karşı karşıya kalırlar, kendilerini ya da kimliklerini tüm bu var olan yapılar ile etkileşimi içinden oluştururlar. Kimlikler, bireylerin yaşamsal pratiklerle oluşturulmuş toplumsal kültür içinden kendilerine atfettiği ve kendi var oluşlarını betimlediği anlamların tümüdür. Kısaca toplumsal ilişkiler ve bu ilişkilerin sonucu olan deneyimler ile kimlik oluşa gelir.

Dişi" ve "erkek" biyolojik olarak doğal olan üreme farklılıklarına dayalı iki ayrı kategoridir. Toplumsal Cinsiyet; toplumun, tarihsel pratiklerine dayalı olarak oluşturduğu, biyolojik olarak doğal olan dişi ve erkeğe yüklenen "kadınlık" ve "erkeklik" kimliklerinin üretildiği, topluluk içinde yaşayan bireylere, ürettiği tüm bu kimlikleri doğallaştırarak kavrattığı bir söylemsel mekanizmadır. " Kadınlık" ve "erkeklik" , başka bir deyişle "cinsiyet rolleri" ya da "cinsiyet kimlikleri" tarih içinde toplumsal pratiklerin oluşturduğu kültür verileri ile şekillenmiştir. Tüm bu "kadınlık" ve "erkeklik" kimliklerini yaratan toplumsal yapı - ki toplumsal yapı toplum içerisindeki kısıtlamaları da ifade eder- kadınlardan kadın rolünü anlamlandıran, erkeklerden de erkek rolünü anlamlandıran eylemler sergilemesini bekler. Toplum içerisinde yaşayan kadınlara ve erkeklere, üslendirilmiş oldukları bu roller, kadın ve erkek kimliklerini, kadın ve erkeğin biyolojik özelliklerine dayandırarak "karşıtlık ve üstünlük" söylemine bağlı olarak geliştirmiştir.

Kadınların biyolojik beden özellikleri kadının duygusallığı ile ilişkilendirilmiş; dış dünyadan uzak tutulması ile birlikte denetlenmesinin şart olduğu inancını da beraber getirmiş, kadın üzerinde erkeğin hâkimiyetini geliştirmiştir. Kadının biyolojik olarak doğal olan bedensel özelliklerine dayanılarak, kadının toplumsal yaşamın devamı olan işlere uygun olmadığı görüşü, kadının dış dünyadan uzakta olmasının gerekliliği ve bunun doğal olduğuna dair inanış şekillenmiştir. Kadının yeri iç / hane / kamusal olmayan yer olarak belirlenmiştir. Eski Yunan'dan bu yana bu durum, tarih sahnesinde yer alan tüm toplumlarda geçerlidir. Kadının mekânsal olarak iç dünyaya itilmesi, erkeğin siyaset, bilim ve savaş gibi dış dünyanın olayları ile özdeşlemesine diğer bir deyiş ile "tarih yazıcı konumu" ile özdeşlemesine neden olmuştur.

Mekân bir var oluş nesnesidir. Söz konusu var oluş, insanın "yer" üzerindeki pratiklerinden geçer, yani mekânı, yer üzerinde inşa eden insan pratikleridir. Başka bir deyişle mekân, toplumsal ilişkilerin yapılandırıldığı ve bu ilişkiler tarafından yapılandırılan yerdir. Toplumsal ilişkiler içerisinden yapılandırılan kimlik, iktidar ve toplumsal ilişkileri yapılandıran ayrıca da toplumsal ilişkiler tarafından yapılandırılan mekân arasında derinlemesine ve devingen bir ilişki söz konusudur. Erkek kimliğinin karşında toplumsal cinsiyet algısı ile kaçınılmaz olarak "ötekileştirilen" bir kadın kimliği söz konusudur.

Toplumsal cinsiyet ile şekillenmiş, kadını bağımlı kılan ataerkil sistem içerisinde erkeğin iktidarına dayalı olarak yaratılan "ötekileşmiş" kadın kimliği, insan pratiklerinin oluşturduğu mekânın bir öğesidir, mekânda bu kimliğin bir öğesidir. "Ben" ya da "biz" , "o" ya da "onlar" algısına bağlı olarak gelişmiş olan kimliğe dayalı başkalık kavramları mekânın kullanımının kurgulanmasını etkiler. Söylemsel olarak oluşturulmuş "Kadın" ve "erkek" kimlikleri mekânda kimliklere atfedilen iktidara dayalı olarak hiyerarşik bir yapılanma geliştirir. Toplumsal cinsiyet söylemine bağlı olarak, "erkeklik" kimliğine ilişkili olarak elde ettiği iktidar ile ataerkillik, kadını mekân içerisine, bu iktidarın varlığını devam ettirebilecek şekilde konumlanmasına olanak vermiştir. Böylece öteki kimliğindeki kadının eylemlerindeki müdahale, mekân içerisinde de kolaylıkla gerçekleşebilmiştir.

Mekânda Eylem ve Kadın

Biyolojik beden özelliğine yüklenen anlamlar kadını özveri, fedakârlık, duygusallıkla ilişkilendirmiştir. Böylece "kadın akıldan dışlanmış; doğayla özdeşleştirilmiştir".

Buna karşılık olarak üstünlük algısı içinde erkek akılla ve toplumsal pratiklerin içinde gerçekleştiği kamusallıkla ilişkilendirilmiştir. Tüm bu ilişiklerin sonucu olarak " kadınlar (,) erkekler mekânsal olarak ayrışmıştır" Kadınlar, akıl ile ilişkilendirilen dış mekândan (kamusal mekân ) dışlanmış, iç mekâna hane / ev ( özel alan) içine, eylemlerinin üzerinde denetim kurulması için hapsedilmiştir.

Kabaca "herkesin gidebildiği yer" olarak tarif edilen kamusal alan öğelerinden bir tanesi de parklardır. Parklar, kentsel mekânlardır ve mekansal olarak halkın gezip dolaşması için özel olarak tasarlanmış büyük bahçelerdir. Daha önce de değindiğimiz gibi mekanlar uzayda yer kaplamaktan çok insan eylemlikleriyle varlık kazanırlar. İnsan eylemlikleri ise kişilerin kavratılmış kimliklerine dayanır. Parklar kamusal alan ile özdeşleşmiş erkekler tarafından içinde yaşadığımız ataerkil sistemin kendi kimliklerine bahşetmiş olduğu iktidara dayalı olarak özgürce kullanılır. Erkeklerin karşılaşma, toplaşma, dinlenme yeri olan parklarda karşılıklı olarak sosyal ilişki üretiminde olan erkekler, hem kamusal alanda erkeklik kimliğini tekrar inşa eder hem de mekanın taşıdığı anlamını tekrar üretirler. Kadınlar ise parkları ülkenin çoğu yerinde ancak yanında bir erkek olduğunda kullanabilmektedir.

AKP muhafazakar - sağ ideolojisini, eril söyleme dayalı olarak yıllardır Türkiye'de pekiştirmektedir. Toplumun çeşitli kesimlerini özellikle kadınları ötekileştirerek kamusal alanda görülmez kılmaya çalışmakta ve bu anlayışa dayalı yasal düzenlemeler yapmaktadır. Böylece AKP iktidarında, iktidarın anlayışına göre kadının varlığı ev içinde ancak yer bulabilmektedir.

"Dediğim dediktir, biz karar verdik yaparız" anlayışıyla Türkiye'nin en büyük metropolünün ortasındaki nadir yeşil alanlardan biri olan Gezi Parkı'nı da rant sağlamak amacıyla yok etmeyi planlamakta olan iktidar tüm ötekileşmiş kimliklerin bir araya gelmesiyle öfkeli, inançlı ve de kolektif bir protestoya maruz kalmıştır. Erkek kimliğinin yeniden üretildiği mekân olan bir parkta halk orta sınıf, beyaz, burjuva, egemen erkek kimliğinden çok uzakta bir eylemlilik üretmiş, böylece kamusal alanı erkek egemenliğini besleyen alan olmaktan çıkarmış, özel alan ile kamusal alan yapay ikircikliğini yok etmiştir. Kadınların Gezi Parkı olaylarında eylem anında, müdahale sırasında, haberleşmede, yardımlaşmada, düzenlenen forumlarda boy göstermesi, eylemlerin öznesi olması Gezi Parkı içinde feminist çadırlar kurması; mekân üzerinde toplumsal cinsiyet söylemine muhalif bir eylemlilik inşa etmiş ve mekanı anlamlandırmıştır. Tüm bu durumlardan rahatsız olan AKP iktidarı ataerkil sistemin ustaca kullandığı "annelik" kurumuna başvurarak " çocuklarınıza sahip çıkın" diye anneleri eylemi sonlandırmaya çağırmış fakat tam da tersi olarak anne olan kadınlardan da mekânsal protesto cevabı almıştır.

Gezi Parkı olayları toplumsal cinsiyet algısının oluşturduğu eril söylemin kadına dayattığı "kadın kimliği" algısını alaşağı etmeye büyük katkıda bulunmuş, kadın kimliğini erkeğin mekansal uzantısı olmaktan çıkarmış, özgür özne haline getirmiş, AKP iktidarını besleyen en önemli unsuru kolektif bir eylemle sarsmıştır!

Beliz Baldil Özcan

Mekânda Eylem ve Kadın
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: