MÜZİK ÖTESİ

Karantina...

Pakize Küreç - 31 Ağustos 2006


Dağların bulutlara en yakın olduğu yerde tek başına bir ev Evin tüm duvarlarında raflar Rafların üzerinde kitaplar Kitaplarda dünya Evde üç kişi; çocuk, anne ve baba Baba ve anne kitaplardan dünyayı anlatır çocuğa.

Çocuk büyür, çocuk okudukça büyür. Çocuk büyüdükçe insanlara olan merakı artar. Bu merak onu her gün uçurumun kenarındaki kayalara götürür, bir kaya üzerinde oturur günün içindeki uzun zaman diliminde ve izler uzaktan insanlarını göremediği kasabayı. "Camdan fanus" der sessizce. Camdan fanusla kaplanmış gibi görür kasabayı. Hayalinde bir taş yaratır, tıpkı kasaba için yarattığı fanus gibi, fırlatır içindeki meraklardan oluşan taşı. Hayalindeki taş hayalindeki fanusa çarpar, küçük taş seker kalın duvarlı fanustan. İçindeki merakı tanımlayan taş, bilinmezliğe karşı hissettiği korkulardan oluşan camdan fanusu sarsmaya yetmez. Uçurumun kenarında günden güne artan bir zaman diliminde oturur, meraklı gözlerle uzun uzun baktıkça uzaklardaki kasabaya, hayalindeki taş git gide büyür. Vazgeçmeksizin her gün bir taş fırlatır kasabaya doğru. Ve her gün "bugün de olmadı." der içinden.

Bir gün zorlanarak fırlatır içindeki taşı. Taş fanusa çarpar, adamın geçebileceği boyutta bir delik oluşur. Adam heyecandan ne yapacağını şaşırır, "Bu gece Bu gece gizlice geçmeliyim bilinmezlikte açılan kapıdan" der.

Hayatında gelen en geç geceyle birlikte ürkek ve yavaş adımlarla kasabaya doğru ilerler adam. Kasabanın etrafını saran ağaçların arasında bir süre bekler, merakın ve cesaretin birbirine karıştığı duygularla hareket eder yeniden. Kendini kimsesiz bir sokakta bulur. Sokaktaki evlerden sesler yükselir. Uzun süre yürümekten yorulan bedeni için, kırmızı kapılı bir evin önündeki kaldırıma oturur. Kırmızı kapılı evde bir çocuk ağlar, çocuk ağladıkça anne bağırır; baba vurdukça anne bağırır, çocuk ağlar. Kalkar kırmızı kapılı evin önünden, üzgün bir şekilde. Birkaç sessiz evin yanından geçer, üzgün ve düşünceli. Penceresinde perde olmayan bir evin önünde durur aniden. Evde iki kişi, ikisi de yaşlı ve sessiz. Beraber yaşlanan iki yabancı gibi birbirinden ayrı bedenler.

Kasaba uykuya dalana kadar dolaşır sokaklarda. Evlerin seslerine kulak verir. Dinledikçe evlerin insanlarını gizlice, üzüntüsü artar. Anlayamaz aynı evde yaşayan, birbirine yabancı insanları. Anlayamaz sevgi sözcükleri yerine çıkan karanlık sözcükleri. Küçücük gözlerde gördüğü keder damlalarına üzülür.

Yavaş adımlarla geldiği kasabadan koşarak uzaklaşır. Kasabayı  "sevgisizlik salgını" sarmıştır, adama göre. Sevgisizlik hastalığına yakalanmaktan korkup, cam fanusun kırılan yerini onarır. Günden güne küçülen taşını bir daha hiç fırlatmaz, insanları görünmeyen kasabanın cam fanusuna.


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: