MÜZİK ÖTESİ

Kim Öldürdü Ulan Beni?

Tunca Arıcan - 22 Kasım 2013

Kim Öldürdü Ulan Beni?Yüzleri kızardığında hislerini, kusana kadar içtiklerinde arzularını, yalnızlaştıklarında hiddetlerini gördüğüm iyi insanların diyarında başıboş, şaşkın, şuursuz gezindim bir süre. Ne onlar benim içime girebildi, ne de onlar bana izin verdiler. Üzerlerine çok düşündüm.

En yeşil, en yalnız, en ürkütücü ormanlarının ortasındaki en sessiz ve ruhani mekânlarının kıyısında, ben ve gitarım çok "oynadık bahçelerinde". Yanımızdan geçen oldu, dönüp bakansa hemen hiç! Ne onlar beni "duydu" ne de ben onlara durup da "ruh" verdim.

Saati sorduklarım oldu sokaklarında, zaman tanımadılar; zamanımı almak isteyenler ise ormanda ne halt ettiğimle ilgilenmediler; dil bilmez, iz süremez idik. Yuvarlanıp gittik. Kötü gelmediler bana… Yalan yok!

Uskumrular yedim denizlerinden. Önce olta atmadım sularına. Avcı değildim; kıyamadım parlak, fosfor güzeli balıklarına. Tekneye uskumrular dolardı; yerdim. Yutkunurdum, yerdim; ağzım yine sulanırdı. Kendime yediremedim bir gün olta attım sulara, çektim oltayı; bozulmasın diye etleri, kılçıklarından ayırdım fosfor renkli uskumruların tuzlu suda. Yalan yok "Uskumrunun arkasından gidiyorduk; Sürünün içinde ben de vardım" İyi hissettim. Sürüye takıldım, avlandım, yediğimin arkasında durdum. Birisinin öldürdüğünü değil kendi katlettiğimi yedim. Ettiklerim ile "katlime ferman" mı? Öyle. "Bilemezler avcının kim olduğunu!" deyip sıyrılırım işin içinden!

Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o "ağ var" sesleri!

Susturamadım sesleri! Ne ahlaklar arasına sıkışmış balinaların nefeslerini, ne de uzaktan gelenlerin hayret çığlıklarını. Boğazı kan damlaları götürürken, Kuzey'de koku yayılabilecek nem bulamazdı.

Ah ne çok koku özlerdim!

Çok şarap içerdim. Bazen nemsiz, bazen buluttan nem kapmış, bazen ise kapılmış gitmiş. EP'sini aldım Grotesque Hysterectomy'nin. Tanımazdım, hoşuma gitti aldım; param da var. İçinden "kusmuk poşeti" çıktı. İçim çekilirse kusayım diye. Ceset var kapakta; et var, kokuşmuş; baktım mı burnumda duyacağım kadar ölü! Peşine düşmedim ölünün; ölmüş, uzakta, toprakta, zihnimde, bilmiyorum nereye gitti? Ben de katılacağım O'na; pek düşünmeye gerek yok. O olacağım, hem de en kabalalıklarda… Kullanılır mı bilmem ama cesedimin her bir işe yarayabilme ihtimali olan parçasını gözden çıkarttım be Gözüm. Telaşa gerek yok ben zaten orada olmayacağım…

Bir gün geldi dönüş zamanı kapıda beliriverdi herşey bitti; gerçeklik beni buldu. Coşkulu ama belli belirsiz bir yalnızlıkla bindim uçağa. Vardım sonunda. Sordum onca zaman uzak kaldığım odama ne oldu diye? Sadece gülümsedim… O kadar yalnız kalmışım ki odam ile hoşbeş ederken bulmuşum kendimi.

Gitarımdan sarkan bagaj fişi…

… Ve o günden sonra hiç bir zaman,
Hiç bir yerde, yaşamadan, inanmadan düşüncelerim üzerine konuşmadım.

Zıpkınlar saplanmış cesetlerin sırtlarına, kulaklardan gitmiyor "Neredesiniz ulan korkaklar, leşlerin içine sığınmış balık kılçıkları?"

 

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=z0-gHk22Ejg



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: