MÜZİK ÖTESİ

Lovecraft Üzerine Birkaç Not...

Jale Özgür - 4 Şubat 2006


Tıklım tıklım kitap dolu yüksek raflar arasında bir yazarı arıyorum, en iyi korku yazarlarından biri, ustası Edgar Allan Poe'dan sonra gotik edebiyatın öncülerindenmiş. Korku, gotik diye sayıklayarak, gözlerimi kırpmadan kalın, ciltli, soluk sarı sayfaları olan eski basım kitaplar ararken; ince, renkli karton kapaklı, yeni basım bir kitap buldum.

Üstelik üstünde toplu eserleri yazıyordu, kitapları kağıt kalitesinden kapak resmine kadar bir bütün olarak değerlendirdiğim için biraz hayal kırıklığı ile hadi bakalım, deyip aldım, o gün okudum o ince kitabı ve o kısacık kitaptan Cthulhu'nun Çağrısı, Yabancı, Erich Zann'ın Müziği zihnime kazındılar. Sonra 3 cilt toplu eserlerine kavuştum ileriki yıllarda.
İşte şimdi Lovecraft'ın toplu eserlerini (özellikle bu bölümde ele aldığım toplu eserlerin 1. cildini) okumayan kitap delileri, fantezi manyakları, korku tutkunları  yazıya devam etmesin, Lovecraft'ı okuyun da  sonra tartışalım. Ama pek kitap sayfaları arasında dolaşmayan gözler, kitap tozu yutmamış boğazlar, kitap kokusu solumamış burunlar devam etsin ki Lovecraft'ın gizemli dünyalarından  sefil kalacak yansıtmalarım ve acizane yorumlarım onları bu derin ve karanlık kuyunun başına sürüklesin, belki Lovecraft'ın ağına düşerler

Lovecraft'ın ilhamları olan masallar, fabllar, İlyada ve Odyssey gibi mitolojiler ve binbir gece masalları gibi otantik öyküler çoğunlukla hasta yattığı yatakta, rahatsızlığından dolayı okula gitmediğinde evde yakınında bulundurduğu kitaplardır. 4 yaşında bu klasikleri okuyan Lovecraft'ın oyun alanı ormanda yaptığı bir sunak ve en iyi arkadaşı da pagan tanrılardan Pan'dır. Babasının ölümünden sonra teyzeleri ve annesi ile başlayan döneminde annesinin bu zayıf,  hastalıklı çocuğa fazla ilgisi, bazen nefretle karışık karanlık koruyucu kanatları çocuğun büyüdüğünde hayatın ıssız, kuytu köşelerine çekilmesinde bir payı olduğunu düşündürüyor. Kadınlarla ilişkisi kötü başlayan  Lovecraft  ileride de bunu düzeltememiş ki yahudi düşmanlığını desteklediği halde yaptığı tek evlilik bir yahudi kızı iledir. Lovecraft'ın balıklarda ve sürüngenlerde görüldüğü gibi çevre sıcaklığına göre vücut sıcaklığını değiştirebilmesi hayatının ve öykülerinin paralelliği ile öykülerine bir gerçeklik payı katıyor, bu bunalımlı, tuhaf yazarın öykülerini okumak, öykülerinin içine girmek, Lovecraft'ın hayatına girmek ve belki bunları da yaşamak demek, bir kitabın sayfaları arasında korku içinde kilitli kalmak demek. Lovecraft Yunan ve Arap mitolojilerini okuyarak yaşadığını ima ettiği kendi özgün mitolojisini yazdı, Kara Kule serisi ile korku krallığını kuran Stephen King gibi korku yazarlarının vazgeçilmez esin perisi oldu. Lovecraft'ın paralel evrenler düşüncelerini kanıtlayacak tutkusu olan astronomiye ilgisi, okuldaki derslerle başladı,  gazetede ilk basılan yazısı astronomi konusunda oldu, ayrıca bilimkurgu öykülerinin de  vazgeçilmez bir unsurudur astronomi. Bir edebiyat türü olan korku öykülerini sanata dönüştüren Lovecraft konuşmayı çok sevmediği halde kağıt üzerinde çenesi düşük bir yazar olarak 100 000'e yakın mektup postalamış. Mektuplarının 13 kitap olarak basılması ile hayranları bu kadar zamanı öykü yazmaya ayırmadığına yakınır. Ama mektupları Lovecraft'ın felsefesini, ilgilerini, öykü oluşumlarını anlattığı için, bir bakıma içini döktüğü için yine çok değerlidir. Lovecraft'ın hayatı boyunca doğru dürüst bir kitabı basılmamıştır, ölümünden sonra arkadaşlarının girişimleriyle zamanla tüm öyküleri basılmıştır.Öykülerinin ölümünden sonra değer kazandığı Lovecraft'ın düşleri ve kabusları öykülerinin çoğu zaman kaynağı olmuştur. Fakat düşlerinin önemi, Lovecraft'ı  diğer dünyaların kapısında dikilen tek adam yapması, kabuslarının ise onun ölümüne neden olmasıdır.

Delilik Dağları'nda öyküsüyle Immortal'ın At The Hearth Of Winter albümü muhteşem bir derin dalış atmosferi oluşturacaktır size, bazen albüm kapağına göz atmak özellikle bu sıkıcı kış aylarında korkuyu damarlarınızda kaynatacak ya da merakı Özellikle hayatımızın kar yağışı ile kısıtlanan şu günlerinde pencere kenarında Delilik Dağları'nda okuyarak karın keyfini çıkarabilmek ne kadar ironik! Nesnel bilgiler sunduğu öykü boyunca okuyucunun güvenini kazanan Lovecraft sonucu açık uçlu bırakmaktadır bu öyküde olduğu gibi, böylece sonuca yaklaştıkça bazı görüntüleri olduğu gibi bırakarak sadece bu görüntülerin çıldırttığı kahramanların akıbetlerini sıralar. Lovecraft'ın bazı öykülerinin zamanı olmadığı gibi bu öyküsü kendi zamanında geçmektedir. Lovecraft'ın bu kurgudaki öyküleri tüm romantikliğim ile bende, evet, inanıyorum, hissiyatına neden olmaktadır, bu öykülerdeki nesnel bilgiler ve şimdiki zaman olağanüstü mitlerinin dayanakları olmaktadır, ayrıca mitleri boyutsuz bırakmayıp güncel hayata getirdiği için önemlidir. Bu öykünün Lovecraft'ın yalnızlığını anlattığı özellikle hissediliyor, genellikle öykülerinin kişileri en fazla iki olurken  bu öyküsünde kalabalık bir grup ile yolculuk ediyoruz, fakat aktif diyaloglarla karşılaşmıyoruz, bu da Lovecraft'ın  çekingen, asosyal kişiliği belki de. Ve sonuçta gördüklerini anlatamayacak kadar korkmuş, dehşete düşmüş bir adam, işini bırakmış,  'bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı' denilen adam devam eden satırlarda durumunu kabul ederek sakinleşmiş, kurbanın başkalarına anlatma eziyetinden kurtulmak için yadsıma ve olaydan söz açmama, unutmaya çalışma evrelerini okuyoruz. Lovecraft'ın mitlerini oluşturan kabusları karşısındaki psikolojisi de aynen böyle olmalı. Tasvirlerin efendisi Lovecraft bence en usta olduğu kent tasvirlerinden en iyilerinden birini daha döküyor önümüze, kenti tüm ayrıntıları ile gözümüzde canlandırabildiğimiz halde Lovecraft öykülerini beyaz perdede aynı duygularla izleyemiyoruz ne yazık ki. Dünya tarihinin ilk zamanlarından kalma bu şehrin evrenin sırlarına beşiklik ettiğini düşünüyorum öykü bittiğinde aklımda kalan en canlı kısım olarak. Bu öykü, uzunluğu ve teknik bilgilerin fazlalığı nedeniyle iç sıkıntısı yapıp tekrar tekrar okunamasa da açık arazi, fırtına, kar fobisi oluşturma kapasitesi bulundurmaktadır, dikkatinize. Bu korku yazarının amaçladığı okuyucusunu huzursuzlandırmaksa, başarmıştır kesinlikle.

Charles Dexter Ward başlangıçta Bram Stoker'ın Dracula'sındaki Renfield karakterini anımsatır bana, hayran bırakan ama tehlikeli zekalar öykülerin beni çarpan kısımlarıdır. Ayrıca vampir izlenimi bırakan, zayıf, zeki, antikalara ve gizeme düşkün, cool bir kişilik olan Charles Dexter Ward'ı büyük bir aşkla okurum, bu öykü en az iki kez okunmuştur kesinlikle (arka arkaya en az iki kere okunmalıdır desen daha mantıklı gibi), okumadınız mı, okuyun lütfen, beni yalancı çıkarmayın, böyle mükemmel bir şey için beni yalvartmayın İlk bölümüne çocukluğundaki muhteşem anılara özlem diyebilirim. Bunu ben de yaşıyorum: Konserlerden sonra teyzemlerde kaldığımda rahmetli eniştemin 6.30'da  demlediği çayın kokusuyla uyanıp içkinin kalan acı tadını silip atmasını çok özlüyorum. Sahip olduğum birkaç kaset hazinemdi, her riff ezberlenir, her yeni kasette yeni ve aynı heyecan hiç dinmeden yaşanırdı,şimdi . İşte bu üzücü kısım Ward'ın kimliğini yani atasını bulması ile sonuçlanır. Belli bir yaşa geldiğim zaman ailemin hiç düşünmediğim özelliklerini öğrenmiştim, aslında yaşım itibariyle farketmiştim, yaşayamadığım, doyamadığım, geç kaldığım dedem çok iyi mektup yazarmış, mektuplarını hala saklıyoruz. Ward da böyle değerli belgeler buluyor, yutar gibi hepsini emiyor ve içini kemiren bir merakla araştırmaya devam ediyor. Ailenin geçmişi bölümünün uzunluğuna ve tüm ayrıntılara rağmen mükemmel bir hikaye olarak devam eden satırlara, iki güzel hikaye de olurmuş bundan, diyerek devam ediyorum. Sonra olaylar patlıyor, benim için okültizm kısımları doruk noktasını oluşturuyor. Portrenin görevi gibi bizim hayatlarımızda da denetleyen, sorumluluk hissettiğimiz birşeyler olmaktadır, portrenin kaybedilmesi ile benim içim kavruluyor, fakat öykünün bunu sağladığını söyleyemeyeceğim. Benim diriltilen ölüler, mezarlıklar ve mahzen öykülerinden  sıkıldığımdan değil, öykünün sonu dahiyane olduğundan burada kesiyorum.

Cadı Evindeki Düşler kafamdaki, kafalardaki cadı imajını tamamen değiştirdiği için çok değerlidir, yaratıcılığın Lovecraft'ın bu öyküsünde de tavana vurduğunu görüyoruz, cadı, fare gibi kült olmuş korku karakterlerinin nasıl diriltildiğini okuyoruz. Hasta uyuklamaları, düşleri Lovecraft'ın zayıf, hastalıklı çocukluğundan olmalı, okurken battaniyelere sarınıp bir bardak sıcak çay, bir kase çorba canınız çekmezse okunmuyor, matematik ve boyutlar ile nesnel bilgilerden gizeme geçiş yapıyoruz ve bu bölüm bir matematikçi olmayı düşündürecek kadar zevkli. Çoğu öyküsünde Lovecraft'ı pasif veya gözlemci bir rolde izliyoruz, Cadı Evindeki Düşler ise hareketli ve tam bir kurgu, yine iyi tasvirler okuyoruz ama ön planda  yeralan duygular ve düşünceler, bu haliyle benim gibi bir romantik için Cadı Evinde Düşler yanlış bir şey yazıp batırmamak için kısaca bahsettiğim ve gerçekten daha çok beynimde yaşatmak istediğim bir öyküdür.

Bilinmeyen Kadath'a Düş Yolculuğu Lovecraft'ın yaratıcılığının mükemmelliğe ulaştığı yerdir. ( Bu cümleyi birkaç kez kullandım galiba! Lovecraft gibi, tekrarlar yapmaktan korkmuyorum artık=) Popüler kitaplardan veya filmlerden sonra yaratıcılık son noktasına ermiştir, orjinallik bitmiştir, bu ne yüzeyselliktir, nerde derinlik, diye söverken Lovecraft bu öyküsü ile insanoğlunun Shakespeare'den, Dante'den sonra da yapabileceği çok şey olduğu umudunu vermiştir hep. Bu öyküler benim rüyalarımda da  bir canlılığa neden olmuştur, o kadar imrenmişimdir ki bunları görmeye kayda değer iki yapıda, siyah bir şatoda ve çok ihtişamlı bir tapınakta koşturma şerefi bana nail olmuştur. Başlangıçta istediği tek şey 3 kez rüyasında gördüğü kenti bir kez daha görebilmektir, fakat Yüceler kente girmesine izin vermezler. Hayatımızda yaratıcıyı sorguladığımız zamanlar olmuştur, ama sorgulanan Yüceler olunca Randolph Carter'ın başına gelenler sıradan olamazdı, Zooglar, Guller, Guglar, Ghastlar, Ay yaratıkları, kedi kabileleri, zebaniler, Shantak kuşları ile Dylath-Leen, Leng yaylası, Celephais, Inquanok, Sarkomand, Ngranek gibi haritasının çizilme vakti gelen bir coğrafyada dolu dizgin, temponun hiç düşmediği bir öykü çıkıyor karşımıza, gelişen olaylar ve coğrafyalar inci gibi dizilerek bizi vurucu bir sona getiriyor. Bu öyküde Lovecraft'ın tüm yaratıklarından birer örnek görüyoruz, çoğu yaratıkların genellikle el ve ayak parmaklarının arasının perdeli, salyalı, sarkık dudaklı deniz yaratıklarına, kurbağalara benzer olduğunu biliyoruz, bu da çoğu öyküsünün geçtiği ve yaşadığı yer olan Providence, Rhode Island'ın etkisidir, öykülerde de söz edildiği gibi sisli, soğuk bu kıyı şehri birçok sırrı barındırmaktadır. Eskiden Pickman olan gulün olduğu kısımda, bu da mümkünse,ben de kedi olarak araya girmek isterim, demekten alamadım kendimi, kediler, normal kedi, iyiler olarak kötülüğe karşı Carter ile omuz omuza savaşıyorlar, gerçekten de stratejileri, komutanları olan savaşçı kediler bunlar. Öykünün sonu çok duygusal, fantastik bir öyküye yakışmasa da beni duygulandırdığı için orasını karıştırmıyorum, öykü duygu verebilmişse başarılıdır diyorum. Sadece bu öyküde Lovecraft'ın yaratıcılığıyla gurur duyduğunu hissediyorum ve Lovecraft gibi Kadath beni çok mutlu ediyor.

Yabancı, küçükken annesinin Lovecraft'a hep ne kadar çirkin olduğunu söylemesinden  doğan bir öykü olarak yorumlanır, fakat ben bu dramatikliğin arkasında sadece bir dahi görüyorum. Yazıda bu öyküye sıra geldiğinde bırakıp Yabancı'yı yeniden okudum, bazen bildiğinizden dolayı aynı zevki alamazsınız bir filmden, bir kitaptan, bir parçadan ama Yabancı her okuyuşta o acıyı tattırabiliyor ve sonra Yabancı'nın bahsettiği unutuş ile sakinleştiğimizi biliyoruz ve yeniden okuyoruz ve yeniden unutuyoruz, ama iyi ki unutuyoruz. İlk cümlesinden itibaren hüzünlü klasik müzik tınılarını beynime doluşturan bu öykü gotik bitmez sloganıyla Lovecraft'ın modası asla geçmeyecek gotik öyküsüdür.

Erich Zann'ın Müziği, dehşete düşüren  tasvirlerinin en etkili olduğu, en başarılı öyküsü olmakla birlikte Lovecraft'ın okuyucunun düş gücüne bıraktığı müzik ile ya varsa,dedirten en kısa öyküsüdür. Okuyucularının düş gücüne bıraktığı müzik ile bu öykü, pek çok müzisyene ilk okumalarından sonra tek seferde ne besteler, ne parçalar yazdırmıştır. Ta iliklerinize kadar ürpermek için vasat bir film, başarısız bir vampir filmi olan Queen Of The Damned'in keman bölümlerini önermekle birlikte fonda bir keman ile okumalısınız. Lovecraft'ın yaratıcılığı ile ikna gücünün tehlikeli olduğu bu öykü Paris'te geçer, fakat Lovecraft hiç Paris'e gitmeden bu dehşet manzarayı düşleriyle yazmıştır.

Yazarken zevkli olması  gibi okumanın da zevkli olması umuduyla Lovecraft'ın diğer kitapları ve başka Lovecraft çalışmaları ile devam etmek üzere Herkese iyi okumalar!

Kaynaklar:
Lovecraft - Toplu Eserleri 1 - Dost Yayınevi
Ural Akın - Radikal Kitap - 7 Aralık 2001
www.hplovecraft.com
www.bilimkurgu2000.com
www.karakutu.com
www.bilinmeyen.com



Jale Özgür
jaleozgur@hotmail.com




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: