MÜZİK ÖTESİ

KARPUZ KABUĞUNDAN Bİ'ŞEYLER YAPMAK!

Murat Arda - 2 Aralık 2009

Ahmet Uluçay'a Saygıyla...

 

İmkansız diye bi'şey var mıdır? İnsanoğlunun yapmak isteyip de yapamayacağı bi'şeyler? Olabilir mi? Mesela ilk insan iki ayağının üzerinde nasıl doğruldu, nasıl ve hangi şartlarla ayağa kalktı? Kanepede oturarak değil sanırım? Kanepede oturmak ve hayıflanmak insan tabiatında var mıdır? Sahi, bırakınız kanepeyi koltuğu; insan omurgası oturmaya mı programlıdır yoksa mücadeleye mi? İlerlemeye ve harekete mi özgüdür doğamız; yoksa evde oturup yağ bağlamaya ve boşvermişliğe mi?

                                                                          ...      

                                                                                    

Bi ahbabımızın yakını konuşuyordu, yok o loser (kaybeden), bu loser; haaa; o mu; loser'ın tekidir, şunlar ise tam loser!

 

Uçan kuşa loser diyor, sonunda dayanamadım; "Kapa çeneni!" dedim, "Herkesin bir şansı vardır. Kimse kaybeden değildir."

 

...

 

Beyoğlu Sinemasında toplandık Uluçay dostları olarak. Basının ilgisi büyük. Vefalı dostları Ahmet'i son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlar. Yüksel Aksu; "Dondurmam Gaymak" filminin yönetmeni, "ölüm" gibi ağır bir meseleye yaklaşımını çok sevdim, insanın sağken de "ölü"yken de Yüksel Aksu gibi dostları olmalı. Ahmet Uluçay, Yüksel Aksu, bunlar başka dünyaların insanı, gerçekten güzel insanlar.

Aksu, Ahmet Uluçay ile tanışmasını anlatıyor:

 

"Eşim doktor. Kütahya'nın bir köyüne tayini çıkınca bende peşinden gittim, yeni evliyiz. Gittiğimiz köy Ahmet'in köyü. Köye sinemacı geldiğini öğrenince sabahleyin doktor eşimin kapısına dayanıyor bizimki. Öyle hastalara bakarken falan Ahmet anlatıyor da anlatıyor sinema ile ilgili bir şeyler...Benim hanımda kibardır, öyle insanlara kolay kolay hayır diyemez; hiç durmadan sinema konuşan bu çılgın adamı şaşkınlıkla dinlemeye devam ediyor. İlla diyormuş beni tanıştıracaksın kocanla...Benimle tanıştığında biz bununla sabahlara kadar sinema muhabbetleri yapıyoruz. Ancak adam inanılmaz bir adam, İlkokul terk ama Dostoyevski'den tut Passolini'ye bilmediği halt yok. Ulan ben 4 yıl sinema okumuşum, yüksek lisans yapmışım ama herif beni komplekse sokuyordu vallahi. O günlerde çok iyi hatırlıyorum, sonunda bigün dayanamayıp herife şunu dedim: "Ahmet, iyisin hoşsun ama benim bir cinsel hayatım var!!! Enerjisi bitmiyor yani!!! Bıraksan sabahlara, gündüzlere kadar muhabbet edecek..."

 

Salonda hep birlikte gülüyoruz... Yüksel Aksu müstehzi bir ifadeyle ekliyor: "Ne yapayım, yeni evli ve azgındım!!!"

 

...

Yüksel Aksu, daha dün kaybettiğimiz bir insanın veda töreninde olmasına rağmen, sanki Ahmet Uluçay ölmemiş gibi konuşuyordu; esprilerle ve hatta belaltı esprilerle süslediği anılarında en büyük yeri bu tutuyordu zira: Kahkahalar...

 

"Geçirdiğimiz zamanlarda" diyordu, "Öyle böyle değil, inanılmaz gülüyorduk, inanılmaz eğleniyorduk... Beni komplekse sokan bu herif gibisi gelmedi, gelmeyecek. Ben dahil, hiçbir sinemacı O'nun dehasına yaklaşamadık. Bu arada, beni komplekse soktuğunu söylemiştim ya... Bununla kısa film festivaline katılmıştık, bu birinci olmuştu; ben ikinci! Orda bile beni komplekse soktu! Köye de hemen yayılmış; "Doktorun kocasını geçti!" diye...

 

...

 

Yüksel Aksu konuşurken benim aklımdan çok farklı şeyler geçiyordu...

 

Arkadaşlarım tek tek yurtdışına yerleşiyorlar. Sosyalist olduklarını düşünenler, ilerici olduklarını ileri süren bu güzel insanlar, ülkemizi terk edip yurtdışına "kapak atma" derdindeler. Din eksenli partilerin son yıllarda gemi azıya alması bu durumu iyice pekiştirdi; hatta yurtdışına gitmeyenlere sanıyorum ki "loser" gözüyle bile bakılıyor bilinçaltında. Bu durum eskiden de böyleydi. İlk gençliğimde yakın arkadaşlarımın "Amerika'ya kapak atma" planlarını hiç unutamam:

 

"Kürşat gitti işte Newyork'ta, pompacılık yapıyor!!! Bana dedi ki; 'Burda McDonalds'da çalışırsın, ne bileyim Fried Chicken var, olmazsa benzincide bi iş ayarlarsın"

 

Öteki yanıtlıyor:

"Kürşat önce beni aldıracak. Sonra ben seni aldırırım. Sen de Muammer'i aldırırsın. Sarı!!! (Bana sesleniyor) İstersen Mami de seni aldırır, ne dersin!?"

 

-Napcam orda kanka?

 

"Olm, Amerika'da hep beraber yaşıycaz işte!!!"

 

-Hmm, anladım. Umutçuğum sana bişey soracağım.

 

"Buyur kanka sor!!!"

 

-Sen şimdi Amerika'ya gideceksin, orda benzincide tuvalet temizleyeceksin ve hayatını öyle kazanacaksın, öyle mi?!?

 

"Kanka, şimdi Kürşat dedikine..."

 

-ULAN SİZ MANYAK MISINIZ ULAN, LAN SİZ HAYATINIZDA KENDİ TUVALETİNİZİ TEMİZLEDİNİZ Mİ DE AMERİKALI'NIN TUVALETİNİ TEMİZLEYECEKSİNİZ, MANYAK MISINIZ ULAN SİZ, NE İŞİNİZ VAR LAN SİZİN AMERİKA'DA!!!

 

...

 

Artık nasıl bir etki yarattıysam o elemanlardan hiçbiri Amerika'ya gitmeye kalkmadı!

 

 

Şimdi aynı sorun genç kuşaklarda var ama onlar en azından tuvalet temizliyecez demiyorlar, dil öğrencez diyorlar!

 

...

Şimdi Ahmet Uluçay'a veda töreninden bu mevzuya nasıl geldiğimi merak ediyorsunuzdur.

 

Şöyle; Ahmet Uluçay benim bu saydığım tüm haspaların tersine adeta "imkansızlıklar şövalyesi" gibiydi.

 

Koleje gitmedi;

Universiteye gitmedi;

 

Bırakınız Liseye; ortaokulun bile yüzünü görmedi. Tıpkı Yaşar Kemal gibi, tıpkı kafalarındaki dünyaları çok büyük olan diğer imkansızlıklar şövalyeleri gibi.

 

Kütahya'nın Tavşanlı köyündendi Ahmet.

 

Yem Fabrikası'nda hamallık yaparken "Karpuz Kabuğu'ndan Gemiler Yapmak"ı çekti.

 

'Dinciler iktidara geldi' bahanesi yoktu.

...

'İş bulamıyorum, istediğim iş sahaları Türkiye'de mevcut değil!' cümlesi ağzından bir kere çıkmadı.

...

'Param Yok!' dedi belki ama 'Param olmadığı için sinema yapmama imkan yok!' hiç demedi.

...

 

Ahmet Uluçay'ın ağzından aktarıyorum:

 

"İlk kısa filmimi çektiğimde festivaldekiler benim kılığıma, konuşmama bakıp gülüşüyorlardı bariz. Çünkü 'Benim En Büyük İsteğim Uzun Metrajlı Film Yapmak' dediydim. Kikir kikir alaycı gülüşüyorlarken aklıma Keloğlan geldi. Bilirsiniz; Keloğlan parasızdır, pulsuzdur ama ne yapar ne eder sonunda padişahın kızıyla evlenir. İşte ben o gün kendi kendime 'gülün siz', dediydim, Göreceksiniz, padişahın kızını alacağım!"

 

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ı tamamladığında padişahın da kızını almış oldu Ahmet Uluçay.

 

Hepimize örnek olacak, gerçek bir aydın, gerçek bir sanatçı idi Uluçay.

 

Yüreğimin ta derinliklerinden, içtenlikle, saygıyla ve özlemle O'nu hep hatırlayacağım;

 

Işık içinde yat "İmkansızlıklar Şövalyesi."

 

 

Not: Karpuz Kabuğundan Bi'şeyler Yapmaya Niyetlenmiş Herkesin Başı Sağolsun!

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: